Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen ve uygulamada en sık karşılaşılan boşanma davası türüdür. Eşler arasındaki güven, sevgi, saygı ve ortak yaşam iradesinin ciddi şekilde zedelenmesi nedeniyle evlilik ilişkisinin devamının taraflardan beklenemeyecek hâle gelmesi durumunda bu dava açılabilir. Her evlilikte zaman zaman anlaşmazlık yaşanması olağan kabul edilse de, bu anlaşmazlıkların evlilik birliğini sürdürülemez noktaya ulaştırması hâlinde mahkeme boşanmaya karar verebilir.
Türk hukukunda boşanma sebepleri özel ve genel boşanma sebepleri olarak iki gruba ayrılır. Zina, hayata kast veya terk gibi nedenler özel boşanma sebeplerini oluştururken, evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel boşanma sebebidir. Uygulamada birçok olay doğrudan özel boşanma sebebi kapsamında değerlendirilemediği için davalar çoğunlukla evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayanılarak açılır. Böylece mahkeme tek bir olayı değil, evlilik sürecinin tamamını ve tarafların davranışlarını birlikte değerlendirir.
Bu dava türünde önemli olan yalnızca belirli bir olayın yaşanmış olması değildir. Asıl değerlendirme konusu, yaşanan olayların evlilik birliğini onarılamayacak ölçüde sarsıp sarsmadığıdır. Hakaret, fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, ilgisizlik, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar, güven sarsıcı hareketler, aile büyüklerinin evliliğe aşırı müdahalesi, ortak yaşamın fiilen sona ermesi veya sürekli geçimsizlik gibi birçok farklı davranış tek başına ya da birlikte evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olabilir.
Bu dava yalnızca evliliği sona erdirmez. Aynı dava içinde maddi tazminat, manevi tazminat, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, velayet, kişisel ilişki kurulması ve yargılama giderleri gibi talepler de ileri sürülebilir. Mal rejiminin tasfiyesi ise boşanma davasının parçası değildir ve ayrı bir davada görülür.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası nedir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası, eşler arasındaki ortak yaşamın artık sürdürülemeyecek derecede bozulduğu durumlarda açılan genel boşanma davasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin birinci fıkrasına göre evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmek eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Kanun koyucu burada tek tek hangi davranışların boşanmaya neden olacağını saymamıştır. Bunun yerine her olayın kendi şartları içerisinde değerlendirilmesini öngörmüştür. Çünkü bazı evliliklerde tek bir ağır olay evliliği sona erdirebilirken, bazı evliliklerde uzun yıllara yayılan çok sayıda davranış birlikte değerlendirilerek boşanma kararı verilebilir.
Mahkeme bu değerlendirmede olayların kronolojik gelişimini, kusurun ağırlığını, tarafların evliliğin devamı yönündeki iradelerini, ortak çocukların durumunu ve evlilik ilişkisinin fiilen devam edip etmediğini dikkate alır.
Bu davada boşanma kararı için hangi şartlar aranır?
Mahkemenin boşanmaya karar verebilmesi için yalnızca taraflar arasında tartışma yaşanmış olması yeterli değildir. Kanunda ve Yargıtay uygulamalarında belirli şartların oluşması aranır.
İlk şart, evlilik birliğinin objektif olarak temelinden sarsılmış olmasıdır. Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların, güven ilişkisinin bozulmasının veya ortak yaşamın devamını imkânsız hâle getiren olayların ciddi bir seviyeye ulaşması gerekir.
İkinci şart, ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerden beklenemeyecek hâle gelmesidir. Mahkeme yalnızca geçmişte yaşanan olaylara değil, gelecekte evliliğin devam etme ihtimaline de bakar. Tarafların yeniden sağlıklı bir evlilik kurmasının mümkün olmadığı kanaatine ulaşılırsa boşanmaya karar verilebilir.
Üçüncü şart davacının kusur durumuyla ilgilidir. Yargıtay uygulamasında boşanmaya yol açan olaylarda tamamen kusurlu olan eşin açtığı dava reddedilir. Davacı tamamen kusurlu değil ama davalıdan daha ağır kusurluysa, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı davaya itiraz edebilir.
Hâkim her dosyada tarafların kusur durumunu ayrı ayrı değerlendirir. Kusurların eşit olması veya davacının davalıdan daha az kusurlu olması boşanmaya engel değildir.
