Akıl hastalığı sebebiyle boşanma, eşlerden birindeki akıl hastalığının ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi durumunda açılabilen özel bir boşanma davasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca yalnızca bir psikiyatrik tanı konulması boşanma için yeterli değildir. Hastalığın hukuken aranan nitelikte olduğu, iyileşme olanağının bulunmadığı ve evlilik yaşamına etkisinin davacı bakımından çekilmezlik düzeyine ulaştığı ayrı ayrı incelenir.
Bu dava, hastalığı veya engelliliği cezalandıran bir yol değildir. Düzenlemenin amacı, ortak hayatın sürdürülemediği istisnai durumlarda eşlerin menfaatleri arasında hukuki denge kurmaktır. Bu nedenle mahkeme; tanının adına değil hastalığın seyri, tedaviye yanıtı, eşlerin birlikte yaşama koşulları, güvenlik ve bakım ihtiyaçları ile somut olayın aile yaşamına etkisine bakar. Dava açılmadan önce doğru hukuki sebebin seçilmesi, tıbbi belgelerin hukuka uygun biçimde toplanması ve vesayet ihtiyacının değerlendirilmesi önemlidir.
Yazının Özeti
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma nedir?
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma, Türk Medeni Kanunu’nda sayılan özel ve nispi boşanma sebeplerinden biridir. “Özel” olması, kanunun bu sebebi ve şartlarını ayrıca düzenlemesinden; “nispi” olması ise hastalığın varlığının tek başına yetmemesinden kaynaklanır. Hastalığın, ortak hayatı davacı eş bakımından çekilmez hâle getirmesi de gerekir.
Bu dava kusura dayanmaz. Eşin hastalanmış olması, tedavi görmesi veya hastalığa bağlı irade dışı davranışları hukuken kusur kabul edilmez. Mahkemenin incelemesi “Kim suçlu?” sorusundan çok, TMK m.165’teki tıbbi ve sosyal koşulların birlikte oluşup oluşmadığına yönelir. Bu yönüyle dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmadan ayrılır.
Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesi, üç unsurun birlikte bulunmasını arar: eşlerden birinde akıl hastalığı bulunması, bu hastalık yüzünden ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi. Bunlardan biri eksikse yalnız bu maddeye dayanılarak boşanmaya karar verilemez.
Akıl hastalığı sebebiyle boşanmanın şartları nelerdir?
Davanın kabulü için üç temel şart birlikte gerçekleşmelidir. Davacı yalnızca eşinin bir sağlık kuruluşunda tedavi gördüğünü veya ilaç kullandığını ileri sürerek sonuca ulaşamaz. Tıbbi şartlar ile ortak hayatın çekilmezliği farklı delillerle ortaya konulur ve mahkeme bunları birlikte değerlendirir.
Her psikiyatrik rahatsızlık akıl hastalığı sayılır mı?
Hayır. Depresyon, kaygı bozukluğu, travma sonrası stres, geçici kriz, bağımlılık, kişilik özellikleri veya tek başına psikiyatrik ilaç kullanımı otomatik olarak TMK m.165 anlamında akıl hastalığı sayılmaz. Kanun belirli tanıları tek tek sıralamamıştır. Bu nedenle hukuki nitelendirme, güncel tıbbi değerlendirme ve resmî sağlık kurulu raporu üzerinden yapılır.
Tanının halk arasındaki ağırlığı da tek başına belirleyici değildir. Aynı tanıya sahip iki kişinin hastalığın seyri, işlevselliği, tedaviye yanıtı ve aile yaşamına etkisi birbirinden farklı olabilir. Şizofreni, bipolar bozukluk, demans veya başka bir psikiyatrik ya da nörolojik tablo somut olayda incelenebilir; fakat hastalığın adı tek başına kabul veya ret sonucu doğurmaz. Mahkeme, raporun TMK m.165’in sorduğu hususlara açık cevap verip vermediğine bakar.
Fiziksel hastalıklar, bulaşıcı hastalıklar veya bedensel engellilik TMK m.165 kapsamına doğrudan girmez. Bu tür durumların evlilik birliğine etkisi varsa başka bir boşanma sebebi bakımından değerlendirme yapılması gerekebilir. Ancak hastalık nedeniyle ortaya çıkan irade dışı davranışları sırf sonuçları ağır diye kusur saymak doğru değildir.
Hastalığın geçmesine olanak bulunmaması nasıl belirlenir?
Bu unsur resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenir. Tek bir hekim görüşü, reçete, epikriz, engelli sağlık kurulu raporu, askerlik raporu veya vesayet dosyasındaki eski bir rapor önemli bir başlangıç delili olabilir; ancak her biri kendiliğinden TMK m.165 için yeterli rapor niteliği taşımaz. Mahkeme çoğu kez tarafın güncel muayenesini, tedavi geçmişini ve hastalığın seyrini kapsayan, kurul hâlinde hazırlanmış ve kanundaki soruya açık cevap veren rapor arar.
“Tedavisi vardır” ile “hastalığın geçmesine olanak vardır” ifadeleri her dosyada aynı anlama gelmez. Bazı hastalıklar ilaçla kontrol altında tutulabilir fakat tamamen geçmeyebilir; bazıları ise dönemsel olup iyileşme gösterebilir. Hukuki sonucu hekim olmayan kişiler değil, resmî sağlık kurulu değerlendirmesi ve nihayetinde mahkeme belirler. Raporun yalnız tanıyı yazması yetmez; hastalığın sürekliliği, prognozu ve geçme olanağı konusunda gerekçeli değerlendirme içermesi gerekir.
Dosyada birbiriyle çelişen raporlar varsa mahkemenin bu çelişkiyi gidermeden hüküm kurması beklenmez. Tedavi kayıtları, önceki kurul raporları ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesi birlikte ele alınabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/23158 E., 2018/10085 K., 26.09.2018 tarihli kararında da dosyadaki raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verilmesi eksik inceleme sayılmıştır.
Ortak hayatın çekilmez hâle gelmesi ne demektir?
Çekilmezlik, hastalığın evlilik yaşamında doğurduğu somut sonuçlar nedeniyle davacıdan ortak hayatı sürdürmesinin makul olarak beklenememesidir. Bu değerlendirme yalnız davacının rahatsızlık hissetmesine veya eşine yönelik önyargısına dayanmaz. Hastalığın aile düzeni, güvenlik, iletişim, çocukların bakımı, ekonomik yaşam ve günlük işlevler üzerindeki etkisi somutlaştırılmalıdır.
Örneğin hastalığa bağlı ve süreklilik gösteren ağır davranış bozuklukları, gerçeklikle bağın ciddi biçimde bozulması, kontrol edilemeyen tehlikeli davranışlar, ortak konutta güvenli yaşamın kurulamaması veya sürekli bakım yükünün davacının yaşamını objektif olarak sürdürülemez hâle getirmesi değerlendirmeye girebilir. Buna karşılık yalnızca tedavi görmek, geçmişte kısa süre hastaneye yatmış olmak, çevrenin hastalığı yadırgaması ya da eşler arasındaki sıradan anlaşmazlıklar çekilmezliği kanıtlamaz.
