Bir boşanma dosyasında kusur, yalnızca eşlerin birbirlerine doğrudan söylediği sözler veya yaptığı davranışlar üzerinden belirlenmez. Eşlerden birinin kendi ailesinin evliliğe müdahalesine karşı nasıl davrandığı da kusur incelemesinin konusu olabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.03.2020 tarihli, E. 2020/356, K. 2020/1767 sayılı kararı bunun açık örneklerinden biridir.
Kararı yalnızca “eşini ailesine karşı korumayan erkek ağır kusurludur” cümlesiyle özetlemek ise eksik kalır. Dairenin ulaştığı sonuçta iki husus birlikte belirleyicidir: İlk hükümde erkeğe yüklenen kusurun onun tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleşmesi ve yalnız kadın tarafından temyiz edilen hüküm bozularak döndükten sonra kadına daha önce yüklenmemiş yeni bir kusurun eklenememesi. Bu iki usulî sınır doğru uygulandığında tarafların kusur dengesi de değişmiştir.
İçindekiler
Dosya bu yönüyle hem ailelerin evliliğe müdahalesi karşısında eşin tutumunu hem de boşanma yargılamasında bir kez kesinleşmiş kusur tespitinin bozma sonrasında nasıl ele alınacağını göstermektedir. Kusur dengesindeki değişiklik, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin sonucunu da doğrudan etkilemiştir.
İlk Kararda Kadın Ağır, Erkek Daha Az Kusurlu Bulunmuştu
Uyuşmazlık karşılıklı boşanma davasından doğmuştur. İlk derece mahkemesi, erkeğin ailesi ile eşi arasındaki dengeyi kuramadığını ve eşine koruyucu davranmadığını kabul etmiştir. Kadına ise kıskanç tavırlar sergilemesi, eşine başkalarının yanında sinirli ve agresif davranması ve hakaret etmesi kusur olarak yüklenmiştir.
Mahkeme bu davranışları karşılaştırarak kadını ağır, erkeği daha az kusurlu görmüş; kadının boşanma davasını reddederken erkeğin davasını kabul etmiştir. Burada önemli olan, erkeğin ailesiyle eşi arasındaki dengeyi kuramaması ve eşini korumaması yönündeki tespitin ilk hükmün kusur gerekçesine açık biçimde girmiş olmasıdır.
İlk hükmü yalnız kadın temyiz etmiştir. Erkek, kendisine yüklenen kusurları temyiz etmemiştir. Daha sonraki bozma yargılamasında belirleyici olacak ilk sınır da tam olarak burada ortaya çıkmıştır.
İlk Bozma Kusurdan Değil, Kadının Vesayet Durumunun Araştırılmamasından Kaynaklandı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ilk incelemesinde tarafların kusur dağılımını esas alarak bir bozma yapmamıştır. Dosyada kadının ruhsal rahatsızlığından söz edildiği için, Türk Medeni Kanunu’nun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 56. maddeleri çerçevesinde vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Bu mesele ön sorun kabul edilerek sonucu beklenmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Dosya bu nedenle mahkemeye döndüğünde kusur belirlemesinin baştan ve sınırsız biçimde yeniden kurulabileceği bir aşamaya gelinmiş değildi. Buna rağmen mahkeme, bozma sonrasında kadına ilk hükümde bulunmayan yeni bir kusur yükledi; erkeğe daha önce yüklenmiş kusuru ise değerlendirme dışında bıraktı.
Bozma Sonrasında Kadına Yeni Kusur Eklenmesi Sonucu Değiştirdi
Bozma sonrasında mahkeme, kadının “eşine ailesi yanında küçük düşürücü sözler söylediği” vakıasını da kusur olarak kabul etti. Oysa bu davranış ilk hükümde kadına yüklenmemişti. Üstelik ilk hükmü temyiz eden tek taraf kadındı.
Yargıtay bu noktada açık bir sınır çizdi. Hükmü yalnız kendisi temyiz etmiş olan tarafın durumu, bozma sonrasında ona daha önce yüklenmemiş yeni vakıalar eklenerek ağırlaştırılamaz. Kadının aleyhine yeni bir kusur oluşturulması bu nedenle doğru bulunmadı.
