Velayetin Kaldırılması Davası: Şartları, Süreci ve Hukuki Sonuçları

Velayetin kaldırılması davası, anne veya babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa yeterli ilgiyi göstermeyip yükümlülüklerini ağır biçimde ihmal etmesi hâlinde gündeme gelebilen, çocuğun korunmasına yönelik ağır bir hukuki tedbirdir. Türk Medeni Kanunu’nun 348. maddesine göre velayet, kural olarak ilk başvurulacak tedbir olarak değil; çocuğun korunmasına yönelik daha hafif önlemlerden sonuç alınamaması veya bu önlemlerin baştan yetersiz kalacağının anlaşılması hâlinde kaldırılabilir.

Bu nedenle her ebeveynlik hatası, anne veya babanın ekonomik sıkıntı yaşaması, yeniden evlenmesi, çocukla zaman zaman anlaşmazlık yaşaması ya da boşanma davasında kusurlu bulunması velayetin kaldırılması için tek başına yeterli değildir. Mahkeme açısından belirleyici olan, somut durumun çocuğun güvenliği, sağlığı, eğitimi, gelişimi ve genel olarak çocuğun üstün yararı üzerinde oluşturduğu etkidir.

Uygulamada “velayetin kaldırılması davası” denilmekle birlikte Hukuk Muhakemeleri Kanunu, velayetin kaldırılmasını açıkça çekişmesiz yargı işi olarak düzenlemektedir. Bu özellik önemlidir. Çünkü hâkim yalnız tarafların sunduğu iddia ve delillerle bağlı kalmaksızın, çocuğun korunması için gerekli olguları kendiliğinden araştırabilir. HMK m. 382’de velayetin kaldırılması, velayetin bir eşten alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılmış velayetin geri verilmesi çekişmesiz yargı işleri arasında sayılmıştır.

Bu yazı, genel bir velayet davası anlatımından farklı olarak özellikle TMK m. 348 kapsamında velayetin tamamen kaldırılması, bu tedbirin hangi şartlarda uygulanabileceği, velayetin değiştirilmesinden farkı, deliller, vasi atanması, velayetin geri verilmesi ve kanun yolları üzerinde durmaktadır.

Velayetin kaldırılması nedir?

Velayetin kaldırılması, anne veya babanın çocuk üzerindeki velayet yetki ve görevlerinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Tedbirin amacı anne veya babayı cezalandırmak değil, velayet ilişkisinin devamının çocuk bakımından oluşturduğu tehlikeyi ortadan kaldırmaktır.

Velayet yalnızca çocuğun nerede yaşayacağına karar verme hakkından ibaret değildir. Çocuğun bakımı, eğitimi, korunması, temsili, kişiliğinin gelişiminin desteklenmesi ve önemli kararlarının alınması gibi geniş bir sorumluluk alanını içerir. Bu nedenle velayetin kaldırılması, ebeveyn ile çocuk arasındaki hukuki ilişki bakımından son derece ağır sonuç doğurur.

Türk Medeni Kanunu’nun 348. maddesi bu ağır tedbiri iki temel sebep grubuna bağlamaktadır. Birincisi; anne veya babanın deneyimsizlik, hastalık, başka yerde bulunma veya benzeri bir sebeple velayet görevini gereği gibi yerine getirememesidir. İkincisi ise anne veya babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya çocuğa karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamasıdır. Her iki durumda da ayrıca daha hafif koruma tedbirlerinden sonuç alınamayacağının veya bunların yetersiz kalacağının anlaşılması gerekir.

Dolayısıyla velayetin kaldırılması bakımından iki aşamalı bir değerlendirme yapılır: Önce çocuk bakımından ciddi bir koruma ihtiyacı bulunup bulunmadığı incelenir; ardından bu tehlikenin velayeti tamamen kaldırmadan giderilip giderilemeyeceğine bakılır.

Velayetin kaldırılması ile velayetin değiştirilmesi arasındaki fark nedir?

Bu iki hukuki kurum aynı değildir. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, velayetin değiştirilmesi talebi ile velayetin kaldırılması talebinin birbirinin yerine kullanılmasıdır.

Velayetin değiştirilmesi davasında temel mesele, velayetin mevcut ebeveynden alınarak diğer ebeveyne verilmesinin çocuğun üstün yararına olup olmadığıdır. Velayetin kaldırılmasında ise anne veya babanın velayet yetkisinin hukuken ortadan kaldırılmasını gerektiren daha ağır bir durum söz konusudur.

KonuVelayetin değiştirilmesiVelayetin kaldırılması
Temel amaçVelayetin diğer ebeveyne verilmesiÇocuğun ağır riskten korunması
Hukuki ağırlıkDaha sınırlı müdahaleVelayet ilişkisine en ağır müdahalelerden biri
Temel değerlendirmeDiğer ebeveynin velayeti üstlenmesinin çocuğa yararıVelayet görevinin sürdürülememesi veya ağır ihmal
Vasi sonucuKural olarak gündeme gelmezVelayet her iki ebeveynden kaldırılırsa vasi atanır
Daha hafif tedbirlerin yeterliliğiSomut olaya göre değerlendirilirTMK m. 348 bakımından özellikle önemlidir
Geri dönüşYeni koşullarda yeniden değişiklik istenebilirSebep ortadan kalkarsa TMK m. 351 uyarınca velayet geri verilebilir

Örneğin boşanma sonrasında çocuğun velayeti annedeyse ve zaman içinde babanın koşulları çocuğun gelişimi bakımından daha elverişli hâle gelmişse mesele çoğu kez velayetin değiştirilmesi çerçevesindedir. Buna karşılık velayet sahibi ebeveynin çocuğu uzun süre ciddi biçimde ihmal etmesi, temel sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamaması ve daha hafif tedbirlerin yeterli olmaması durumunda velayetin kaldırılması gündeme gelebilir.

Bu ayrım, boşanmada çocuğun velayetinin kime verileceği değerlendirmesinden de farklıdır. Boşanma sırasında mahkemenin velayeti hangi ebeveyne bırakacağı ile mevcut velayet yetkisinin daha sonra TMK m. 348 kapsamında kaldırılması aynı hukuki testlere tabi değildir.

Velayetin kaldırılması için hangi şartlar aranır?

Velayetin kaldırılması istisnai bir koruma tedbiridir. Kanun, çocuğun korunmasına yönelik başka önlemlerden sonuç alınamamasını veya bu önlemlerin yetersiz kalacağının baştan anlaşılmasını temel eşik olarak belirlemiştir. Bunun yanında TMK m. 348’de sayılan velayeti gereği gibi yerine getirememe veya ağır ihmal hâllerinden birinin bulunması gerekir.

Önce daha hafif koruma önlemlerinin değerlendirilmesi gerekir mi?

Kural olarak evet. Velayetin kaldırılması doğrudan ilk tedbir olarak uygulanması gereken bir yaptırım değildir.

TMK m. 346, çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğünde ve anne ile baba bu duruma çare bulamadığında hâkime uygun koruma önlemleri alma yetkisi vermektedir. TMK m. 347 ise gerekli durumlarda çocuğun bir aile yanına veya kuruma yerleştirilmesini mümkün kılmaktadır. Velayetin kaldırılması ise bu koruma sisteminin daha ağır aşamasında yer almaktadır. Kanunun güncel metni Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Türk Medeni Kanunu sayfasından incelenebilir.

Ancak her dosyada önce mutlaka belirli bir tedbirin uygulanıp başarısız olması gerektiği şeklinde katı bir kural yoktur. Kanun, daha hafif önlemlerin yetersiz kalacağının önceden anlaşılması durumunda da velayetin kaldırılmasına imkân tanımaktadır. Örneğin çocuğun güvenliği bakımından çok ağır ve süreklilik gösteren bir risk varsa mahkemenin etkisiz kalacağı açık tedbirleri sırf şeklen denemesi beklenmez.

Anne veya babanın velayet görevini yerine getirememesi ne anlama gelir?

TMK m. 348, deneyimsizlik, hastalık, başka bir yerde bulunma veya benzeri sebeplerle velayet görevinin gereği gibi yerine getirilememesini kaldırma sebebi olarak düzenlemektedir. Burada esas olan ebeveynin kusurlu olup olmadığı değil, ortaya çıkan durumun velayet görevinin fiilen ve yeterli biçimde kullanılmasını engelleyip engellemediğidir.

Örneğin ciddi bir hastalık tek başına velayetin kaldırılması anlamına gelmez. Hastalığın çocuğun bakımını, güvenliğini ve gelişimini ne ölçüde etkilediği araştırılmalıdır. Aynı şekilde başka bir şehirde veya ülkede bulunmak da otomatik kaldırma sebebi değildir. Önemli olan ebeveynin fiili durumuna rağmen çocuğun ihtiyaçlarının düzenli ve güvenli biçimde karşılanıp karşılanmadığıdır.