Çekilmezlik bakımından hem öznel hem nesnel yön vardır. Mahkeme davacının yaşadığı koşulları dikkate alırken, aynı zamanda bu koşulların ortak hayatı sürdürmeyi gerçekten beklenemez kılacak ağırlıkta olup olmadığını değerlendirir. Hastalığın tedaviyle uzun süredir kontrol altında olması, eşlerin fiilen düzenli bir hayat sürdürmesi veya ileri sürülen olayların hastalıkla bağlantısının kurulamaması davanın sonucunu etkileyebilir.
Akıl hastalığının evlilikten sonra başlaması şart mıdır?
Hayır. TMK m.165’te hastalığın mutlaka evlilikten sonra başlaması gerektiğine ilişkin bir şart yoktur. Hastalık evlenmeden önce başlamış, evlenme sırasında mevcut olmuş veya evlilik içinde ortaya çıkmış olabilir. Önemli olan, dava tarihinde kanundaki şartların gerçekleşmesidir.
Bununla birlikte hastalık evlenme sırasında mevcutsa başka bir hukuki yol da gündeme gelebilir. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, şartları varsa evliliğin mutlak butlanı sebebi olabilir. Burada boşanma ile evliliğin hükümsüzlüğü aynı şey değildir. Butlan, evlenme anındaki sakatlığa; TMK m.165’e dayalı boşanma ise mevcut evliliğin hastalık nedeniyle artık sürdürülememesine odaklanır.
| Değerlendirme | TMK m.165’e göre boşanma | Mutlak butlan |
|---|---|---|
| İncelenen zaman | Dava sırasındaki hastalık ve ortak hayat | Evlenme anındaki evlenme engeli |
| Temel soru | Hastalık geçmeyecek nitelikte mi ve ortak hayat çekilmez mi? | Evlenme sırasında kanuni mutlak butlan sebebi var mıydı? |
| Hukuki nitelik | Evliliği ileriye etkili sona erdiren boşanma | Geçerli kurulmuş görünen evliliğin kanundaki sebeple iptali |
| Delil odağı | Güncel kurul raporu, prognoz ve aile yaşamına etki | Evlenme tarihindeki sağlık durumu ve engelin niteliği |
Hangi yolun seçileceği yalnız hastalığın başlangıç tarihine göre belirlenmez. Evlenme sırasındaki durum, tarafların ehliyeti, mevcut raporlar ve talep edilen hukuki sonuç birlikte değerlendirilmelidir. Yanlış hukuki sebep üzerinden ilerlemek, yargılamanın uzamasına veya davanın reddine yol açabilir.
Davayı kim açabilir ve dava kime yöneltilir?
TMK m.165’e dayalı davayı, akıl hastası olmayan eş akıl hastası olduğu ileri sürülen eşe karşı açar. Kanundaki ifade, hastalık nedeniyle ortak hayatı çekilmez hâle gelen eşe dava hakkı tanır. Akıl hastası eşin kendi hastalığını sebep göstererek TMK m.165’e dayanması bu düzenlemenin yapısına uygun değildir.
Bu durum, akıl hastalığı bulunan eşin hiçbir koşulda boşanma davası açamayacağı anlamına gelmez. Ayırt etme gücü, dava ehliyeti ve temsil şartları gözetilerek, kendi hastalığı dışındaki bir hukuki sebebe dayanması mümkün olabilir. Örneğin diğer eşin kusurlu davranışları varsa genel veya başka özel boşanma sebepleri ayrıca değerlendirilebilir. Ancak temsil ve vesayet işlemleri kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanımı nedeniyle dikkatle ele alınmalıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/11732 E., 2018/2366 K., 22.02.2018 tarihli kararında, TMK m.165’e dayalı davanın akıl hastası olmayan eş tarafından hasta eşe karşı açılabileceği vurgulanmıştır. Bu ilke, taraf sıfatının dava başında doğru kurulmasının önemini gösterir.
Akıl hastası eşe vasi atanması zorunlu mudur?
Hayır. Akıl hastalığı iddiası veya psikiyatrik tanı, tek başına kişinin mutlaka vesayet altına alınmasını gerektirmez. Akıl hastalığı, ayırt etme gücü ve dava ehliyeti birbirine temas eden fakat aynı olmayan kavramlardır. Kişi sağlık sorunu bulunmasına rağmen yargılamayı anlayıp usul işlemlerini yürütebilecek durumda olabilir.
Mahkeme, davalı eşin dava ehliyeti konusunda ciddi tereddüt görürse mevcut vesayet dosyasını getirterek inceler. Henüz vasi yoksa ve kısıtlamayı gerektiren inandırıcı bulgular varsa sulh hukuk mahkemesine bildirim yapılıp vesayet sürecinin sonucu beklenebilir. Temel amaç, hastalığı bulunan eşin savunma hakkının etkili biçimde korunmasıdır.
Davalının vasisi aynı zamanda boşanmak isteyen eş ise açık bir menfaat çatışması doğar. Böyle bir durumda kısıtlının boşanma dosyasında bağımsız biçimde temsil edilmesi için temsil kayyımı atanması gündeme gelir. Vasi tarafından kısıtlı adına dava açılacaksa TMK m.462/8’deki vesayet makamı izni de ayrıca değerlendirilir. Taraf ve dava ehliyeti kamu düzenine ilişkin olduğundan bu eksiklikler mahkemece yargılamanın her aşamasında gözetilebilir.
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası hangi mahkemede açılır?
Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür. Aile hukukundan doğan davalardaki görev çerçevesi 4787 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.
Yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Davacı bu iki yetkili yerden birini seçebilir. “Son altı ay birlikte oturulan yer” ifadesi, herhangi bir tarihte altı ay yaşanmış her yeri değil, dava öncesindeki son ortak yerleşimi anlatır.
Bursa’da bu bağlantılardan biri mevcutsa dava Bursa Aile Mahkemelerinde açılabilir. Yetki kesin yetki niteliğinde olmadığından davalının süresinde yetki itirazında bulunup bulunmaması da usul bakımından önem taşır. Genel dava açma adımları için boşanma davası nasıl açılır rehberi ayrıca incelenebilir.
Dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk veya ihtar gerekir mi?
Hayır. Boşanma davaları zorunlu arabuluculuğa tabi değildir. TMK m.165’e dayalı dava öncesinde noter ihtarı çekilmesi, sağlık kuruluşuna başvuru yapılması veya idari bir kurumdan izin alınması da dava şartı değildir. Terk sebebiyle boşanmadaki ihtar usulü bu dava için uygulanmaz.
Tarafların aralarında görüşmesi ya da aile danışmanlığı alması mümkün olmakla birlikte bunlar kanuni ön koşul değildir. Akıl hastalği iddiasının varlığı tarafların otomatik olarak anlaşmalı boşanamayacağı anlamına da gelmez; ancak anlaşmalı boşanmada kişinin serbest iradesi, ayırt etme gücü, duruşmada bizzat dinlenmesi ve anlaşmanın uygunluğu özel dikkat gerektirir.
Şiddet veya yakın tehlike varsa boşanma davasının açılması beklenmeden 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir istenebilir. Bu tedbirler boşanma kararının yerine geçmez ve hastalığın varlığını kesin biçimde kanıtlamaz. Konu hakkında 6284, boşanma ve uzaklaştırma kararları başlıklı açıklama yol gösterici olabilir.