Aynı zamanda erkeğin ilk hükümde kendisine yüklenen kusuru temyiz etmediği de gözden kaçırılamazdı. Daire, bu kusur tespitinin kesinleştiğini kabul etti. Dolayısıyla erkeğin ailesi ile eşi arasında denge kuramaması ve eşine koruyucu davranmaması eksenindeki kusur, bozma sonrasında yok sayılarak kusur hesabından çıkarılamazdı.
Sonuçta İlk Derece Mahkemesi bir taraftan kadına yeni bir kusur eklemiş, diğer taraftan erkeğin kesinleşmiş kusurunu denklemden çıkarmıştı. Yargıtayın ikinci bozması esasen bu iki hatanın düzeltilmesine dayanır.
Eşini Ailesine Karşı Korumamak Hangi Durumda Boşanmada Kusur Olur?
Kararda geçen “ailesi ve eşi arasındaki dengeyi kuramama” ile “eşine koruyucu davranmama” ifadeleri, aile müdahalesi bulunan her evlilikte aynı sonucun doğacağı anlamına gelmez. Boşanma hukukunda kusur, somut vakıalar üzerinden değerlendirilir. Ailenin evliliğe ne şekilde müdahale ettiği, eşin bu müdahaleyi destekleyip desteklemediği, sınır koyup koymadığı ve yaşananların ortak hayat üzerindeki etkisi birlikte incelenir.
Örneğin eşin ailesinin diğer eşe sürekli hakaret etmesi, evlilik içindeki kararlara baskıyla müdahale etmesi veya eşleri karşı karşıya getiren davranışlarını sürdürmesi tek başına yeterli değildir. Kusur iddiasının, bu müdahale karşısında eşin ne yaptığı veya yapmadığıyla bağlantısı kurulmalıdır. Yargıtayın incelediği dosyada da erkeğe yüklenen davranış, ailesi ile eşi arasındaki dengeyi kuramaması ve eşine koruyucu davranmamasıdır.
Bu konu, sitedeki boşanmada kusur sayılan davranışlar incelemesinde ele alınan genel kusur sisteminin bir parçasıdır. Bir davranışın varlığı kadar, evlilik birliğine etkisi ve diğer eşin davranışlarıyla karşılaştırıldığında taşıdığı ağırlık da önemlidir.
Kararın Asıl Önemi, Kesinleşen Kusurun Sonradan Silinememesinde
Bu kararın uygulamadaki en önemli taraflarından biri, kusur tespitinin kanun yolu sürecinde geçirdiği aşamadır. İlk hükümde bir eşe belirli davranışlar kusur olarak yüklenmiş ve o eş bu kısmı temyiz etmemişse, sonraki yargılamada aynı davranışların sanki hiç kusur sayılmamış gibi değerlendirme dışına çıkarılması mümkün değildir.
Benzer biçimde, hükmü yalnız bir tarafın kanun yoluna götürdüğü durumda bozma sonrasında o tarafın aleyhine ilk kararda bulunmayan yeni kusurlar üretilmesi de dosyanın dengesini değiştirir. Yargıtay bu dosyada iki problemi birlikte görmüş ve İlk Derece Mahkemesinin kusur karşılaştırmasını bu nedenle hatalı bulmuştur.
Bu ayrım özellikle karşılıklı boşanma davalarında önemlidir. Dosyada çok sayıda vakıa bulunması, mahkemenin her aşamada tarafların kusurlarını sıfırdan belirleyebileceği anlamına gelmez. Hangi kusurun hangi hükümle tespit edildiği, bu hükmün kim tarafından ve hangi kapsamda kanun yoluna götürüldüğü ayrıca takip edilmelidir.
Kusur Dengesi Değişince Tazminat Talepleri de Yeniden Ele Alındı
İlk Derece Mahkemesinin hatalı kusur değerlendirmesi yalnız “kim daha kusurlu?” sorusunu etkilememiştir. Maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi de bu kusur kabulüne dayanıyordu. Yargıtay, doğru kusur karşılaştırması yapıldığında erkeğin kadına göre daha fazla kusurlu olduğunu, boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu sayılması gerektiğini belirtti.
Daire ayrıca erkeğe yüklenen davranışların kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini, kadının boşanma nedeniyle eşinin maddi desteğinden yoksun kalacağını kabul etti. Böylece Türk Medeni Kanunu’nun 174/1 ve 174/2. maddelerinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat koşullarının kadın yararına oluştuğu sonucuna vardı.