Bu nedenle tanı, hastalık adı, engellilik, meslek veya yaşam biçimi üzerinden soyut değerlendirme yapılması yerine somut ebeveynlik kapasitesine ve çocuk üzerindeki fiili etkiye bakılması gerekir.

Çocuğa yeterli ilgi gösterilmemesi ne zaman velayetin kaldırılmasına yol açabilir?

Her ilgisizlik veya ebeveynlik eksikliği velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Kanun, çocuğa yeterli ilginin gösterilmemesini ve ebeveynlik yükümlülüklerinin ağır biçimde savsaklanmasını kaldırma sebebi kabul etmektedir. Burada davranışın niteliği, süresi, tekrarı ve çocuk üzerindeki etkisi önem taşır.

Çocuğun uzun süre gözetimsiz bırakılması, temel sağlık ihtiyaçlarının sürekli karşılanmaması, eğitim hayatının ciddi şekilde ihmal edilmesi, çocuğun tehlikeli ortamlarda bırakılması veya ebeveynin çocuğun korunmasına ilişkin zorunlu sorumluluklarını süreklilik içinde yerine getirmemesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

Ancak tek bir olayın varlığı otomatik olarak velayetin kaldırılacağı anlamına gelmez. Bazı tekil olaylar son derece ağır olabileceği gibi bazı tekrarlanan davranışlar da birlikte değerlendirildiğinde ciddi bir ihmal tablosu oluşturabilir. Mahkemenin bütün olay örgüsünü değerlendirmesi gerekir.

Hangi durumlarda velayetin kaldırılması gündeme gelebilir?

TMK m. 348 sınırlı bir olay listesi vermemiştir. Kanun genel ölçütler getirdiği için somut olayın özellikleri belirleyicidir. Aşağıdaki durumlar, ağırlığına ve çocuk üzerindeki etkisine göre velayetin kaldırılması değerlendirmesine konu olabilir.

Psikolojik veya psikiyatrik hastalık velayetin kaldırılması için yeterli midir?

Hayır. Bir ebeveynin psikolojik veya psikiyatrik tedavi görmesi tek başına velayetinin kaldırılması sebebi değildir.

Mahkemenin değerlendirmesi hastalığın ismine değil, ebeveynin çocuk bakımındaki işlevselliğine yönelmelidir. Tedaviyle kontrol altında olan ve çocuğun bakımını güvenli şekilde sürdüren bir ebeveyn bakımından yalnızca tanı nedeniyle velayetin kaldırılması hukuken yeterli değildir.

Buna karşılık hastalığın çocuğun güvenliğini ciddi biçimde tehlikeye düşürmesi, ebeveynin temel bakım görevlerini sürekli yerine getirememesine yol açması ve daha hafif önlemlerin yetersiz kalması durumunda TMK m. 348 kapsamında değerlendirme yapılabilir. Gerektiğinde sağlık kayıtları, uzman değerlendirmeleri ve sosyal inceleme raporları birlikte ele alınır.

Alkol veya madde bağımlılığı velayetin kaldırılmasına yol açar mı?

Bağımlılığın varlığı da tek başına otomatik sonuç doğurmaz. Belirleyici soru, bağımlılığın çocuğun güvenliğini, bakımını ve gelişimini somut olarak ne ölçüde etkilediğidir.

Örneğin ebeveynin madde etkisindeyken çocuğu gözetimsiz bırakması, tehlikeli kişilerin bulunduğu ortamlara maruz bırakması, çocuğun sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamaması veya tekrar eden ciddi güvenlik riskleri oluşturması hâlinde velayetin kaldırılması talebi güçlenebilir.

Buna karşılık yalnız geçmişte tedavi görmüş olmak veya soyut bağımlılık iddiası yeterli kabul edilmemelidir. Sağlık kayıtları, kolluk tutanakları, tanık anlatımları, sosyal inceleme ve çocuğun mevcut koşulları gibi somut deliller önem taşır.

Çocuğa şiddet uygulanması velayetin kaldırılması sebebi olabilir mi?

Çocuğa yönelik fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddet ciddi bir koruma ihtiyacı doğurabilir. Ancak aile mahkemesi yine olayın niteliğini, çocuğa yönelik mevcut ve gelecekteki riski, diğer koruma önlemlerinin yeterliliğini ve tüm delilleri değerlendirmek durumundadır.

Şiddet iddiası bulunan dosyalarda ceza soruşturması, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş tedbir kararları, sağlık kayıtları, kolluk belgeleri, okul gözlemleri, sosyal hizmet kayıtları ve uzman değerlendirmeleri önemli hâle gelebilir. Aile mahkemesi, yalnız ceza mahkemesinin vereceği sonuca bağlı bir değerlendirme yapmak zorunda değildir; çocuk hukukundaki temel amaç çocuğun korunmasıdır.

Çocuğun eğitim veya sağlık ihtiyaçlarının ihmal edilmesi yeterli olabilir mi?

İhmalin niteliğine göre evet. Çocuğun zorunlu eğitimden sürekli uzak tutulması, ciddi sağlık sorunlarına rağmen gerekli tedavilerin sistematik biçimde yaptırılmaması veya çocuğun gelişimi açısından zorunlu ihtiyaçların bilinçli ve ağır biçimde karşılanmaması velayet yükümlülüklerinin ihlali olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte sağlık veya eğitim konusunda ebeveynler arasında ortaya çıkan her görüş ayrılığı velayetin kaldırılmasını gerektirmez. İhmalin çocuğa yönelik gerçek bir tehlike oluşturması ve durumun daha hafif tedbirlerle giderilememesi önemlidir.

Anne veya babanın başka şehirde ya da ülkede yaşaması yeterli midir?

Tek başına yeterli değildir. Kanunda “başka bir yerde bulunma” velayet görevini gereği gibi yerine getirememe sebepleri arasında sayılmış olsa da bunun otomatik bir kaldırma nedeni olarak anlaşılması doğru olmaz.

Örneğin iş nedeniyle geçici süre yurt dışında bulunan, çocuğun bakımını düzenleyen, karar süreçlerine katılan ve ebeveynlik sorumluluğunu sürdüren bir kişinin sırf fiziksel olarak başka yerde bulunması velayetin kaldırılmasına yetmeyebilir.

Buna karşılık ebeveynin uzun süre ortadan kaybolması, çocuğun bakımını fiilen başkalarına bırakması, önemli kararlarla ilgilenmemesi ve velayet görevinin sürdürülemez hâle gelmesi farklı değerlendirilebilir.

Yeniden evlenmek velayetin kaldırılması sebebi midir?

Hayır. Türk Medeni Kanunu m. 349, anne veya babanın yeniden evlenmesinin tek başına velayetin kaldırılmasını gerektirmediğini açık biçimde kabul etmektedir. Ancak çocuğun menfaati gerektiriyorsa velayet sahibinin değiştirilmesi veya koşulları varsa velayetin kaldırılması gündeme gelebilir.

Dolayısıyla “velayet sahibi anne/baba evlendiği için velayet alınır” şeklindeki yaygın düşünce doğru değildir. Yeni evliliğin çocuk üzerindeki somut etkisi değerlendirilmelidir.

Ekonomik yetersizlik velayetin kaldırılması için yeterli midir?

Kural olarak yalnızca maddi güçsüzlük velayetin kaldırılması sonucunu doğurmamalıdır. Velayet tedbirinin amacı yoksulluğu cezalandırmak değildir.

Ebeveynin ekonomik imkânlarının sınırlı olması ile çocuğun ağır biçimde ihmal edilmesi aynı şey değildir. Devletin sosyal destek ve çocuk koruma mekanizmaları da bu noktada önem taşır. Nitekim TMK m. 350, velayetin kaldırılması sonrasında dahi anne ve babanın bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünün devam ettiğini; gerekli hâllerde devlet desteğinin söz konusu olabileceğini düzenlemektedir.

Velayetin kaldırılması talebini kim ileri sürebilir?

Velayete ilişkin uyuşmazlıklarda çocuğun korunması kamu düzeniyle yakından bağlantılıdır. HMK’nın çekişmesiz yargı rejimi ve resen araştırma ilkesi nedeniyle süreç yalnız iki ebeveyn arasındaki klasik bir “davacı-davalı” çekişmesi gibi ele alınmaz.

Diğer ebeveyn, çocuğun korunması bakımından hukuki menfaati bulunan kişiler veya somut olaya göre ilgili makamların harekete geçmesiyle aile mahkemesinin önüne bir koruma ihtiyacı gelebilir. Ayrıca çocukla çalışan sağlık, eğitim, kolluk ve sosyal hizmet birimlerinin mevzuattan doğan bildirim ve koruma mekanizmaları bulunabilir.

Burada önemli olan, başvuruyu yapan kişinin yalnız “diğer ebeveyn kötüdür” şeklinde genel iddialar ileri sürmesi değil; çocuğun hangi somut risk altında bulunduğunu açıklayabilmesidir.