Dava dilekçesinde hangi hususlar bulunmalıdır?
Dilekçe, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel şartlarına uygun hazırlanmalı; aynı zamanda TMK m.165’in her unsurunu ayrı vakıalarla açıklamalıdır. Yalnızca “eşim akıl hastasıdır, boşanmak istiyorum” demek yeterli değildir. Hastalığın bilinen geçmişi, tedavi süreci, ortak hayata etkisi ve çekilmezliğin hangi olaylarla ortaya çıktığı tarih ve içerik bakımından somutlaştırılmalıdır.
Dilekçede özellikle şu hususlar yer almalıdır:
- Tarafların kimlik, adres ve evlilik bilgileri,
- Açıkça TMK m.165’e dayanıldığı ve boşanma talebi,
- Bilinen tanı, tedavi kurumları ve tarih aralıkları,
- Ortak hayatı çekilmez kılan somut olaylar,
- Resmî sağlık kurulu raporu alınması ve tedavi kayıtlarının celbi talebi,
- Varsa vesayet dosyasının mahkemesi ve numarası,
- Tanıklar ile her tanığın hangi olguyu bildiği,
- Çocuklar için geçici velayet, kişisel ilişki ve nafaka talepleri,
- Eşlerin barınması, ortak konut ve geçim için geçici önlem talepleri,
- Yoksulluk nafakası, yargılama gideri ve diğer fer’î talepler,
- Hukuka uygun biçimde elde edilmiş diğer belgeler ve açık talep sonucu.
Davacı, mahkemenin hukuki nitelendirme yetkisine güvenerek vakıaları belirsiz bırakmamalıdır. Hâkim hukuku kendiliğinden uygular; ancak olayları ileri sürme ve delillerle ilişkilendirme tarafların sorumluluğundadır. Dava sebebi ile talep sonucu açık kurulmazsa, özellikle TMK m.165 ile TMK m.166/1 arasındaki fark yargılamada sorun yaratabilir.
İspat yükü kimdedir ve hangi deliller kullanılabilir?
Kural olarak TMK m.165’in şartlarına dayanan davacı, dayandığı vakıaları ispatlamalıdır. Hastalığın varlığı ve geçmesine olanak bulunmaması tıbbi uzmanlık gerektirir; resmî sağlık kurulu raporu belirleyici delildir. Ortak hayatın çekilmezliği ise tanık anlatımları, kurum kayıtları, kolluk ve hastane belgeleri, sosyal inceleme raporları ile hukuka uygun diğer deliller üzerinden kanıtlanabilir.
Sağlık kayıtları ve kurul raporu nasıl dosyaya alınır?
Davacı, elindeki reçete veya epikrizi sunabilir; fakat eşinin gizli hesabına girerek e-Nabız kayıtlarını ele geçirmek ya da sağlık personelinden hukuka aykırı bilgi temin etmek doğru değildir. Sağlık bilgileri, Kişisel Verileri Koruma Kurumunun da açıkladığı üzere, sıkı korunan özel nitelikli kişisel verilerdir. Gerekli tedavi kayıtlarının ilgili kurumdan mahkeme aracılığıyla istenmesi, hem güvenilirlik hem hukuka uygunluk bakımından daha sağlıklıdır.
Mahkeme, tarafın tedavi gördüğü hastanelere müzekkere yazabilir; vesayet dosyasındaki raporları ve kararları getirterek inceleyebilir. Ardından, hastalığın mevcut olup olmadığı ve geçmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda resmî kurul raporu aldırabilir. Eski tarihli bir rapor, hastalığın güncel durumunu göstermiyorsa yeni inceleme gerekir. Raporun eksik veya çelişkili olması hâlinde ek rapor ya da üst kurul incelemesi istenebilir.
Tanıklar hangi konularda dinlenir?
Tanıklar tıbbi tanı koyamaz. “Bence akıl hastası” biçimindeki kişisel kanaatler, uzman raporunun yerini tutmaz. Tanığın değeri; gördüğü davranışı, olayın zamanını, ortak hayata etkisini, tedaviye ilişkin doğrudan bilgisini ve tarafların yaşam koşullarını somut anlatabilmesindedir.
Aynı evde yaşayan kişiler, yakın akrabalar, komşular veya belirli olaylara doğrudan tanık olanlar dinlenebilir. Akrabalık tek başına tanığı değersiz kılmaz; ancak anlatımın tutarlılığı, bilgi kaynağı ve diğer delillerle uyumu incelenir. Tanık listesi süresinde sunulmalı ve hangi vakıanın hangi tanıkla ispatlanacağı gösterilmelidir.
Mesajlar, ses kayıtları ve dijital deliller kullanılabilir mi?
Hukuka uygun elde edilmiş mesajlar, e-postalar, fotoğraflar ve görüntüler hastalığın tanısını değil, ortak hayatın nasıl etkilendiğini veya belirli olayların gerçekleştiğini göstermeye yarayabilir. Dijital verinin tamamı korunmalı; yalnız seçilmiş ekran görüntüleri yerine tarih, taraf ve bağlamı gösteren kayıtlar sunulmalıdır.
Eşin telefonuna izinsiz girmek, hesabının şifresini kırmak, casus yazılım kullanmak veya mahrem sağlık yazışmalarını hukuka aykırı biçimde yaymak delilin reddi yanında başka hukuki sorumluluklar doğurabilir. Delil planı, “ne kadar çok kayıt o kadar güçlü dava” anlayışıyla değil, her delilin hangi vakıayı hukuka uygun biçimde ispatladığı üzerinden kurulmalıdır.
Yargılama süreci nasıl ilerler?
Dava, dilekçe ve gerekli harçlarla açıldıktan sonra mahkeme tensip işlemlerini yapar. Dava dilekçesi davalıya, dava ehliyeti yoksa kanuni temsilcisine tebliğ edilir. Cevap ve ikinci dilekçelerin ardından ön inceleme yapılır; uyuşmazlık noktaları ve deliller belirlenir.
Mahkeme tedavi kayıtlarını, vesayet dosyasını ve diğer kurum belgelerini toplar. Gerekiyorsa davalının muayenesi sağlanır ve resmî sağlık kurulu raporu alınır. Rapor yalnız tanıya değil, hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığına da cevap vermelidir. Taraflar rapora tebliğden sonra itiraz edebilir; mahkeme gerekli görürse ek veya yeni rapor alır.
Tıbbi unsur açıklığa kavuştuktan sonra çekilmezlik delilleri değerlendirilir. Tanıklar dinlenir; sosyal inceleme, kolluk kayıtları, mesajlar ve aile yaşamını gösteren diğer belgeler incelenir. Çocuk varsa velayet ve kişisel ilişki için uzman incelemesi yapılabilir. Tahkikat tamamlandığında sözlü yargılama aşamasına geçilir ve mahkeme tüm talepler hakkında hüküm kurar.
Bu süreç, rapor alınacak kurumun iş yoğunluğu, vesayet işlemleri, tarafların tebligatı, tanık sayısı ve rapor itirazlarına göre değişir. Bu nedenle belirli bir ay sayısı üzerinden kesin süre vermek doğru değildir. Çekişmeli boşanma davasının aşamaları hakkında genel bilgiler, bu davanın usul çerçevesini anlamaya yardımcı olur.