Bu nedenle tazminat taleplerinin tümden reddedilmesi yerine tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet dikkate alınarak uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtildi. Kusur derecesinin tazminat taleplerine etkisi bakımından eşit kusurlu eşin tazminat talebi hakkındaki inceleme de bu ayrımı tamamlayıcı niteliktedir.
Karar, Aile Müdahalesi Bulunan Her Dosyada Otomatik Olarak Ağır Kusur Sonucu Doğurmaz
Kararın sonucu, başlığı veya kısa özeti üzerinden okunduğunda kolayca yanlış genellenebilir. Yargıtay “eşinin ailesi evliliğe müdahale ettiyse erkek her durumda ağır kusurludur” şeklinde genel ve soyut bir kural kurmamıştır. Bu dosyada ağır kusur sonucuna, taraflara yüklenen bütün davranışlar doğru biçimde karşılaştırıldıktan sonra ulaşılmıştır.
Üstelik karar metninde erkeğin ailesinin evliliğe müdahalesinin hangi somut söz ve davranışlardan oluştuğu ayrıntılı olarak aktarılmamıştır. Bu nedenle kararın başka bir dosyaya uygulanmasında yalnız sonuç cümlesini almak yeterli değildir. Öncelikle o dosyadaki aile müdahalesi somutlaştırılmalı, ardından eşin bu müdahale karşısındaki tavrı ortaya konulmalıdır.
Kusur iddiası tanık beyanlarına dayanıyorsa tanığın hangi olayı bizzat gördüğü veya kimden duyduğu önem taşır. Yazışma ve ekran görüntülerinde ise içeriğin yanında delilin nasıl elde edildiği ve bağlamından koparılıp koparılmadığı ayrıca incelenir. Bu konularda tanık beyanlarının kusur değerlendirmesine etkisi ile boşanmada WhatsApp mesajlarının delil niteliği hakkındaki yazılar birlikte okunabilir.
Aile Müdahalesi İddiasında Dilekçe ve Kanun Yolu İncelemesi
Aile müdahalesine dayalı bir boşanma iddiasında iki farklı olgu birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi, eşin anne, baba veya diğer yakınlarının evliliğe müdahalesidir. İkincisi ise eşin bu müdahaleye karşı gösterdiği tutumdur. Yakınların davranışı ne kadar ayrıntılı anlatılırsa anlatılsın, eşin kusuru kurulacaksa onun kendi davranışının da somutlaştırılması gerekir.
Kanun yolu aşamasında ise dosyaya başka bir gözle bakılmalıdır. İlk hükümde hangi vakıanın kime kusur olarak yüklendiği, taraflardan hangisinin hangi kısmı istinaf veya temyiz ettiği ve bozma kararının hangi nedenle verildiği ayrı ayrı çıkarılmalıdır. İncelenen karar, bu takibin yapılmaması hâlinde yalnız kusur derecesinin değil, tazminat gibi boşanmanın mali sonuçlarının da yanlış belirlenebileceğini gösterir.
Yargıtay kararının tam metni yukarıdaki belge okuyucuda yer almaktadır. Karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.03.2020 tarihli, 2020/356 Esas ve 2020/1767 Karar sayılı ilamıdır. Esas ve karar numarasıyla Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden de araştırma yapılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Evet; somut olaya göre eşin kendi ailesi ile diğer eş arasındaki dengeyi kuramaması ve eşine koruyucu davranmaması boşanmada kusur sayılabilir. Bu kararda da erkeğe bu davranışlar kusur olarak yüklenmiştir.
Erkeğe ilk hükümde yüklenen kusurlar onun tarafından temyiz edilmediği için kesinleşmiştir. Buna karşılık bozma sonrasında kadına ilk kararda bulunmayan yeni bir kusur yüklenmesi doğru bulunmamıştır. Bu iki husus birlikte değerlendirildiğinde erkek daha ağır kusurlu kabul edilmiştir.
Bozma sonrasında, yalnız temyiz eden tarafın aleyhine ilk hükümde bulunmayan yeni kusurlar eklenemez. Diğer tarafın temyiz etmediği ve bu nedenle kesinleşen kusurları da değerlendirme dışına çıkarılamaz.