Mahkemenin çocuk açısından ciddi bir risk bulunduğunu öğrenmesi hâlinde dosyanın çekişmesiz yargı niteliği nedeniyle yalnız taraf iradesine göre hareket etmesi beklenmez.

Velayetin kaldırılması davasında görevli mahkeme hangisidir?

Velayet ve çocuk koruma tedbirlerine ilişkin uyuşmazlıklar aile hukuku kapsamında olduğundan görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde, kanuni düzenleme çerçevesinde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar.

Aile mahkemelerinin kuruluş ve görev alanına ilişkin hükümler 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun kapsamında değerlendirilir.

Velayetin kaldırılmasında yetkili mahkeme neresidir?

Velayetin kaldırılması HMK m. 382 kapsamında çekişmesiz yargı işi olduğundan, özel bir yetki hükmünün bulunmadığı durumda HMK m. 384 dikkate alınır. Buna göre çekişmesiz yargı işlerinde, aksine hüküm bulunmadıkça talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Bununla birlikte çocukla ilgili eş zamanlı bir boşanma, velayet veya başka aile hukuku dosyasının bulunması hâlinde dosyalar arasındaki bağlantı ve özel usul hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Yetki belirlenirken somut dosyanın mevcut yargısal geçmişi göz ardı edilmemelidir.

Arabuluculuk zorunlu mudur?

Hayır. Velayetin kaldırılması, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk alacağı niteliğinde değildir ve çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir.

Anne ve baba kendi aralarında anlaşarak “velayeti kaldırma” sonucunu da meydana getiremez. Çocukla ilgili kararlar çocuğun üstün yararı gözetilerek mahkeme tarafından verilir. Bu ilke anlaşmalı boşanma davasında tarafların çocuk hakkındaki düzenlemeleri bakımından da önem taşır; hâkim çocukla ilgili hususları tarafların anlaşmasıyla otomatik olarak bağlı kabul etmez.

Velayetin kaldırılması için süre var mıdır?

TMK m. 348’de velayetin kaldırılması talebi bakımından belirli bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir.

Bunun nedeni düzenlemenin geçmişteki bir davranış için ceza verme amacı taşımaması, çocuğun mevcut ve gelecekteki korunma ihtiyacına yönelmesidir. Çocuk velayet altında bulunduğu sürece, kaldırma şartlarını meydana getiren güncel bir durum varsa mahkemenin müdahalesi gündeme gelebilir.

Ancak bu, olayların ne kadar eski olduğunun hiçbir önemi olmadığı anlamına gelmez. Yıllar önce meydana gelmiş ve tamamen ortadan kalkmış bir olay ile hâlen devam eden veya tekrar etme riski bulunan bir durum aynı ağırlıkta değerlendirilmez.

Çocuk ergin olduğunda ise velayet hukuken sona erdiği için artık velayetin kaldırılması şeklinde bir tedbirin konusu kalmaz.

Velayetin kaldırılması davasında ispat yükü nasıl değerlendirilir?

Velayetin kaldırılmasında klasik anlamdaki ispat yükü kurallarının yanında mahkemenin resen araştırma yetkisi büyük önem taşır.

HMK m. 385, çekişmesiz yargı işlerinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanacağını ve aksine hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesinin geçerli olduğunu düzenlemektedir. Bu nedenle hâkim gerekli gördüğü bilgi ve belgeleri kurum ve kuruluşlardan isteyebilir, sosyal inceleme yaptırabilir ve çocuğun durumunun aydınlatılması için başka delillere başvurabilir.

Bununla birlikte “mahkeme zaten araştırır” düşüncesiyle somut delil sunulmaması ciddi bir uygulama hatasıdır. Başvuruda bulunan kişi, iddialarını tarih, olay, belge ve mümkünse bağımsız kayıtlarla ortaya koymalıdır.

Velayetin kaldırılması davasında hangi deliller kullanılabilir?

Deliller her dosyada farklılık gösterebilir. Önemli olan, delilin çocuğun bakımına, güvenliğine ve ebeveynin velayet görevini yerine getirip getirmediğine ilişkin somut bilgi sağlamasıdır.

Kullanılabilecek deliller arasında çocuğun okul ve devamsızlık kayıtları, sağlık kayıtları, hastane başvuruları, sosyal hizmet kayıtları, kolluk tutanakları, 6284 sayılı Kanun kapsamında alınmış kararlar, önceki aile mahkemesi dosyaları, uzman raporları, sosyal inceleme raporları, tanık anlatımları, mesajlaşmalar, fotoğraf ve videolar ile somut olaya göre başka kurumsal kayıtlar bulunabilir.

Çekişmeli boşanma davası sırasında toplanan bazı deliller de daha sonraki velayet değerlendirmesinde ilgili olabilir. Ancak boşanmadaki eş kusuru ile ebeveynlik kapasitesi birbirine karıştırılmamalıdır. Bir eşin evlilik birliğinin sona ermesinde kusurlu olması, otomatik biçimde velayet görevini yerine getiremeyeceğini göstermez.

Sosyal inceleme raporu neden önemlidir?

Sosyal inceleme, çocuğun yaşam koşullarının yalnız tarafların anlatımı üzerinden değil, uzman bakışıyla değerlendirilmesine yardımcı olur.

Çocuğun kiminle yaşadığı, ev ortamı, eğitim düzeni, bakım verenlerle ilişkisi, ebeveynlerin çocukla iletişimi ve çeşitli riskler sosyal inceleme kapsamında ele alınabilir. Ancak sosyal inceleme raporu hâkimi hukuken bağlayan tek delil değildir.

Raporun güncelliği ve hangi verilerle hazırlandığı önemlidir. Çocuğun yaşam düzeninin değiştiği bir dosyada eski koşullara ilişkin raporun tek başına yeterli kabul edilmesi her zaman sağlıklı olmayabilir.

Çocuğun görüşü alınır mı?

Çocuğun yaşı ve olgunluk düzeyi, görüşünü anlamlı biçimde oluşturabilecek seviyedeyse görüşünün alınması velayet değerlendirmesinde önemli olabilir.

Yargıtay uygulamasında da idrak çağındaki çocuğun görüşünün değerlendirilmesi ve kararın çocuğun üstün yararı temelinde verilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/21514 E., 2016/15983 K. ve 2015/26742 E., 2016/2311 K. sayılı kararları bu yaklaşımı ortaya koyan doğrulanabilir örneklerdir.

Bununla birlikte Türk hukukunda “çocuk şu yaşa geldiğinde velayeti kendisi seçer” şeklinde kesin bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Çocuğun beyanı önemlidir fakat tek başına belirleyici değildir. Çocuk bir ebeveyni tercih etse dahi bu tercihin çocuğun üstün yararına aykırı olduğu ortaya çıkarsa mahkeme başka yönde karar verebilir.

Ayrıca çocuğun aile içi uyuşmazlığın tarafı hâline getirilmemesi gerekir. Çocuğun görüşünün hangi yöntemle ve hangi uzman desteğiyle alınacağı somut dosyanın özelliklerine göre belirlenir.

WhatsApp mesajları, fotoğraflar ve ses kayıtları kullanılabilir mi?

Dijital materyaller somut olay bakımından önemli deliller içerebilir. Mesajlar ebeveynin çocuğun bakımına ilişkin tavrını, çocuğu uzun süre terk ettiğini, sağlık veya eğitim ihtiyaçlarıyla ilgilenmediğini ya da belirli riskleri bildiği hâlde önlem almadığını gösterebilir.

Ancak dijital delilin hukuka uygun elde edilmesi gerekir. Delil yaratmak amacıyla hukuka aykırı yöntemlere başvurulması, özellikle özel hayat ve haberleşmenin gizliliği bakımından ayrı hukuki sorunlar doğurabilir.

Ekran görüntülerinin kim tarafından gönderildiği, yazışmanın bütünlüğü, tarih bilgileri ve gerektiğinde teknik doğrulama imkânı önemlidir. Bağlamından koparılmış tek bir mesaj yerine olayın tamamını gösteren güvenilir kayıtlar daha değerlidir.

Tanık anlatımları yeterli olur mu?

Tanık delili kullanılabilir; ancak yalnız taraflara yakın kişilerin genel ve soyut anlatımlarına dayanılması dosyayı zayıflatabilir.

Öğretmen, bakım veren, komşu, sağlık çalışanı veya çocuğun günlük yaşamını doğrudan gözlemleyen kişilerin somut olaylara ilişkin anlatımları önem taşıyabilir. Tanığın “iyi anne değildir” veya “kötü babadır” şeklindeki kişisel kanaatinden ziyade, gördüğü belirli olayları anlatması gerekir.

Kurumsal kayıtlarla desteklenebilen tanık beyanları çoğu durumda daha güçlü bir değerlendirme zemini oluşturur.

Velayetin kaldırılması dilekçesinde neler bulunmalıdır?