Dava sürerken hangi geçici önlemler alınabilir?
Boşanma davası açılınca hâkim, TMK m.169 uyarınca eşlerin barınması ve geçimi, malların yönetimi ile çocukların bakım ve korunması için gerekli geçici önlemleri alır. Tedbir nafakası, ortak konutun geçici tahsisi, geçici velayet ve çocukla kişisel ilişki bunlar arasındadır.
Akıl hastalığı iddiası, tedbirlerin otomatik olarak hasta eş aleyhine kurulmasını gerektirmez. Hâkim güncel riskleri, tarafların mali gücünü, çocukların günlük bakım düzenini ve raporları inceler. Güvenlik riski varsa iletişim veya kişisel ilişki uzman eşliğinde, kademeli ya da başka koruyucu koşullarla düzenlenebilir. Hastalık kontrol altındaysa ölçüsüz bir kısıtlama yapılmaması gerekir.
Malvarlığının savurganca kullanılması, aile konutunun devri veya ortak hesapların boşaltılması riski varsa somut malvarlığı değerlerine yönelik koruma talepleri ayrıca gerekçelendirilmelidir. Her boşanma davasında bütün malvarlığına kendiliğinden tedbir konulmaz. Tedbirin konusu, tehlike ve talep arasında ölçülülük bulunmalıdır.
Akıl hastalığı velayeti ve çocukla kişisel ilişkiyi nasıl etkiler?
Akıl hastalığı tanısı velayetin otomatik olarak diğer eşe verilmesi anlamına gelmez. Esas ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme hastalığın güncel seyri, ebeveynin bakım kapasitesi, tedaviye uyumu, çocuğun güvenliği, mevcut bağlar ve yaşam düzenini birlikte değerlendirir.
Çocuğa yıllardır istikrarlı bakım veren, hastalığı tedaviyle kontrol altında bulunan ve güvenli bir çevre sağlayan ebeveynin yalnız tanı nedeniyle dışlanması doğru değildir. Buna karşılık ağır ve kontrol edilemeyen belirtiler çocuğun fiziksel veya psikolojik güvenliğini etkiliyorsa geçici ya da nihai velayet düzeni buna göre kurulabilir. Ayrıntılı ölçütler boşanmada çocuğun velayeti rehberinde açıklanmıştır.
Velayet kendisine verilmeyen ebeveynle kişisel ilişki de aynı şekilde somut riske göre belirlenir. Görüşmenin süresi, yeri, refakat gerekip gerekmediği ve yatılı kalmanın uygunluğu uzman değerlendirmesiyle düzenlenebilir. Amaç ebeveyni cezalandırmak değil, çocuğu korurken aile bağlarını mümkün olduğu ölçüde sürdürmektir. Bu konuda çocukla kişisel ilişki kurma esasları ayrıca dikkate alınır.
Nafaka talep edilebilir mi?
Evet. Akıl hastalığı sebebiyle boşanmanın kusura dayanmaması, nafaka taleplerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Dava sırasında eş ve çocuklar için tedbir nafakası; boşanma sonrasında şartları varsa yoksulluk ve iştirak nafakası gündeme gelebilir.
Yoksulluk nafakası isteyen eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Bu nedenle akıl hastası eşin de, sağlıklı eşin de somut ekonomik koşullara göre nafaka alacaklısı veya yükümlüsü olması mümkündür. Ancak hastalığın çalışma gücüne ve gelir elde etme kapasitesine etkisi, bakım giderleri, sosyal yardımlar ve malvarlığı ödeme gücü hesabında önem taşır. Nafaka türleri ve koşulları için nafaka rehberi incelenebilir.
Çocuk için iştirak nafakası, ebeveynlerin kusurundan bağımsızdır. Velayet kendisine verilmeyen taraf, mali gücü oranında çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılır. Akıl hastalığı gelir elde etmeyi ağır biçimde sınırlıyorsa nafaka miktarı buna göre belirlenebilir; fakat çocuğun ihtiyaçları da değerlendirmede korunur.
Maddi ve manevi tazminat istenebilir mi?
Yalnız akıl hastalığının varlığı ve hastalığa bağlı irade dışı davranışlar, hasta eş aleyhine maddi veya manevi tazminat için kusur oluşturmaz. TMK m.174’teki tazminat talepleri kusurlu davranışa dayanır. Bu nedenle davanın yalnız TMK m.165 koşullarıyla kabul edilmesi, diğer eşe otomatik tazminat hakkı vermez.
Bununla birlikte hastalıktan bağımsız, kişinin ayırt etme gücünün bulunduğu dönemde gerçekleşmiş iradi ve kusurlu eylemler ileri sürülüyorsa bunların hukuki sebebi, zamanı ve delilleri ayrıca değerlendirilmelidir. Hastalık belirtisi ile iradi eylem birbirinden ayrılmadan kusur kurulması doğru olmaz. Tazminat talep eden taraf, kişilik hakkı ihlalini veya mevcut ve beklenen menfaat kaybını ve karşı tarafın kusurunu ispatlamalıdır. Genel çerçeve boşanmada maddi ve manevi tazminat şartları yazısında yer almaktadır.
Mal paylaşımı bu davada yapılır mı?
Boşanmaya karar verilmesi hâlinde mal rejimi, dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer; fakat edinilmiş mallara katılma alacağı hesabı kural olarak ayrı bir mal rejimi tasfiyesi davasında yapılır. Akıl hastalığı sebebiyle boşanma, malların otomatik olarak yarı yarıya fiilen bölünmesi veya hasta eşin payını kaybetmesi sonucunu doğurmaz.
Malın edinilme tarihi, kişisel mal kaynağı, borçlar, değer artış payı, katılma alacağı ve olası devirler kendi kurallarına göre incelenir. Boşanmadaki kusur, mal rejimi hesabını genel olarak belirleyen bir ölçüt değildir; kanundaki sınırlı istisnalar ayrıca değerlendirilir. Boşanma davası sürerken ayrı dava açılabilir, ancak tasfiye yönünden boşanmanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılabilir. Ayrıntılar mal paylaşımı davası ve mal rejiminin tasfiyesi rehberinde ele alınmıştır.
Dava açmak için süre var mıdır?
TMK m.165’e dayalı dava için özel bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı öngörülmemiştir. Zina ya da hayata kast gibi bazı özel sebeplerdeki altı aylık ve beş yıllık süreler burada uygulanmaz. Hastalık ve çekilmezlik şartları devam ettiği sürece dava açılması mümkündür.
Ancak sürenin olmaması, beklemenin hiçbir etkisi bulunmadığı anlamına gelmez. Uzun süre ortak hayata devam edilmesi, çekilmezlik iddiasının somut olayda nasıl değerlendirileceğini etkileyebilir. Tedavi kayıtlarının kaybolması, tanıkların olayları hatırlamakta zorlanması veya çocukların düzeninin değişmesi de ispatı güçleştirebilir. Bu nedenle dava tarihi stratejik olarak delil ve koruma ihtiyacıyla birlikte ele alınmalıdır.