Hangi davranışlar evlilik birliğini temelinden sarsar?
Kanunda sınırlı sayıda davranış belirtilmemiştir. Bu nedenle olayın özelliklerine göre birçok farklı davranış evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilebilir.
Sürekli hakaret edilmesi, aşağılayıcı sözler söylenmesi, eşin kişilik haklarına saldırılması, fiziksel şiddet uygulanması, psikolojik baskı kurulması, ekonomik şiddet uygulanması, ortak giderlere bilerek katılmama, aile bireylerini sürekli küçük düşürme, güven sarsıcı davranışlarda bulunma, sürekli yalan söyleme, çocukların ihtiyaçlarını ihmal etme, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden ancak zina seviyesine ulaşmayan hareketler, aşırı kıskançlık, tehdit, alkol veya madde bağımlılığı nedeniyle aile düzeninin bozulması, kumar alışkanlığı, mobil oyun alışkanlığının aile hayatını ikinci plana itmesi, sürekli borçlanma, evi terk etmeksizin ortak yaşamı fiilen sona erdirme, eşe karşı ilgisizlik ve sevgisizlik gösterilmesi bunlardan bazılarıdır.
Ayrıca eşlerden birinin ailesinin evliliğe sürekli müdahale etmesine izin vermesi, eşini korumaması, çocukların yanında sürekli tartışma yaşanması, evlilik yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi veya güven ilişkisinin tamamen ortadan kalkmasına neden olan davranışlar da mahkeme tarafından değerlendirilir.
Her olay tek başına boşanma sebebi oluşturmayabilir. Ancak birbirini tamamlayan çok sayıda olay birlikte değerlendirildiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilebilir.
Kusur nasıl belirlenir ve hangi talepleri etkiler?
Mahkeme, boşanmaya yol açan olaylarda hangi eşin ne ölçüde kusurlu olduğunu belirler. Bu belirleme yalnızca boşanma kararını değil, tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin sonucunu da değiştirir.
Mahkeme yalnızca davacının iddialarına bakmaz. Davalı tarafın savunmaları, karşı iddiaları ve sunduğu deliller de birlikte incelenir.
Kusur belirlenirken olayların ağırlığı önemlidir. Sürekli fiziksel şiddet uygulayan bir eş ile zaman zaman sözlü tartışmaya giren eş aynı ölçüde kusurlu kabul edilmez. Aynı şekilde ekonomik şiddet uygulayan, aile yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya eşini sistematik şekilde aşağılayan tarafın kusuru daha ağır değerlendirilebilir.
Kusurun her talepteki etkisi farklıdır. Örneğin eşit kusurlu bulunan eş maddi tazminat alamaz, ancak yoksulluk nafakası isteyebilir. Çünkü maddi tazminatta talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekirken, yoksulluk nafakasında yalnızca nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması aranır.
Kusur tartışması davanın tamamı değildir. Mahkeme önce evlilik birliğinin gerçekten temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler; kusurun ağırlığı daha çok tazminat ve nafaka gibi boşanmaya bağlı taleplerde sonuç doğurur.
Bu davada hangi deliller kullanılabilir?
Boşanma davalarında en önemli konulardan biri delillerdir. İddiaların ispatlanamaması hâlinde haklı olunan birçok konuda dahi istenilen sonuca ulaşılamayabilir.
En sık kullanılan deliller arasında şunlar bulunmaktadır:
- Tanık beyanları
- WhatsApp yazışmaları
- SMS kayıtları
- Elektronik posta içerikleri
- Sosyal medya paylaşımları
- Fotoğraf ve videolar
- Ses kayıtları (hukuka uygun elde edilmiş olması şartıyla)
- Hastane kayıtları
- Adli raporlar
- Polis tutanakları
- Savcılık soruşturma dosyaları
- Ceza mahkemesi kararları
- Banka kayıtları
- Kredi kartı hareketleri
- HTS kayıtları
- Otel kayıtları
- Güvenlik kamerası görüntüleri
- Noter ihtarnameleri
- Resmî kurum yazışmaları
Mahkeme yalnızca tek bir delile dayanarak karar vermek zorunda değildir. Dosyadaki bütün deliller birlikte değerlendirilir ve olayların ispat derecesine göre hüküm kurulur.