Dilekçede yalnızca “karşı taraf çocukla ilgilenmiyor, velayeti kaldırılsın” şeklinde genel ifadeler kullanılması yeterli değildir.

Başvuruda öncelikle çocuğun kimlik ve mevcut velayet durumu açıklanmalıdır. Velayetin hangi karar veya hukuki durum nedeniyle ilgili ebeveynde bulunduğu, çocuğun fiilen nerede ve kiminle yaşadığı belirtilmelidir.

Ardından kaldırma talebine temel oluşturan olaylar mümkün olduğunca kronolojik ve somut şekilde anlatılmalıdır. Örneğin sağlık ihmalinden söz ediliyorsa hangi rahatsızlığın ne zaman ortaya çıktığı, gerekli tedavinin ne şekilde aksatıldığı ve bunun çocuk üzerinde nasıl bir risk yarattığı açıklanmalıdır.

Dilekçede ayrıca:

  • Çocuğun mevcut yaşam düzeni,
  • Velayet görevinin hangi yönlerden yerine getirilemediği,
  • Daha önce alınmış koruma tedbirleri,
  • Bu tedbirlerin neden yetersiz kaldığı veya kalacağının neden açık olduğu,
  • Çocuğun güncel sağlık ve eğitim durumu,
  • İddiaları destekleyen deliller ve istenmesi gereken kurum kayıtları,
  • Acil koruma ihtiyacı varsa buna ilişkin talepler,
  • Diğer ebeveynin durumu,
  • Her iki ebeveynden velayet kaldırılabilecekse çocuğun vesayet ihtiyacı

somut olayın gerektirdiği ölçüde ortaya konulmalıdır.

Çekişmesiz yargı niteliği nedeniyle hâkim çocuğun korunmasına ilişkin gerekli tedbirler bakımından tarafların kullandığı hukuki nitelendirmeyle sınırlı biçimde hareket etmek zorunda değildir.

Yargılama süreci nasıl ilerler?

Her dosyanın seyri farklı olmakla birlikte velayetin kaldırılması incelemesinde çocuğun güncel koşullarının ortaya çıkarılması temel amaçtır.

Mahkeme önce acil risk olup olmadığını değerlendirir mi?

Çocuk bakımından yakın ve ciddi bir tehlike iddiası varsa nihai kararın beklenmesi her zaman uygun olmayabilir.

Mahkeme TMK m. 346 ve devamındaki çocuk koruma hükümlerini, Çocuk Koruma Kanunu kapsamındaki mekanizmaları ve somut olaya göre başka koruyucu hükümleri değerlendirebilir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun güncel metnine Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat üzerinden ulaşılabilir.

Özellikle şiddet, ihmal veya çocuğun bulunduğu ortamdan kaynaklanan acil güvenlik riski mevcutsa geçici koruma seçeneklerinin nihai karar öncesinde değerlendirilmesi gerekebilir.

Kurumlardan kayıt istenebilir mi?

Evet. Resen araştırma ilkesi nedeniyle mahkeme çocuğun sağlık, eğitim veya sosyal hizmet kayıtlarını somut olayın gerektirdiği ölçüde ilgili kurumlardan isteyebilir.

Önceki aile mahkemesi dosyaları, koruma kararları, sosyal hizmet incelemeleri, kolluk tutanakları veya çocuğun başka yargı süreçlerine ilişkin kayıtları da önem taşıyabilir.

Tarafların dilekçelerinde hangi kurumda hangi kaydın bulunduğunu mümkün olduğunca açık belirtmeleri, araştırmanın daha hedefli yürütülmesini sağlayabilir.

Uzman incelemesi yapılabilir mi?

Evet. Çocuğun psikososyal durumu, ebeveynlerin bakım kapasitesi veya çocukla ilişkileri bakımından uzman değerlendirmesine ihtiyaç duyulabilir.

Uzman raporunun amacı hukuki kararı vermek değil, mahkemenin çocuğun üstün yararı konusunda sağlıklı değerlendirme yapmasına yardımcı olacak sosyal ve psikolojik verileri ortaya koymaktır. Nihai hukuki değerlendirme hâkime aittir.

Mahkeme velayeti kaldırmadan önce diğer ebeveyni değerlendirir mi?

Somut olaya göre diğer ebeveynin durumu önem taşıyabilir.

Örneğin boşanma sonrasında velayet annede bulunuyorsa ve annenin velayetinin kaldırılması gündeme gelmişse, babanın çocuğun bakımını üstlenmeye uygun olup olmadığı ayrıca incelenebilir. Diğer ebeveynin varlığı, velayetin her durumda kendisine otomatik geçeceği anlamına gelmez.

Velayetin babaya verilmesi için gereken koşullar bakımından da cinsiyete dayalı otomatik bir üstünlük bulunmadığı, temel ölçütün çocuğun üstün yararı olduğu unutulmamalıdır.

Velayet hem anneden hem babadan kaldırılırsa ne olur?

Türk Medeni Kanunu m. 348’e göre velayet anne ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.

Bu düzenleme önemlidir; çünkü büyükanne, büyükbaba, teyze, amca veya başka bir akrabanın fiilen çocukla ilgileniyor olması, o kişinin otomatik olarak “velayet sahibi” olması anlamına gelmez.

Velayet anne ve babaya özgü bir hukuki kurumdur. Her iki ebeveynin velayetinin kaldırılması sonrasında çocuğun hukuki temsilinin vesayet hükümleri çerçevesinde düzenlenmesi gerekir. Vasi atanmasına ilişkin işlemler vesayet makamının görev alanına girer.

Akrabalardan birinin çocuğun bakımını fiilen üstlenmesi ile vasi olarak atanması da birbirinden farklı konulardır. Mahkemenin ve ilgili vesayet makamının çocuğun çıkarlarını ayrıca değerlendirmesi gerekir.

Velayetin kaldırılması kişisel ilişki hakkını da sona erdirir mi?

Her durumda otomatik olarak sona erdirmez.

Velayet ile çocukla kişisel ilişki kurma hakkı aynı hukuki kurum değildir. Velayeti bulunmayan bir anne veya baba, koşulları uygunsa çocukla kişisel ilişki kurabilir. Ancak kişisel ilişkinin çocuğun huzurunu, güvenliğini veya gelişimini tehlikeye düşürmesi durumunda ilişkinin sınırlandırılması, gözetimli yürütülmesi veya koşulları oluşmuşsa kaldırılması ayrıca gündeme gelebilir.

Bu konunun ayrıntıları çocukla kişisel ilişki kurma davası bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla “velayet kaldırıldıysa çocuk bir daha görülemez” şeklinde genel bir kural bulunmadığı gibi, “velayet yoksa görüşme hakkı mutlaka sınırsız devam eder” şeklinde bir yaklaşım da doğru değildir. Esas ölçüt yine çocuğun üstün yararıdır.

Velayet kaldırılınca nafaka ve bakım yükümlülüğü sona erer mi?

Hayır.

TMK m. 350 açık şekilde, velayetin kaldırılması hâlinde anne ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüklerinin devam edeceğini düzenlemektedir. Kanun ayrıca nafakaya ilişkin hükümlerin saklı olduğunu belirtmektedir.

Bu nedenle velayet yetkisinin sona ermesi ebeveynin çocuğa karşı ekonomik sorumluluklarının ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Somut olayda iştirak nafakası veya başka çocuk giderlerinin nasıl belirleneceği, tarafların ekonomik durumuna ve çocuğun ihtiyaçlarına göre ayrıca değerlendirilir. Nafaka türleri velayet meselesinden ayrı hukuki koşullara tabidir.

Velayetin kaldırılması çocuğun temsilini nasıl etkiler?

Velayet, anne ve babaya çocuk adına birçok hukuki işlemde temsil yetkisi verir. Velayetin kaldırılması hâlinde kaldırılan ebeveyn artık bu yetkiyi velayet sıfatıyla kullanamaz.

Velayetin yalnız bir ebeveynden kaldırıldığı durumda diğer ebeveynin mevcut hukuki konumu ve mahkeme kararı değerlendirilir. Her iki ebeveynden kaldırılması durumunda ise çocuğun temsili vasi ve vesayet sistemi üzerinden yürütülür.

Bu nedenle velayetin kaldırılması yalnız çocuğun kimin yanında yaşayacağını belirleyen fiili bir karar değildir; temsil, eğitim, sağlık ve diğer önemli karar alanlarını da etkileyen hukuki bir statü değişikliğidir.

Velayetin kaldırılması diğer çocukları da etkiler mi?

Bu konu TMK m. 348’in dikkat edilmesi gereken hükümlerinden biridir.

Kanuna göre kararda aksi belirtilmedikçe velayetin kaldırılması, anne ve babanın mevcut ve doğacak bütün çocuklarını kapsar.