TMK m.165 ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması birlikte ileri sürülebilir mi?
Somut olayda birden fazla hukuki sebebe dayanmak mümkün olabilir; fakat her sebebin vakıaları ve sonuçları açık kurulmalıdır. Akıl hastalığına bağlı irade dışı davranışlar TMK m.166/1 kapsamında kusur gibi sunulmamalıdır. Diğer eşe ait bağımsız kusurlu davranışlar veya hastalıkla ilgisiz evlilik olayları varsa genel boşanma sebebi ayrıca gündeme gelebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2020/2352 E., 2020/3281 K., 24.06.2020 tarihli kararında, akıl hastalığı nedeniyle iradi olmadığı belirlenen davranışların kişiye kusur olarak yüklenemeyeceği ve yalnız bu davranışlarla TMK m.166/1’e göre boşanma kurulamayacağı belirtilmiştir. Bu ilke, dava sebebinin etiketinden çok ileri sürülen fiillerin iradiliğinin önemini gösterir.
Başlangıçta TMK m.166/1’e dayalı açılan bir davanın, usulüne uygun ıslahla TMK m.165’e dönüştürülebileceği Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/3075 E., 2018/7120 K., 31.05.2018 tarihli kararında kabul edilmiştir. Yine de ıslahın zamanı, kapsamı ve karşı tarafın savunma hakkı gözetilmelidir. Baştan doğru hukuki ve tıbbi plan kurulması, sonradan ıslaha güvenmekten daha güvenlidir.
Davanın reddinden sonra yeniden dava açılabilir mi?
Dava, resmî kurul raporunun hastalığın geçebileceğini göstermesi, çekilmezliğin kanıtlanamaması veya usul eksiklikleri nedeniyle reddedilebilir. Ret kararı kesinleştikten sonra aynı maddi olgular ve aynı dönem bakımından kesin hüküm etkisi dikkate alınır. Buna karşılık hastalığın seyri değişir, yeni ve ağır olaylar ortaya çıkar ya da farklı bir hukuki sebep doğarsa yeni durum ayrıca değerlendirilebilir.
Ayrıca herhangi bir boşanma davasının reddi kesinleştikten sonra ortak hayat yeniden kurulamamışsa, güncel TMK m.166/4’teki şartlar çerçevesinde fiilî ayrılık sebebi gündeme gelebilir. Güncel düzenlemede bu süre bir yıldır. Ancak bu yol TMK m.165’teki eksik delili tamamlayan otomatik bir itiraz veya ilk davada alternatif sonuç değildir; önceki ret kararının kesinleşmesi ve ortak hayatın kurulamaması şartları ayrıca ispatlanır.
Feragat, kabul, sulh ve davanın geri alınması nasıl sonuç doğurur?
Boşanma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan tarafların usul işlemleri dikkatle incelenir. Davacı talep sonucundan feragat edebilir; feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur ve feragat tarihine kadar bilinen aynı vakıalara dayanmayı engelleyebilir. Davanın geri alınması ise davalının açık rızasına bağlıdır ve feragatten farklı sonuç doğurur. Ayrıntılı farklar boşanma davasından vazgeçme ve feragat yazısında açıklanmıştır.
Davalının boşanma talebini kabul etmesi, çekişmeli davada hâkimi tek başına bağlamaz. Hâkim boşanma sebebinin varlığına vicdanen kanaat getirmeli ve taraf beyanlarını serbestçe değerlendirmelidir. Özellikle dava ehliyeti tartışmalı veya kısıtlı bir eşin kabul beyanı, kanuni temsil, menfaat çatışması ve gerekli izinler yönünden daha sıkı incelenir.
Taraflar koşulları varsa anlaşmalı boşanmaya geçmek isteyebilir. Bunun için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, iki eşin birlikte başvurması veya birinin davasını diğerinin kabul etmesi, hâkimin tarafları bizzat dinlemesi ve iradelerinin serbest olduğuna kanaat getirmesi gerekir. Akıl hastalığı iddiası bulunan dosyada serbest irade ve ayırt etme gücü özellikle açıklığa kavuşturulmadan anlaşmalı boşanma kararı verilmemelidir.
Harçlar ve yargılama giderleri nelerdir?
Dava açılırken maktu başvurma harcı, maktu karar ve ilam harcı ile gider avansı yatırılır. Tebligat, tanık, sağlık kurulu veya Adli Tıp incelemesi, kurum yazışmaları ve gerektiğinde uzman incelemesi ek gider doğurabilir. Tutarlar her yıl değiştiği için dava tarihinde UYAP ve vezne hesabının kontrol edilmesi gerekir. 2026 yılı gider avansı ve tanık ücret tarifelerinin yayımlandığı bilgisine Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün duyurusundan ulaşılabilir.
Yargılama sonunda giderler ve karşı vekâlet ücreti, kabul-ret oranı ve usul kuralları gözetilerek hükme bağlanır. Tarafın kendi avukatıyla yaptığı ücret sözleşmesi, mahkemenin karşı taraf lehine hükmettiği vekâlet ücretinden farklıdır.
Giderleri karşılayamayacak kişi, iddiası veya savunması açıkça dayanaktan yoksun değilse ve ödeme gücü bulunmadığını belgelerse mahkemeden adli yardım isteyebilir. Barodan avukat görevlendirilmesi talebi ile mahkemeden harç ve giderler için adli yardım talebi aynı işlem değildir. Ekonomik durum belgeleri her iki başvuru bakımından ayrı hazırlanmalıdır.
Karara karşı hangi kanun yolları kullanılabilir?
Aile mahkemesinin gerekçeli kararına karşı, kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf başvurusu yapılabilir. İstinaf dilekçesinde raporun yetersizliği, delillerin değerlendirilmemesi, taraf ehliyeti, velayet, nafaka veya diğer hüküm bölümlerine yönelik itirazlar açıkça gösterilmelidir.
Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yolu, kararın niteliği ve kanuni kesinlik sınırları çerçevesinde değerlendirilir. Boşanma hükmü kesinleşmeden tarafların medeni hâli değişmez ve yeniden evlenmeleri mümkün olmaz. Nafaka ve bazı geçici önlemler bakımından ise kararın niteliğine göre kesinleşmeden icra ve devam koşulları ayrıca incelenir.
Kararın yalnız mali sonuçlarının kanun yoluna götürülmesi ile boşanma bölümünün de götürülmesi farklı kesinleşme sonuçları doğurabilir. Kesinleşme şerhi alınması ve nüfus kaydına işlenme süreci takip edilmelidir.
Yargıtay uygulamasında hangi ilkeler öne çıkmaktadır?
Yargıtay kararlarında öne çıkan ilkeler, TMK m.165’in üç unsurunun birlikte ve yeterli araştırmayla belirlenmesi etrafında toplanır. Güncel karar metinlerine Yargıtay Karar Arama portalından erişilebilir. Tek bir kararın her dosyada aynı sonucu doğurmayacağı unutulmamalıdır.
- Üç şart birlikte aranır: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2014/25194 E., 2015/822 K., 03.02.2015 tarihli kararında; akıl hastalığı, ortak hayatın çekilmezliği ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığını gösteren resmî kurul raporu birlikte aranmıştır.