Hayır. Karar böyle genel bir kural koymamaktadır. Ağır kusur sonucu, taraflara yüklenen bütün davranışların birlikte karşılaştırılmasıyla ortaya çıkar. Aile müdahalesi ve eşin bu müdahale karşısındaki tutumu her dosyada ayrıca değerlendirilir.
Bu kararda erkeğin ailesinin hangi somut söz veya davranışlarla evliliğe müdahale ettiği ayrıntılı biçimde açıklanmamıştır. Başka dosyalarda bu iddia ileri sürülüyorsa müdahale oluşturan olaylar ile eşin bu olaylar karşısındaki tutumu somutlaştırılmalı ve uygun delillerle desteklenmelidir.
İlk bozma kusur belirlemesine ilişkin değildi. Kadının ruhsal rahatsızlığı nedeniyle vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun ön sorun olarak değerlendirilmesi gerektiği için karar bozulmuştu.
Evet. Kusur dengesi yeniden kurulduğunda erkeğin daha ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş; Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesindeki koşulların kadın yararına oluştuğu belirtilerek maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi bozma nedeni yapılmıştır.
Kararda belirli bir tazminat miktarı tayin edilmemiştir. Uygun miktar belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı, ihlal edilen menfaatler ve hakkaniyet ölçütleri dikkate alınır.
Yargıtayın bu bozma kararı kusur belirlemesi ile maddi ve manevi tazminat taleplerine yöneliktir. Bozma kapsamı dışında kalan diğer hüküm bölümleri onanmış; yoksulluk ve tedbir nafakası yönünden yeni ve bağımsız bir bozma gerekçesi kurulmamıştır.
Karar; eşin ailesinin evliliğe müdahalesine karşı diğer eşi korumadığı, ilk hükümdeki kusur tespitlerinden bir kısmının kesinleştiği veya bozma sonrasında temyiz eden taraf aleyhine yeni kusur yüklenmek istendiği dosyalarda yol gösterici nitelikte kullanılabilir.
Avukat Görüşü
Aile müdahalesine dayalı kusur iddiasında, yakınların davranışları ile eşin bu davranışlar karşısındaki tutumu ayrı ayrı ortaya konulmalıdır. Dilekçede yalnızca “ailesi evliliğe müdahale etti” denilmesi yeterli değildir. Müdahalenin ne şekilde gerçekleştiği, hangi tarihlerde veya hangi olaylar sırasında ortaya çıktığı ve eşin bu sırada nasıl davrandığı somutlaştırılmalıdır.
Deliller de aynı ayrım gözetilerek değerlendirilmelidir. Tanık anlatımlarında tanığın bizzat gördüğü olay ile başkasından duyduğu husus birbirinden ayrılmalı; mesaj ve yazışmalarda ise hem içeriğin ilgili vakıayı ispatlayıp ispatlamadığı hem de delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği kontrol edilmelidir. Aile müdahalesinin varlığı ispatlansa dahi, eşin kusuru ayrıca kurulmadan kusur karşılaştırması tamamlanmış sayılmaz.
Kanun yolu aşamasında ilk hükümde taraflara yüklenen kusurlar tek tek çıkarılmalıdır. Hangi tarafın hangi kusur tespitine karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurduğu, bozmanın hangi sebeple verildiği ve önceki hükmün hangi bölümlerinin kesinleştiği belirlenmeden bozma sonrası kusur değerlendirmesi sağlıklı yapılamaz. İncelenen kararın uygulamadaki en önemli yönlerinden biri de budur.
Tazminat talepleri bakımından kusur tespiti ayrıca önem taşır. Maddi tazminat yönünden boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatin zedelenmesi, manevi tazminat yönünden ise kişilik haklarına saldırı oluşturan davranışlar açıkça gösterilmelidir. Kusur derecesindeki değişiklik, bu taleplerin kabul veya reddini doğrudan etkileyebilir.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.03.2020 tarihli, E. 2020/356, K. 2020/1767 sayılı kararı hakkında genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Boşanma davalarında kusur, tazminat ve kanun yolu değerlendirmesi her dosyanın somut vakıalarına, delillerine ve usulî durumuna göre değişir. Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