Bu hüküm, kararın kapsamının çok dikkatli incelenmesini gerektirir. Birden fazla çocuk bulunan ailelerde her çocuğun yaşı, özel ihtiyaçları, ebeveynle ilişkisi ve yaşam koşulları farklı olabilir.

Mahkemenin somut olayın özelliklerine göre kararın hangi çocuklar bakımından sonuç doğuracağını açık biçimde değerlendirmesi önemlidir. Kanundaki genel kuralın varlığı, çocukların bireysel durumlarının araştırılmasının gereksiz olduğu anlamına gelmez.

Velayetin kaldırılması kalıcı mıdır?

Mutlak ve değişmez değildir.

TMK m. 351, koşullar değiştiğinde çocuk hakkında alınmış koruma önlemlerinin yeni duruma uyarlanmasını öngörmektedir. Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim velayeti resen veya anne ya da babanın istemi üzerine geri verir.

Bu hüküm, velayetin kaldırılmasının ebeveyne verilen süresiz bir ceza olmadığını açıkça göstermektedir.

Örneğin velayetin kaldırılmasına yol açan ciddi sağlık sorununun tedaviyle ortadan kalkması, ebeveynin uzun süreli istikrarlı bir yaşam düzeni kurması veya ağır ihmalin temelindeki koşulların kalıcı biçimde düzelmesi durumunda yeniden değerlendirme yapılabilir.

Ancak yalnız “artık sorun yok” şeklindeki beyan yeterli değildir. Kaldırma kararının dayandığı risklerin gerçekten ortadan kalkıp kalkmadığı, değişimin sürekliliği ve velayetin geri verilmesinin çocuğun üstün yararına uygunluğu incelenir.

Velayetin geri verilmesi için belirli bir bekleme süresi var mıdır?

Kanunda “velayet kaldırıldıktan sonra en az şu kadar yıl geçmelidir” şeklinde sabit bir süre bulunmamaktadır.

Önemli olan kaldırma sebebinin ortadan kalkmasıdır. Bazı durumlarda bu değişiklik daha kısa sürede ortaya çıkabilirken bazı dosyalarda uzun dönemli istikrarın gözlenmesi gerekebilir.

Bu nedenle velayetin geri verilmesi başvurusunun zamanı, takvimden ziyade koşulların ne ölçüde ve ne kadar kalıcı biçimde değiştiği üzerinden değerlendirilmelidir.

Velayetin kaldırılması kararı verilirken çocuğun üstün yararı nasıl değerlendirilir?

Çocuğun üstün yararı velayet hukukunun merkezindeki ölçüttür. Yargıtay’ın doğrulanabilir kararlarında da velayet değerlendirmesinde anne veya babanın menfaatlerinden önce çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminin korunması gerektiği vurgulanmaktadır.

Üstün yarar soyut bir slogan değildir. Mahkeme somut çocuk bakımından değerlendirme yapar.

Çocuğun yaşı, sağlık durumu, eğitim düzeni, kardeş ilişkileri, yaşam çevresi, ebeveynlerle kurduğu bağ, güvenlik koşulları, istikrar ihtiyacı, özel bakım gereksinimleri ve görüşünü oluşturabilecek olgunluktaysa kendi düşüncesi birlikte değerlendirilebilir.

Bu nedenle benzer görünen iki olay farklı sonuçlanabilir. Aynı davranışın farklı yaş ve ihtiyaçtaki çocuklar üzerindeki etkisi aynı olmayabilir.

Ortak velayet bulunan durumda velayetin kaldırılması mümkün müdür?

Somut koşullar oluştuğunda mümkündür.

Ortak velayet anne ve babanın çocukla ilgili yetki ve sorumlulukları birlikte kullanmasını ifade eder. Ancak ortak velayet kararı daha sonra ortaya çıkabilecek ciddi çocuk koruma sorunlarına karşı değişmez bir statü yaratmaz.

Ebeveynlerden birinin TMK m. 348 kapsamındaki ağır koşullara girmesi hâlinde mahkemenin çocuğun üstün yararı doğrultusunda müdahalesi gündeme gelebilir. Müdahalenin velayetin kullanım biçimini değiştirmekle mi yoksa velayeti kaldırmakla mı sınırlı olması gerektiği, olayın ağırlığına göre belirlenir.

Velayetin kaldırılması boşanma davasıyla birlikte istenebilir mi?

Çocukla ilgili koruma ihtiyacı bir boşanma dosyası sırasında da ortaya çıkabilir.

Boşanma yargılamasında aile mahkemesi çocukların korunması ve velayet konusunda karar verir. Bununla birlikte velayetin hangi ebeveyne bırakılması ile TMK m. 348 kapsamında velayetin tamamen kaldırılması aynı kurum değildir.

Dosyada gerçekten velayetin kaldırılmasını gerektirecek bir durum bulunduğu ileri sürülüyorsa bunun hukuki ve olgusal dayanağı ayrıca ortaya konulmalıdır.

Boşanma davasındaki eş kusuru, zina, güven sarsıcı davranış, ekonomik anlaşmazlık veya eşler arasındaki başka uyuşmazlıkların tek başına velayetin kaldırılması sebebi gibi sunulması doğru değildir. Çocuğa yansıyan sonuçlar ayrıca gösterilmelidir.

Ceza soruşturması velayetin kaldırılması davasını nasıl etkiler?

Aynı olay hem ceza hukuku hem de aile hukuku bakımından önem taşıyabilir. Örneğin çocuğa yönelik şiddet iddiası ceza soruşturmasının konusu olurken aynı olay aile mahkemesinin çocuk koruma değerlendirmesinde de ele alınabilir.

Ancak süreçlerin amaçları ve ispat değerlendirmeleri aynı değildir.

Bir ceza soruşturmasının açılmış olması otomatik olarak velayetin kaldırılmasını gerektirmediği gibi, ceza dosyasındaki her sonuç da aile mahkemesinin çocuğun üstün yararı değerlendirmesinin yerine geçmez.

Aile mahkemesi ceza dosyasındaki ifade, sağlık raporu, görüntü, kolluk tutanağı veya başka belgeleri inceleyebilir. Gerekli görürse ceza dosyasının belirli aşamasını bekletici mesele yapıp yapmamak somut koşullara göre değerlendirilir. Çocuğun acil korunması gerekiyorsa yalnız ceza davasının kesinleşmesini beklemek her durumda çocuğun yararına olmayabilir.

6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi velayeti kaldırır mı?

Hayır. 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilmesi tek başına velayeti otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Ancak şiddet vakasının niteliğine göre bu karar ve dayandığı olaylar velayet dosyasında önemli delil olabilir. Özellikle çocuğa yönelik şiddet veya çocuğun şiddete tanık olması söz konusuysa aile mahkemesi riskin ağırlığını ayrıca değerlendirir.

Tedbir kararı ile velayetin kaldırılması farklı hukuki sonuçlara ve koşullara tabidir.

Çocuk teslimi ve kişisel ilişki süreci velayet davasıyla birlikte yürüyebilir mi?

Evet. Çocuğun teslimi veya kişisel ilişkinin uygulanmasıyla ilgili bir süreç bulunması, ayrıca velayet veya çocuk koruma incelemesi yapılmasına engel değildir.

Güncel sistemde çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kararlarının uygulanmasına ilişkin işlemler icra dairelerinin klasik haciz sistemi yerine Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri birimleri üzerinden çocuk odaklı şekilde yürütülmektedir. Adalet Bakanlığının çocuk teslimi ve kişisel ilişki uygulamasına ilişkin açıklamasında bu sistem ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.

Bu süreçte oluşan tutanak ve kayıtlar, somut olayla bağlantılıysa velayet değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Konuyla ilgili çocuk teslimine muhalefet ve güncel çocuk teslim sistemi ayrıca incelenebilir.

Velayetin kaldırılması davasından feragat edilebilir mi?

Bu konuda klasik alacak davalarındaki feragat mantığıyla hareket edilmemelidir.

Velayet çocuğun korunması ve kamu düzeniyle ilgili bir alandır. Ayrıca velayetin kaldırılması HMK’da çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle başvuruyu yapan kişinin sonradan “artık istemiyorum” demesi, çocuğun korunmasına ilişkin ortaya çıkmış ciddi bir riskin mahkeme tarafından hiçbir şekilde araştırılamayacağı anlamına gelmez.

Mahkeme, önüne gelen olguların çocuğun korunmasını gerektirip gerektirmediğini resen araştırma yetkisi çerçevesinde değerlendirebilir.

Benzer şekilde anne ve babanın “velayet kaldırılsın” veya “kaldırılmasın” şeklinde anlaşmaları da hâkimi bağlayan bir sözleşme niteliğinde değildir.

Kabul veya sulh ile velayet kaldırılabilir mi?

Hayır. Bir ebeveynin “velayetimin kaldırılmasını kabul ediyorum” demesi, tek başına TMK m. 348 şartlarının gerçekleştiğini göstermez.