- Rapor hükme elverişli olmalıdır: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/8936 E., 2022/645 K., 26.01.2022 tarihli kararında dosyadaki raporlar yeterli görülmemiş; kişinin TMK m.165 kapsamında akıl hastası olup olmadığı ve hastalığın geçme olanağı hakkında Adli Tıp Kurumundan değerlendirme alınması gerektiği belirtilmiştir.
- Çelişkili raporlar giderilmelidir: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/23158 E., 2018/10085 K., 26.09.2018 tarihli kararında sağlık raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
- İrade dışı davranış kusur sayılmaz: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2020/2352 E., 2020/3281 K., 24.06.2020 tarihli kararında, akıl hastalığı nedeniyle iradi olmayan davranışların kişiye kusur olarak yüklenemeyeceği açıklanmıştır.
- Hukuki sebep usulüne uygun değiştirilmelidir: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/3075 E., 2018/7120 K., 31.05.2018 tarihli kararında TMK m.166/1’e dayalı davanın ıslahla TMK m.165’e dönüştürülebileceği; yeni sebebin koşullarının ise ayrıca araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu ilkeler mahkemeye otomatik bir sonuç dikte etmez. Hastalığın niteliği, raporların güncelliği, çekilmezlik olayları, tarafların ehliyeti ve talepler her dosyada ayrı değerlendirilir.
Uygulamada hangi hatalar davayı zayıflatır?
En sık hata, tanı ile kanundaki şartları aynı şey sanmaktır. Eski bir reçeteyi sunup iyileşme olanağını ve çekilmezliği açıklamamak, TMK m.165 bakımından eksik iddia ve ispat oluşturur. İkinci önemli hata, hastalığa bağlı irade dışı davranışları kusur gibi anlatıp davayı yalnız TMK m.166/1 üzerine kurmaktır.
Diğer yaygın hatalar şunlardır:
- Tek hekim raporunu kesin ve yeterli kurul raporu sanmak,
- Hastalığın aile yaşamına etkisini tarih ve olaylarla somutlaştırmamak,
- Davalı eşin dava ehliyeti ve temsil sorununu görmezden gelmek,
- Vasi olan davacı eş ile kısıtlı arasındaki menfaat çatışmasında kayyım istememek,
- Sağlık kayıtlarını hukuka aykırı yöntemlerle elde etmek,
- Velayeti yalnız tanıya dayandırıp çocuğun üstün yararını gösteren delilleri sunmamak,
- Tazminat ile nafakanın farklı kusur ve ihtiyaç şartlarını karıştırmak,
- Mal paylaşımının boşanma dosyasında otomatik yapılacağını düşünmek,
- Dilekçede alternatif hukuki sebeplerin vakıalarını ayırmamak,
- Rapor tebliğ edildiğinde süresinde ve somut gerekçelerle itiraz etmemek.
Akıl hastalığı iddiası, kişinin onurunu ve özel hayatını doğrudan etkiler. Dilekçede gereksiz teşhir, küçük düşürücü sıfatlar veya tıbbi temeli olmayan genellemeler kullanılmamalıdır. Yargılama amacı için gerekli bilgilerle sınırlı, saygılı ve somut bir dil hem usul hem insan hakları bakımından önem taşır.
Mevzuat dayanağı nedir?
Temel düzenleme TMK m.165’tir. Görevli ve yetkili mahkeme bakımından TMK m.168 ile 4787 sayılı Kanun; dava sırasında geçici önlemler için TMK m.169; tazminat ve nafaka için TMK m.174-176; yargılama ilkeleri bakımından TMK m.184 uygulanır. Velayet ve çocukla kişisel ilişki, çocuğun üstün yararını esas alan ilgili TMK hükümlerine göre düzenlenir.
Taraf ve dava ehliyeti, kanuni temsil, dilekçeler, ispat, bilirkişi incelemesi ve kanun yollarında Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır. Vesayet ihtiyacı TMK m.405 ve devamı; vasinin bazı işlemleri için gereken izin TMK m.462; menfaat çatışmasında temsil kayyımı ise TMK m.426 çerçevesinde ele alınır.
Mevzuat maddeleri birlikte okunmalıdır. Örneğin resmî kurul raporu TMK m.165’in tıbbi şartını açıklarken, çekilmezlik konusunda son hukuki değerlendirme hâkime aittir. Vesayet kararı da boşanma şartlarının kendiliğinden oluştuğu anlamına gelmez; yalnız temsil ve sağlık durumuna ilişkin önemli bir veri oluşturur.
Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Tek başına bipolar bozukluk tanısı boşanma için yeterli değildir. Mahkeme, hastalığın TMK m.165 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini, geçmesine olanak bulunup bulunmadığını ve ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirip getirmediğini araştırır. Hastalık tedaviyle uzun süredir kontrol altındaysa ve aile yaşamı sürdürülebiliyorsa yalnız tanıya dayanılarak boşanma kararı verilmez. Buna karşılık ağır, süreklilik gösteren ve ortak yaşamı ciddi biçimde etkileyen bir tablo varsa resmî sağlık kurulu raporu ile diğer deliller birlikte değerlendirilir.
Depresyon tanısı otomatik olarak TMK m.165 kapsamına girmez. Depresyonun türü, ağırlığı, sürekliliği, tedaviye yanıtı ve kişinin günlük işlevlerine etkisi tıbben değerlendirilmelidir. Geçici veya tedavi edilebilir bir depresif dönem, hastalığın geçmesine olanak bulunmaması şartını karşılamayabilir. Depresyon nedeniyle evlilikte başka sorunlar yaşanıyorsa bunların farklı bir boşanma sebebi oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenebilir. Hangi hukuki sebebin uygun olduğu yalnız tanıya değil, somut olaylara ve raporlara göre belirlenir.
Hayır. Şizofreni tanısı bulunması davanın kendiliğinden kabul edileceği anlamına gelmez. Resmî sağlık kurulu hastalığın güncel durumunu ve geçmesine olanak bulunup bulunmadığını değerlendirmelidir. Davacı ayrıca bu hastalık yüzünden ortak hayatın kendisi için çekilmez hâle geldiğini somut delillerle göstermelidir. Tedaviye uyum, uzun süreli iyilik hâli, kişinin işlevselliği ve aile yaşamının fiilen nasıl sürdüğü önemlidir. Mahkeme yalnız tanı adına değil, rapor ile çekilmezlik delillerinin bütününe göre karar verir.
Olabilir; ancak tanı tek başına yeterli değildir. Alzheimer veya başka bir demans tablosunun hastalığın geçmesine olanak bulunmaması şartını karşılayıp karşılamadığı resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenir. Ayrıca hastalığın ortak yaşamı davacı eş için hangi somut nedenlerle çekilmez hâle getirdiği açıklanmalıdır. İleri demans dava ehliyetini de etkileyebileceğinden, davalı eşin vasi veya temsil kayyımı aracılığıyla temsil edilmesi gerekebilir. Bakım güçlüğü, güvenlik riski ve aile düzeni her dosyada ayrı değerlendirilir.