Tanık beyanları boşanma davasında ne kadar etkilidir?
Tanık anlatımları, çekişmeli boşanma davalarında en önemli deliller arasında yer almaktadır.
Tanığın olayı gözüyle görmüş olması şart değildir. Örneğin yan dairede oturan komşunun tartışma ve hakaret seslerini bizzat duyması da mahkemece değerlendirilir.
Buna karşılık olayı yalnızca taraflardan veya başkalarından dinleyerek öğrenen tanığın anlatımı, yorum içeren ifadeler ve kişisel kanaatler tek başına kusur belirlemesine yetmez.
Örneğin;
- Fiziksel şiddete şahit olunması
- Sürekli hakaretlerin duyulması
- Eşlerden birinin evi terk ettiğinin görülmesi
- Çocukların yanında yaşanan tartışmaların gözlemlenmesi
- Ekonomik şiddetin doğrudan bilinmesi
- Tarafların uzun süre ayrı yaşadığının bilinmesi
gibi olaylar tanık anlatımlarıyla ispatlanabilir.
Mahkeme tanıkların taraflarla yakınlık derecesini de değerlendirir. Ancak yalnızca akraba olmaları nedeniyle tanıkların beyanları değersiz kabul edilmez. Önemli olan anlatımların kendi içinde tutarlı olması ve diğer delillerle desteklenmesidir.
Mesajlar ve sosyal medya kayıtları delil olur mu?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte elektronik deliller boşanma davalarında daha fazla kullanılmaya başlanmıştır.
WhatsApp yazışmaları, Instagram mesajları, Facebook içerikleri, e-postalar veya diğer dijital iletişim kayıtları uygun şartlarda delil olarak kullanılabilir.
Ancak bu delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerekir. Hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilen kayıtlar hükme esas alınmaz; bu yola başvuran eş için ayrıca hukuki ve cezai sorumluluk doğabilir.
Örneğin eşin telefonunu zorla alıp şifresini kırarak ulaşılan yazışmalar hukuka aykırı delil sayılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 16.10.2024 tarihli, E. 2024/101, K. 2024/7537 sayılı kararında bu yolla elde edilen mesajları kusur belirlemesinde dikkate almamıştır. Kararın ayrıntıları şifre kırılarak elde edilen mesajlara ilişkin Yargıtay kararı incelemesinde yer almaktadır. Eşin doğrudan diğer eşe gönderdiği mesajlarda böyle bir sorun yoktur. Ortak kullanılan bir cihazdaki yazışmalarda ise mahkeme, cihazın gerçekten ortak kullanılıp kullanılmadığını ve kayda nasıl ulaşıldığını ayrıca araştırır.
Mahkeme dijital delilleri değerlendirirken;
- Delilin gerçekliğini,
- Değiştirilip değiştirilmediğini,
- Kim tarafından oluşturulduğunu,
- Olaylarla bağlantısını,
- Diğer delillerle uyumunu
birlikte inceler.
Bu nedenle elektronik deliller tek başına değil, diğer delillerle birlikte değerlendirilmektedir.
Fiziksel şiddet boşanma sebebi sayılır mı?
Fiziksel şiddet, evlilik birliğini temelinden sarsan en ağır davranışlardan biridir.
Bir eşin diğer eşe tokat atması, darp etmesi, yaralaması veya fiziksel güç kullanması ortak yaşamın güven temelini ortadan kaldırabilir.
Her fiziksel şiddet olayı mutlaka ceza mahkemesinde mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmak zorunda değildir. Boşanma mahkemesi mevcut deliller üzerinden kendi değerlendirmesini yapar.
Şiddetin ispatında;
- Hastane raporları,
- Adli muayene raporları,
- Polis tutanakları,
- Savcılık dosyaları,
- Kamera kayıtları,
- Tanık anlatımları,
- Mesaj kayıtları,
önemli rol oynayabilir.
Tekrarlayan fiziksel şiddet olayları kusurun ağırlaşmasına neden olur ve tazminat taleplerini de güçlendirebilir.
Psikolojik şiddet boşanma sebebi olabilir mi?
Psikolojik şiddet de evlilik birliğini temelinden sarsabilecek ağır davranışlardandır.
Sürekli aşağılamak, hakaret etmek, küçük düşürmek, tehdit etmek, sosyal çevreden uzaklaştırmak, eş üzerinde baskı kurmak veya sürekli korku oluşturmak psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.