Velayet ebeveynlerin serbestçe devredebilecekleri veya anlaşmayla sona erdirebilecekleri malvarlığı hakkı değildir. Mahkeme kanuni şartların ve çocuğun üstün yararının bulunup bulunmadığını bağımsız olarak incelemelidir.

Tarafların belirli fiili düzenlemeler üzerinde uzlaşması mahkemenin değerlendirmesinde dikkate alınabilir; ancak velayet statüsüne ilişkin nihai hukuki karar hâkime aittir.

Velayetin kaldırılması davasında harç ve yargılama giderleri nasıl belirlenir?

Dava ve başvuru giderleri, yargı harçları tarifesi ve dosyada yapılacak işlemlere göre değişebilir. Sabit bir toplam masraf rakamı vermek doğru değildir.

Dosyada tebligat, sosyal inceleme, uzman incelemesi, kurum yazışmaları veya başka gider kalemleri oluşabilir. Yargılama giderlerinin kapsamı dosyanın içeriğine göre farklılaşır.

Maddi durumu yargılama giderlerini karşılamaya elverişli olmayan kişiler bakımından, koşulları mevcutsa adli yardım hükümlerinin uygulanması ayrıca değerlendirilebilir.

Velayetin kaldırılması kararına karşı istinaf mümkün müdür?

HMK m. 387’ye göre çekişmesiz yargı işlerinde hukuki yararı bulunan ilgililer, özel bir düzenleme bulunmadıkça kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilir.

Kanun yolu süresinin somut dosyada başlangıcı ve uygulanacak usul, kararın tebliği ve öğrenilme koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Süre yönetiminde yalnız genel bilgiye güvenmek yerine dosyadaki tebliğ ve UYAP kayıtlarının kontrol edilmesi gerekir.

Temyiz bakımından ise istinafla aynı sonucu varsaymak doğru değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2025/9323 E., 2026/1105 K. sayılı güncel kararında velayete ilişkin ilgili çekişmesiz yargı kararı temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında değerlendirilmiştir. Bu nedenle bölge adliye mahkemesinden sonraki kanun yolu imkânı kararın türü ve güncel mevzuatla birlikte ayrıca kontrol edilmelidir.

Velayetin kaldırılması kararının kesinleşmesi neden önemlidir?

Velayet statüsüne ilişkin kararlar çocuğun temsili, bakım düzeni ve başka resmi işlemler üzerinde doğrudan etki yaratabilir. Bu nedenle kararın hangi aşamada uygulanabilir olduğu, kesinleşme şerhi gerekip gerekmediği ve varsa geçici tedbirlerin kapsamı somut hüküm üzerinden incelenmelidir.

Bunun yanında velayet kararları değişen koşullara duyarlı kararlardır. TMK m. 351’in velayetin geri verilmesini açıkça düzenlemesi, çocuk hukukunda kararın yalnız geçmiş koşulları değil güncel durumu esas aldığını göstermektedir.

Bu nedenle “mahkeme bir kere kaldırdı, artık hiçbir koşulda değişmez” yaklaşımı hukuken doğru değildir.

Velayetin kaldırılmasında sık yapılan hatalar nelerdir?

En sık rastlanan hata, velayetin kaldırılmasını ebeveynler arasındaki çatışmanın devamı gibi kullanmaktır.

Diğer ebeveynin yeni bir ilişkiye başlaması, yeniden evlenmesi, taraflar arasında iletişim bozukluğu bulunması veya geçmişte eşler arasında yoğun uyuşmazlık yaşanması çocuğa yansıyan somut bir risk gösterilmeden TMK m. 348 kapsamında yeterli değildir.

İkinci hata, “çocuk benimle yaşamak istiyor” beyanının tek başına velayetin kaldırılması için yeterli olduğunun düşünülmesidir. Çocuğun görüşü önemlidir; ancak kaldırma tedbirinin kanuni şartları ayrıca oluşmalıdır.

Üçüncü hata, velayetin değiştirilmesi ile kaldırılmasının karıştırılmasıdır. Diğer ebeveynin daha uygun bakım koşullarına sahip olması her zaman mevcut ebeveynin velayetinin “kaldırılmasını” gerektirmez.

Dördüncü hata, soyut iddiaların somut delillerin önüne geçirilmesidir. “Çocukla ilgilenmiyor”, “psikolojisi bozuk”, “kötü anne”, “sorumsuz baba” gibi nitelemeler yerine tarih, olay ve çocuk üzerindeki etki gösterilmelidir.

Beşinci hata, geçmişte yaşanmış fakat güncel karşılığı kalmamış olaylarla çocuğun bugünkü durumu arasında bağ kurulmadan başvuru yapılmasıdır.

Altıncı hata ise yalnız ceza dosyasından çıkacak sonucu bekleyip çocuk bakımından acil koruma ihtiyacının aile mahkemesine zamanında sunulmamasıdır.

Mevzuat Dayanağı

Türk Medeni Kanunu m. 346 ve 347 neyi düzenler?

TMK m. 346, çocuğun menfaati ve gelişmesinin tehlikeye düştüğü ve anne-babanın buna çare bulamadığı durumlarda hâkimin uygun koruma önlemleri almasını sağlar.

TMK m. 347 ise çocuğun bedensel veya zihinsel gelişimi tehlikede olduğunda veya çocuk manevi açıdan terk edilmiş durumda bulunduğunda, gerekli koşullarda çocuğun bir aile yanına veya kuruma yerleştirilmesini düzenler.

Bu maddeler, velayetin kaldırılmasından önce veya onun yerine uygulanabilecek daha ölçülü koruma seçeneklerinin hukuki temelini oluşturur.

Türk Medeni Kanunu m. 348 neden temel hükümdür?

TMK m. 348 doğrudan velayetin kaldırılmasını düzenler.

Hüküm önce daha hafif koruma önlemlerinin sonuçsuz kalmasını veya yetersiz olacağının önceden anlaşılmasını arar. Ardından ebeveynin velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa yeterli ilgiyi göstermeyip yükümlülüklerini ağır şekilde savsaklaması hâllerini düzenler.

Aynı madde, velayetin her iki ebeveynden kaldırılması durumunda vasi atanmasını ve kararda aksi belirtilmediği sürece kaldırmanın mevcut ve doğacak çocuklara etkisini de düzenlemektedir.

Türk Medeni Kanunu m. 349 ve 350 hangi sonuçları düzenler?

TMK m. 349, yeniden evlenmenin tek başına velayeti kaldırma nedeni olmadığını ortaya koyar.

TMK m. 350 ise velayetin kaldırılması sonrasında anne ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerinden kurtulmadığını açıkça belirtir. Böylece kanun, velayet yetkisinin sona ermesi ile ebeveynin çocuğun giderlerine katılma sorumluluğunu birbirinden ayırmaktadır.

Türk Medeni Kanunu m. 351 neden önemlidir?

TMK m. 351, durum değiştiğinde koruma tedbirlerinin de yeni koşullara uyarlanmasını öngörür.

Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim resen veya anne ya da babanın istemi üzerine velayeti geri verir. Bu nedenle kaldırma kararı ebeveyn açısından cezalandırıcı ve geri dönüşsüz bir statü olarak görülmemelidir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu hangi usulü öngörür?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun güncel UYAP metninde velayetin kaldırılması HMK m. 382 kapsamında çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmektedir.

HMK m. 384 çekişmesiz yargıda genel yetki kuralını, HMK m. 385 uygulanacak yargılama usulü ile resen araştırmayı, HMK m. 387 ise kanun yolunu düzenlemektedir.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde velayetin kaldırılması dosyasının klasik iki taraflı bir hukuk davası mantığıyla yürütülmemesi gerektiği ortaya çıkar.

Yargıtay uygulamasında hangi ilkeler öne çıkmaktadır?

Yargıtay’ın velayete ilişkin kararlarında temel eksen, ebeveynlerden birine üstünlük tanımak değil çocuğun üstün yararını belirlemektir. Adalet Bakanlığı UYAP İçtihat sisteminde yayımlanan kararlarda, velayete müdahalenin çocuğun yararı doğrultusunda ve yeterli inceleme sonucunda yapılması gerektiği görülmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/21514 E., 2016/15983 K. sayılı kararında, velayet değerlendirmesinde idrak çağındaki çocuğun görüşünün alınmasının ve yeterli inceleme yapılmasının önemi üzerinde durulmuştur. Kararın resmi metnine UYAP İçtihat sisteminden ulaşılabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/26742 E., 2016/2311 K. sayılı kararında da çocuğun üstün yararının esas olduğu, çocuğun görüşünün değerlendirilmesi gerektiği ancak son değerlendirmenin çocuğun üstün yararına göre yapılacağı yaklaşımı görülmektedir. Resmi karar metni UYAP İçtihat sisteminde bulunmaktadır.