Hayır. İlaç kullanımı bir tedavi olgusunu gösterebilir fakat tek başına akıl hastalığını, hastalığın geçmeyeceğini veya ortak hayatın çekilmezliğini kanıtlamaz. Aynı ilaç farklı tanılar için verilebilir ve kişinin güncel durumu reçeteden anlaşılamaz. Reçete ve tedavi belgeleri başlangıç delili olarak dosyaya sunulabilir; mahkeme gerekli görürse tedavi kayıtlarını kurumdan ister ve resmî sağlık kurulu raporu aldırır. Dava, yalnız ilaç kutusu fotoğrafı veya reçete ekran görüntüsü üzerine kurulamaz.
Seçilecek yol somut duruma göre değişir. Hastalığın evlenme sırasında evlenmeye engel olacak derecede olması, şartları varsa mutlak butlan davasını gündeme getirebilir. TMK m.165 ise dava tarihinde hastalığın geçmesine olanak bulunmaması ve ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesiyle ilgilenir. Hastalığın evlenmeden önce başlamış olması tek başına boşanma yolunu kapatmaz. Evlenme tarihindeki tıbbi durum, tarafların ehliyeti ve istenen hukuki sonuç incelenmeden dava türü seçilmemelidir.
Her saklama iddiası otomatik tazminat hakkı doğurmaz. Önce evlenme sırasında mevcut hastalığın niteliği, diğer eşin gerçekten bilgilendirilip bilgilendirilmediği, saklama davranışının iradi olup olmadığı ve evlenme kararına etkisi ispatlanmalıdır. Hastalığın kendisi kusur değildir. Ancak ayırt etme gücü bulunan kişinin bilinçli yanıltması gibi hastalıktan bağımsız bir davranış ileri sürülüyorsa, boşanma sebebi ve tazminat şartları ayrıca değerlendirilebilir. Talep, somut vakıa ve hukuka uygun delillerle kurulmalıdır.
Açılabilir. Vasi kararı TMK m.165’e dayalı davanın ön şartı değildir. Psikiyatrik hastalık ile dava ehliyetsizliği aynı şey değildir. Davalı eş yargılamayı anlayıp usul işlemlerini yürütebilecek durumdaysa kendisini bizzat veya avukatla temsil edebilir. Mahkeme dava ehliyeti konusunda ciddi kuşku görürse vesayet dosyasını araştırır; gerekirse sulh hukuk mahkemesine bildirim yaparak vasi atanması sürecini bekler. Amaç davalının savunma hakkının eksiksiz korunmasıdır.
Bu durumda menfaat çatışması doğar. Boşanmak isteyen eşin, davalı kısıtlının vasisi sıfatıyla onun savunmasını da yürütmesi mümkün değildir. Mahkeme veya ilgililer, kısıtlının bu boşanma dosyasında bağımsız temsil edilmesi için temsil kayyımı atanmasını sağlamalıdır. Kayyım yalnız belirlenen işte kısıtlının menfaatini korur. Temsil sorunu çözülmeden esasa ilişkin yargılamaya devam edilmesi savunma hakkını zedeleyebilir ve kararın kaldırılmasına veya bozulmasına yol açabilir.
Kural olarak tek başına yeterli kabul edilmez. Özel hastane raporu, tedavi kaydı veya uzman hekim görüşü dosyada dikkate alınabilecek bir belge olsa da TMK m.165 hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespitini arar. Mahkeme, tarafı yetkili resmî kuruma sevk edebilir ve kurul raporu aldırabilir. Özel rapor ile resmî rapor arasında farklılık varsa bu çelişkinin nedenleri incelenir; karar, yalnız tarafın seçtiği hekimin görüşüne dayandırılmaz.
Genellikle yeterli değildir. Raporun yalnız hastalığın adını belirtmesi, TMK m.165’in tüm tıbbi şartını karşılamaz. Kurulun hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda açık ve gerekçeli değerlendirme yapması gerekir. Rapor güncel muayeneyi, tedavi geçmişini ve hastalığın seyrini dikkate almıyorsa taraflar ek rapor veya yeni inceleme isteyebilir. Ortak hayatın çekilmezliği konusunda son hukuki değerlendirme ise sağlık kuruluna değil mahkemeye aittir.
Mahkeme çelişkiyi gidermeden raporlardan birini keyfî biçimde seçmemelidir. Raporların tarihleri, inceleme yöntemleri, kurul yapısı, tedavi kayıtlarına erişimi ve cevapladıkları sorular karşılaştırılır. Gerektiğinde ek rapor, yeni bir resmî sağlık kurulu raporu veya Adli Tıp Kurumu değerlendirmesi alınabilir. Taraflar raporlar arasındaki somut çelişkiyi ve eksik incelemeyi açıkça göstererek itiraz etmelidir. Değerlendirme, yalnız rapor sayısına değil bilimsel yeterlilik ve güncelliğe göre yapılır.
Hayır. Muayeneye katılmamak tek başına TMK m.165’in bütün şartlarını ispatlamaz ve otomatik boşanma sonucu doğurmaz. Mahkeme sevkin usulüne uygun yapılıp yapılmadığını, davalının sağlık ve temsil durumunu, gitmemesinin nedenini ve dosyadaki diğer belgeleri değerlendirir. Gerekirse yeniden sevk, kurum yazışması, mevcut tedavi kayıtlarının toplanması veya temsil eksikliğinin giderilmesi yoluna başvurabilir. Davacı yine de ortak hayatın çekilmezliğini ayrıca ispatlamalıdır.
Hayır. Kanunda belirli bir süre ayrı yaşama şartı yoktur. Eşler aynı konutta yaşarken de, fiilen ayrı durumdayken de dava açılabilir. Bununla birlikte ortak hayatın fiilen nasıl sürdüğü çekilmezlik değerlendirmesinde önem taşır. Tarafların hastalığa rağmen uzun süredir güvenli ve düzenli biçimde birlikte yaşaması davacının iddiasını etkileyebilir; ayrı yaşam ise tek başına hastalıktan kaynaklanan çekilmezliği kanıtlamaz. Ayrılığın nedeni ve yaşam koşulları somut delillerle açıklanmalıdır.
Hayır. Eşlerin dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğü bulunmakla birlikte bu yükümlülük, TMK m.165’in şartları oluştuğunda dava hakkını ortadan kaldırmaz. Kanun zaten hastalığın ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirdiği istisnai durumları düzenler. Ancak sırf bakım yükünden kaçınma, toplumsal önyargı veya geçici tedavi güçlüğü çekilmezlik için yeterli görülmez. Hastalığın seyri, bakım ihtiyacının ağırlığı, destek imkânları ve davacının yaşamına etkisi ölçülü biçimde değerlendirilir.
Şartları varsa alabilir. Yoksulluk nafakasında talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşmesi ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması aranır; nafaka yükümlüsünün kusurlu olması şart değildir. Akıl hastalığının çalışma gücünü azaltması, sürekli tedavi ve bakım giderleri ile mevcut gelirler ihtiyaç hesabında önemlidir. Bununla birlikte nafaka otomatik değildir. Talepte bulunanın sosyal yardımları, malvarlığı, gelir imkânı ile karşı tarafın mali gücü birlikte incelenir.