Bu kararların velayetin değiştirilmesi dosyalarından verilmiş olması önemlidir. Buradaki ilkeler çocuğun üstün yararı ve yeterli araştırma bakımından yol gösterici olmakla birlikte, bunlardan TMK m. 348’deki velayetin kaldırılması koşullarının her olayda otomatik gerçekleştiği sonucu çıkarılamaz.

Ayrıca Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2025/9323 E., 2026/1105 K. sayılı güncel kararı, velayet konularının çekişmesiz yargı niteliğinin kanun yollarına etkisi bakımından önemlidir.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler

Velayetin kaldırılması talebinde en önemli mesele, ebeveynler arasındaki uyuşmazlığı değil çocuğun karşı karşıya bulunduğu somut riski ortaya koymaktır.

Dosyada geçmiş olaylar kadar çocuğun bugünkü yaşam koşulları da önemlidir. Mahkemenin vereceği karar ileriye dönük koruma amacı taşıdığı için güncel okul, sağlık, sosyal çevre ve bakım bilgileri özellikle değerlidir.

Başvuruda olayların tarihlendirilmesi, hangi olayın hangi delille desteklendiğinin gösterilmesi ve kurum kayıtlarının nereden isteneceğinin belirtilmesi dosyanın anlaşılmasını kolaylaştırır.

Çocuk hakkında farklı mahkemelerde veya kurumlarda yürüyen işlemler varsa bunların birbirinden kopuk ele alınmaması gerekir. Boşanma, velayetin değiştirilmesi, kişisel ilişki, 6284 tedbirleri, ceza soruşturmaları, çocuk teslimi ve sosyal hizmet süreçleri aynı olguların farklı hukuki yönlerini içerebilir.

Diğer taraftan, daha ağır bir talebin her zaman daha güçlü olduğu düşünülmemelidir. Somut olay yalnız velayetin değiştirilmesini veya daha sınırlı bir koruma önlemini gerektiriyorsa doğrudan velayetin kaldırılması talep edilmesi hukuki ayrımı bulanıklaştırabilir.

Çocuğun görüşü alınırken de onun ebeveynler arasındaki davanın karar vericisi hâline getirilmemesi gerekir. Çocuğa “anneni mi babanı mı seçiyorsun?” şeklinde yük bindiren bir yaklaşım yerine yaşına ve olgunluğuna uygun, uzman desteği içeren yöntemler tercih edilmelidir.

Deliller bakımından en güçlü yaklaşım, kişisel kanaatlerden ziyade birbirini doğrulayan somut veriler ortaya koymaktır. Örneğin eğitim ihmaline ilişkin okul kayıtları, sağlık ihmaline ilişkin tıbbi belgeler veya çocuğun yaşam koşullarına ilişkin sosyal inceleme bulguları soyut değerlendirmelerden daha açıklayıcıdır.

Son olarak velayetin kaldırılması kararının kapsamı dikkatle incelenmelidir. Kararın diğer çocuklara etkisi, kişisel ilişkinin nasıl kurulacağı, bakım giderlerinin kim tarafından karşılanacağı, vasi atanıp atanmayacağı ve karar sonrasında hangi kurum işlemlerinin gerektiği hükümle birlikte değerlendirilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Hayır. Çocuğa yeterli bakım sağlanmaması ciddi bir durumdur ancak velayetin kaldırılması için ihmalin niteliği, süresi ve çocuk üzerindeki etkisi değerlendirilir. Ayrıca TMK m. 348 uyarınca daha hafif koruma önlemlerinin sonuçsuz kalması veya yetersiz kalacağının anlaşılması gerekir. Tek bir olay ile süreklilik gösteren ağır ihmal aynı şekilde değerlendirilmez.

Hayır. Psikiyatrik tanı veya tedavi tek başına velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Mahkeme rahatsızlığın ebeveynin çocuk bakımını ve güvenliğini fiilen etkileyip etkilemediğine bakar. Tedaviyle işlevselliğini sürdüren bir ebeveyn bakımından yalnızca hastalık adı üzerinden velayet kaldırılması değerlendirmesi yapılmamalıdır.

Hayır, otomatik bir sonuç yoktur. Bağımlılığın çocuğun bakımını, gözetimini ve güvenliğini ne ölçüde etkilediği araştırılır. Çocuğun tehlikeli ortamlarda bırakılması, temel ihtiyaçlarının karşılanmaması veya sürekli gözetimsiz kalması gibi somut sonuçlar varsa velayetin kaldırılması gündeme gelebilir.

Her durumda otomatik olarak verilmez. Mahkeme diğer ebeveynin durumunu ve çocuğun üstün yararını ayrıca değerlendirir. Diğer ebeveynin velayeti üstlenmesine engel ciddi bir durum yoksa bu seçenek gündeme gelebilir; ancak her iki ebeveynden de velayet kaldırılırsa çocuğa vasi atanır.

Kanuna göre her iki ebeveynin velayetinin kaldırılması hâlinde çocuğa vasi atanır. Çocuğun kimin yanında fiilen yaşayacağı ve bakımının nasıl düzenleneceği ise somut koşullara göre ayrıca belirlenir. Bir akrabanın varlığı o kişiyi kendiliğinden velayet sahibi yapmaz.

Velayet, kural olarak anne ve babaya özgü bir hukuki statüdür. Her iki ebeveynden velayet kaldırılmışsa mesele “büyükanneye velayet verilmesi” şeklinde değil, vesayet ve çocuğun bakımının düzenlenmesi çerçevesinde ele alınır. Uygun koşullarda bir akrabanın vasi olarak değerlendirilmesi mümkün olabilir; buna ilgili vesayet makamı karar verir.

Velayetin kaldırılması kişisel ilişki hakkını her durumda otomatik olarak sona erdirmez. Ancak görüşmenin çocuk bakımından tehlike oluşturması hâlinde kişisel ilişkinin sınırlandırılması, gözetimli kurulması veya koşulları varsa kaldırılması ayrıca değerlendirilebilir. Temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.

Evet, ekonomik yükümlülük velayetin kaldırılmasıyla kendiliğinden sona ermez. TMK m. 350, velayeti kaldırılan anne ve babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünün devam ettiğini açıkça düzenler.

Velayetin kaldırılması bir ceza mahkûmiyeti değildir ve bu nedenle tek başına adli sicil kaydı niteliğinde değildir. Ancak aynı olay nedeniyle ayrıca bir ceza soruşturması veya mahkûmiyet bulunuyorsa bunun adli sicile etkisi ceza hukuku kurallarına göre ayrıca değerlendirilir.

Hayır. Kaldırma sebebi ortadan kalkarsa TMK m. 351 uyarınca hâkim resen veya anne ya da babanın talebi üzerine velayeti geri verebilir. Bu nedenle velayetin kaldırılması değişmez bir ceza değil, çocuğun mevcut korunma ihtiyacına bağlı bir tedbirdir.

Kanunda belirlenmiş sabit bir bekleme süresi yoktur. Önemli olan velayetin kaldırılmasına neden olan koşulların gerçekten ortadan kalkması ve bu değişikliğin çocuğun üstün yararı bakımından yeterli olmasıdır.

Yeniden evlenme tek başına velayetin kaldırılması sebebi değildir. TMK m. 349 bunu açıkça düzenlemektedir. Yeni evlilik çocuğun menfaatini somut biçimde olumsuz etkiliyorsa mahkeme gerekli velayet veya koruma tedbirlerini ayrıca değerlendirebilir.

Süreklilik gösteren ve çocuğun eğitim hakkını ciddi biçimde ihlal eden bir durum söz konusuysa velayet yükümlülüklerinin ağır ihmali kapsamında değerlendirilebilir. Ancak kısa süreli devamsızlık ile ebeveynin çocuğu sistematik biçimde eğitimden uzak tutması aynı değildir. Okul kayıtları ve devamsızlığın nedenleri araştırılır.

Duruma göre olabilir. Özellikle ciddi bir hastalığı bulunan çocuğun zorunlu tedavisinin sürekli aksatılması ve bunun sağlık bakımından ciddi tehlike yaratması önemlidir. Buna karşılık sıradan veya tekil bir kontrolün kaçırılması doğrudan velayetin kaldırılacağı anlamına gelmez.

Tek başına çocuğun bir akrabadan bakım desteği alması kaldırma sebebi değildir. Birçok aile bakım konusunda yakınlarından destek alabilir. Ancak ebeveynin uzun süre tamamen ortadan çekilmesi, karar süreçlerine katılmaması ve velayet görevlerini fiilen başkalarına terk etmesi hâlinde durum farklı değerlendirilebilir.

Hayır. Yurt dışında yaşamak veya çalışmak otomatik kaldırma sebebi değildir. Önemli olan ebeveynin mesafeye rağmen velayet görevlerini gereği gibi yerine getirip getiremediğidir. Uzun süre ulaşılamama veya çocuğun temel ihtiyaçlarının sahipsiz kalması gibi ek koşullar önem taşır.

Türk hukukunda çocuğun belirli bir yaşa gelince velayeti tek başına seçtiği şeklinde kesin bir yaş sınırı yoktur. Görüşünü oluşturabilecek olgunluğa ulaşmış çocuğun düşüncesinin alınması önemlidir; ancak karar çocuğun tercihine değil üstün yararına göre mahkeme tarafından verilir. Yargıtay uygulamasında da çocuğun görüşünün yeterli incelemenin bir parçası olduğu vurgulanmaktadır.

Hayır. Çocuğun ebeveyni görmek istememesi tek başına TMK m. 348 şartlarını oluşturmaz. Çocuğun bu tutumunun nedeni araştırılmalıdır. Şiddet, korku, ihmal, ebeveynler arasındaki çatışma veya başka bir etken bulunabilir.

Somut olayla ilgili ve hukuka uygun elde edilmiş mesajlar delil olarak değerlendirilebilir. Mesajların kimden geldiği, tarihleri, yazışmanın bütünlüğü ve olayla bağlantısı önemlidir. Tek bir cümlenin bağlamından koparılması yerine görüşmenin tamamının güvenilir şekilde ortaya konulması daha sağlıklıdır.

Bu konuda olayın koşulları önemlidir ve genel bir “her durumda kullanılabilir” kuralı yoktur. Özel hayatın gizliliği, haberleşmenin gizliliği ve hukuka aykırı delil yasağı dikkate alınmalıdır. Delil elde etmek amacıyla hukuka aykırı kayıt yapılması ayrıca hukuki ve cezai sorun doğurabilir.

Evet. Çocuğun günlük yaşamına ilişkin doğrudan gözlemi bulunan öğretmen, komşu, bakım veren veya başka kişiler tanık olarak dinlenebilir. En değerli anlatım, “iyi/kötü ebeveyn” şeklindeki kişisel kanaat değil, tanığın bizzat gördüğü somut olaylardır.

Hayır. Öğretmen çocuğun okul hayatı, davranış değişiklikleri, devamsızlığı veya bakım durumuyla ilgili önemli gözlemler sunabilir; ancak velayetin kaldırılmasına mahkeme karar verir. Öğretmen görüşü diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Her dosyada mutlaka aynı tür raporun bulunacağı şeklinde değişmez bir kural kurulamaz. Bununla birlikte çocuğun yaşam koşulları ve ebeveynlerin bakım kapasitesinin değerlendirilmesinde sosyal inceleme çoğu dosyada önemli bir araçtır. Mahkeme gerekli gördüğü araştırmaları resen yapabilir.

Hayır. Uzman raporu önemli bir delildir fakat nihai karar değildir. Mahkeme raporu diğer deliller, güncel gelişmeler ve çocuğun üstün yararıyla birlikte değerlendirir.

Her durumda zorunda değildir. Ceza dosyasının konusu aile mahkemesindeki değerlendirme bakımından belirleyiciyse beklenmesi düşünülebilir. Ancak çocuğun acil korunması gereken durumlarda aile mahkemesinin gerekli koruma tedbirlerini ceza yargılamasının kesinleşmesine kadar ertelemesi her zaman uygun değildir.

Hayır. 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma veya başka tedbir kararı verilmesi ile velayetin kaldırılması farklı hukuki kurumlardır. Tedbir kararının dayandığı olaylar velayet dosyasında önemli olabilir; ancak TMK m. 348 şartlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Hayır. Kanunda velayetin kaldırılması talebi öncesinde noter ihtarı gönderilmesini zorunlu tutan bir dava şartı bulunmamaktadır. Acil çocuk koruma ihtiyacı bulunan bir durumda ihtar sürecinin beklenmesi de amaca uygun olmayabilir.

Hayır. Velayetin kaldırılması çekişmesiz yargı işi olup çocuğun korunmasına ilişkin bir aile hukuku meselesidir. Zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi değildir.

Her dosya için geçerli sabit bir süre yoktur. Tebligatlar, sosyal inceleme, kurum kayıtlarının gelmesi, uzman değerlendirmeleri, çocuğun dinlenmesi ve dosyanın kapsamı süreci etkiler. Çocuk bakımından acil risk bulunuyorsa nihai karar beklenmeden geçici koruyucu tedbirler ayrıca değerlendirilebilir.

Evet. Velayetin kaldırılması çekişmesiz yargı işi olduğundan resen araştırma ilkesi uygulanır. Mahkeme gerekli gördüğü kurum kayıtlarını ve uzman incelemelerini kendiliğinden isteyebilir. Buna rağmen tarafların ellerindeki somut delilleri düzenli biçimde sunmaları önemini korur.

Hayır. Anne veya babanın kabul beyanı tek başına velayetin kaldırılmasını sağlamaz. Mahkeme TMK m. 348’deki kanuni koşulların gerçekten oluşup oluşmadığını ve sonucun çocuk bakımından uygun olup olmadığını kendisi değerlendirmelidir.

Her durumda klasik bir özel hukuk davasındaki gibi düşünülmemelidir. Velayet ve çocuğun korunması kamu düzeniyle bağlantılıdır ve çekişmesiz yargıda resen araştırma geçerlidir. Mahkeme önüne ciddi bir çocuk koruma riski geldiğinde bunun tarafların sonraki iradesinden bağımsız yönleri olabilir.

TMK m. 348’e göre kararda aksi belirtilmedikçe kaldırma mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar. Bu nedenle hükmün kapsamı özellikle dikkatle incelenmelidir. Bununla birlikte her çocuğun bireysel koşullarının ve üstün yararının değerlendirilmesi önemini korur.

Velayetin kaldırılması tek başına çocuğun soyadını otomatik biçimde değiştiren bir işlem değildir. Soyadı ve nüfus kayıtlarına ilişkin meseleler kendi hukuki kurallarına göre ayrıca değerlendirilir.

Velayet yetkisi kaldırılmış ebeveyn, velayet sıfatından kaynaklanan temsil ve karar verme yetkilerini kullanamaz. Çocuğun temsili, diğer ebeveynin hukuki statüsüne veya her iki ebeveynin velayeti kaldırılmışsa vesayet düzenine göre yürütülür.

Anne veya baba velayetin geri verilmesini mahkemeden talep edebilir. Ayrıca TMK m. 351 hâkimin sebebin ortadan kalktığını tespit etmesi hâlinde resen de velayeti geri verebileceğini düzenlemektedir.

Evet. Velayet ve çocuk koruma önlemleri değişen koşullara göre yeniden değerlendirilebilir. TMK m. 351 bu dinamik yapıyı açıkça kabul etmektedir. Yeni başvuruda önceki karardan sonra hangi koşulların değiştiğinin somut delillerle gösterilmesi önemlidir.

İlk derece mahkemesi kararına karşı HMK m. 387 çerçevesinde, hukuki yararı bulunan ilgililer bakımından kural olarak istinaf yolu söz konusu olabilir ve kanundaki genel süre kararın öğrenilmesinden itibaren iki haftadır. Somut dosyada süre başlangıcı ve sonraki kanun yolları güncel karar ve tebligat durumuna göre ayrıca kontrol edilmelidir.

Avukat Görüşü

Velayetin kaldırılması, aile hukukunda çocuğun korunmasına yönelik en ağır müdahalelerden biridir. Bu nedenle başvurunun yalnız ebeveynler arasındaki anlaşmazlık veya geçmiş eş kusurları üzerinden kurulması çoğu dosyada hukuki meseleyi yanlış noktaya taşır.

Uygulamada dosyanın belirleyici kısmı genellikle “karşı taraf iyi veya kötü bir ebeveyn midir?” sorusundan ziyade, belirli davranışların çocuğun güvenliğini ve gelişimini nasıl etkilediğinin somutlaştırılmasıdır. Sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve diğer kurumsal kayıtların zamanında toplanması; eski ve güncel olayların birbirinden ayrılması; velayetin değiştirilmesi ile kaldırılması arasındaki hukuki farkın doğru kurulması önemlidir.

Ayrıca velayetin kaldırılması talebi varsa daha hafif koruma önlemlerinin neden yetersiz kaldığı veya kalacağı da açıklanmalıdır. Aksi hâlde TMK m. 348’in öngördüğü ağır müdahale eşiğinin neden aşılması gerektiği yeterince ortaya konulmamış olabilir.

Her dosya çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, aile ilişkileri, ebeveynlerin mevcut koşulları, önceki tedbirler ve delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle benzer görünen olayların hukuki sonucu aynı olmak zorunda değildir.

Bilgilendirme Notu

Bu içerik genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve somut bir uyuşmazlık hakkında hukuki danışmanlık yerine geçmez. Velayet ve çocuk koruma uyuşmazlıklarında uygulanacak değerlendirme dosyanın özelliklerine göre değişebilir. Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebileceğinden güncel düzenlemelerin ve somut dosya kayıtlarının ayrıca incelenmesi gerekir.

Son Güncelleme 22.08.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Scroll to Top