Hukuken mümkündür; ancak somut ekonomik şartlara bağlıdır. Sağlıklı eş boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse ve daha ağır kusurlu değilse nafaka talep edebilir. Akıl hastası eşin kusuru aranmaz, fakat ödeme gücü mutlaka değerlendirilir. Hastalık nedeniyle çalışamayan, yalnız sınırlı sosyal yardım alan ve yüksek bakım gideri bulunan kişiye mali gücünü aşan nafaka yüklenemez. Mahkeme iki tarafın gelir, gider, sağlık ve yaşam koşullarını dengeleyerek miktar belirler.
Yalnız hastalık nedeniyle tazminat verilmez. Hastalanmak ve hastalığa bağlı irade dışı davranışlar kusur değildir; TMK m.174 tazminat için karşı tarafın kusurlu davranışını arar. Hastalıktan bağımsız, ayırt etme gücü bulunan dönemde gerçekleşen iradi bir kişilik hakkı ihlali veya başka kusurlu davranış ileri sürülüyorsa bu olay ayrıca ispatlanmalıdır. Mahkeme, hastalık belirtisi ile iradi eylemi ayırmadan tazminata karar vermemelidir. Nafaka ise farklı şartlara tabi olduğundan tazminatla karıştırılmamalıdır.
Hayır. Teşhis, velayetin otomatik olarak diğer ebeveyne verilmesine neden olmaz. Mahkeme çocuğun üstün yararını esas alır; ebeveynin güncel işlevselliği, tedaviye uyumu, bakım geçmişi, güvenlik koşulları ve destek ağı değerlendirilir. Hastalığı kontrol altında olan ve çocuğun ihtiyaçlarını istikrarlı biçimde karşılayan ebeveyn yalnız tanı nedeniyle velayetten dışlanamaz. Ağır ve kontrol edilemeyen belirtiler çocuğu riske sokuyorsa geçici veya nihai düzenleme buna göre yapılabilir.
Evet, çocuğun üstün yararı gerektiriyorsa kişisel ilişki gözetimli, kademeli veya belirli bir yerde kurulabilir. Ancak bu tedbir yalnız tanı bulunduğu için değil, somut risk ve uzman değerlendirmesi nedeniyle uygulanmalıdır. Hastalığın kontrol altında olması, ebeveyn-çocuk bağı ve görüşmelerin geçmişi de dikkate alınır. Koşullar değişirse kişisel ilişkinin biçimi sonradan yeniden düzenlenebilir. Amaç hasta ebeveyni cezalandırmak değil, çocuğun güvenliğini sağlarken aile bağını mümkün olduğu ölçüde korumaktır.
Kesin bir süre verilemez. Süre; tebligatlara, davalının temsil durumuna, vesayet dosyasına, hastane kayıtlarının toplanmasına, resmî sağlık kurulu veya Adli Tıp raporuna, tanıklara ve rapor itirazlarına göre değişir. Vasi veya kayyım atanması gerekiyorsa bu süreç de bekletici mesele olabilir. Dosyanın hızlı ilerlemesi için tedavi kurumları ve tarihleri dilekçede açık gösterilmeli, deliller süresinde sunulmalı ve rapor itirazları somut gerekçelerle yapılmalıdır.
Temsil ve savunma hakkı sağlanmışsa dava her durumda davalının bizzat her celseye katılmasına bağlı değildir. Ancak kişinin dava ehliyeti yoksa kanuni temsilcisi bulunmalı; menfaat çatışması varsa temsil kayyımı atanmalıdır. Mahkeme sağlık durumu nedeniyle bizzat dinlemenin mümkün olup olmadığını ve dinlenmenin gerekli olduğu konuları ayrıca değerlendirir. Anlaşmalı boşanmada ise hâkimin eşleri bizzat dinleyip iradelerinin serbest olduğuna kanaat getirmesi temel bir şarttır.
Ayırt etme gücü ve serbest irade mevcutsa diğer kanuni şartlarla birlikte mümkün olabilir. Anlaşmalı boşanmada hâkim her iki eşi bizzat dinlemeli ve boşanma ile mali sonuçlara ilişkin iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir. Ağır hastalık, kısıtlılık veya irade açıklamasını anlayamama durumu varsa yalnız vasi imzasıyla anlaşmalı boşanma kurulması kişiye sıkı sıkıya bağlı hak niteliği nedeniyle sorunludur. Bu durumda temsil ve uygun dava yolu somut dosyada dikkatle değerlendirilmelidir.
Evet. Rapor taraflara tebliğ edildiğinde eksik inceleme, güncel olmayan kayıtlar, gerekçesizlik, kurul yapısı veya raporlar arası çelişki gibi somut nedenlerle itiraz edilebilir. Yalnız “raporu kabul etmiyorum” demek çoğu zaman etkili değildir. İtirazda hangi tıbbi belgenin gözden kaçtığı ve TMK m.165’in hangi sorusunun cevaplanmadığı gösterilmelidir. Mahkeme itirazı haklı görürse ek rapor, yeni kurul raporu veya üst düzey inceleme alabilir; raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Dava dosyasına giren sağlık bilgileri yargılama için gerekli ölçüde kullanılır; sağlık verileri özel nitelikli kişisel veridir. Tarafların bu bilgileri sosyal medyada, iş çevresinde veya ilgisiz üçüncü kişilerle paylaşması hukuki sorumluluk doğurabilir. Dilekçede küçük düşürücü ifadelerden ve gereksiz tıbbi ayrıntılardan kaçınılmalı; kayıtlar mümkün olduğunca mahkeme aracılığıyla getirtilmelidir. Duruşmaların aleniyeti konusunda da genel ahlak veya özel hayatın korunması gerektiriyorsa gizlilik talebi somut gerekçeyle değerlendirilebilir.
Avukat Görüşü
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davalarında belirleyici mesele çoğu zaman tanının adı değil, dava sebebi ile delil planının doğru eşleştirilmesidir. Resmî sağlık kurulu raporunun hangi sorulara cevap vereceği, çekilmezlik olaylarının nasıl somutlaştırılacağı ve davalı eşin etkin biçimde temsil edilip edilmediği baştan değerlendirilmelidir. Yalnız eski bir rapora güvenmek, hastalığa bağlı davranışları kusur gibi sunmak veya tazminat ile nafaka şartlarını birbirine karıştırmak hak kaybına neden olabilir.
Çocuk, ortak konut, bakım giderleri ve malvarlığı riski bulunan dosyalarda geçici önlemler dava sonucunu beklemeden planlanmalıdır. Bununla birlikte her psikiyatrik tanının aile ilişkilerini aynı ölçüde etkilemediği unutulmamalı; kişi onurunu koruyan, ölçülü ve belgeye dayalı bir dil kullanılmalıdır. Her dosya, hastalığın güncel seyri, tarafların yaşam koşulları, çocukların ihtiyaçları ve mevcut belgeler üzerinden ayrı değerlendirilmelidir.
Bilgilendirme Notu
Bu içerik genel hukuki bilgilendirme amacı taşır; hukuki danışmanlık veya somut dosya görüşü yerine geçmez. Mevzuat, yargı uygulaması ve sağlık değerlendirmeleri zaman içinde değişebilir. İşlem yapılmadan önce güncel düzenlemeler ve dosyaya özgü belgeler birlikte incelenmelidir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.