Psikolojik şiddetin ispatı fiziksel şiddete göre daha zordur, ancak mümkündür.
Özellikle;
- Yazılı mesajlar,
- Ses kayıtları,
- Tanık anlatımları,
- Psikolojik tedavi kayıtları,
- Resmî başvurular,
- 6284 sayılı Kanun kapsamında alınan tedbir kararları,
mahkemenin değerlendirmesinde önemli delil niteliği taşıyabilir.
Sistematik biçimde sürdürülen psikolojik baskı, evlilik birliğini temelinden sarsan ağır kusurlu davranışlar arasında değerlendirilebilir.
Ekonomik şiddet boşanma sebebi sayılır mı?
Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi bakımdan baskı altına alması veya temel ihtiyaçlarını karşılamamasıdır.
Örneğin;
- Eve hiç katkıda bulunmamak,
- Eşin çalışmasına engel olmak,
- Geliri tamamen kontrol altında tutmak,
- Eşe hiç para vermemek,
- Ortak giderleri bilinçli olarak karşılamamak,
- Borç yükünü sürekli diğer eşe bırakmak,
- Çocukların ihtiyaçlarını karşılamamak,
ekonomik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.
Mahkeme ekonomik şiddetin sürekliliğini ve aile düzenine etkisini dikkate alır.
Geliri az olduğu için eve yeterli katkı yapamayan eş ekonomik şiddet uygulamış sayılmaz. Ekonomik şiddetten söz edebilmek için eşin gücü olduğu hâlde aile giderlerine bilerek katılmaması gerekir.
Zina ispatlanamazsa güven sarsıcı davranışlar bu davada ileri sürülebilir mi?
Sadakat yükümlülüğü, evliliğin en temel yükümlülüklerinden biridir. Zina, Türk Medeni Kanunu’nda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiş olsa da, zina şartlarının ispatlanamadığı birçok olay evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilebilir.
Örneğin;
- Başka biriyle duygusal ilişki yaşanması,
- Sürekli gizli mesajlaşmalar yapılması,
- Flört içerikli yazışmalar,
- Tanışma uygulamalarının kullanılması,
- Eşten gizli görüşmeler,
- Güveni ortadan kaldıran davranışlar,
zina ispatlanamasa bile güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilebilir.
Mahkeme burada yalnızca cinsel ilişkinin ispatına bakmaz. Evlilikte güven duygusunu ortadan kaldıran davranışların bütününü değerlendirir.
Sürekli tartışma yaşanması tek başına boşanma sebebi sayılır mı?
Her evlilikte zaman zaman tartışmalar yaşanabilir. Tek bir tartışma, kısa süreli küslük ya da ev işlerinin paylaşımı gibi konularda yaşanan geçici anlaşmazlıklar tek başına boşanma kararı için yeterli değildir.
Ancak tartışmaların sürekli hâle gelmesi, hakaret içermesi, çocukların önünde yaşanması, fiziksel veya psikolojik şiddete dönüşmesi ya da ortak yaşamı çekilmez hâle getirmesi durumunda mahkeme evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sonucuna ulaşabilir.
Hâkim yalnızca tartışmaların sayısını değil;
- Tartışmaların sebebini,
- Şiddet derecesini,
- Sürekliliğini,
- Tarafların davranışlarını,
- Ortak yaşama etkisini
değerlendirir.
Uzun süre ayrı yaşamak boşanma sebebi midir?
Eşlerin uzun süre ayrı yaşamaları tek başına otomatik olarak boşanma sebebi oluşturmaz.
Ancak fiilî ayrılık sırasında tarafların evlilik bağının tamamen kopması, ortak yaşamın yeniden kurulmasının mümkün olmaması ve evliliğin sadece resmî olarak devam ediyor olması hâlinde bu durum evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösteren önemli bir olgu olabilir.
Mahkeme fiilî ayrılığın neden başladığını, tarafların yeniden bir araya gelme girişimlerinin bulunup bulunmadığını ve ayrılığın evliliğe etkisini birlikte değerlendirir. Daha önce açılan bir boşanma davası reddedilmiş ve ret kararının kesinleşmesinden sonra bir yıl geçtiği hâlde ortak hayat yeniden kurulamamışsa durum farklıdır; bu hâlde Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrası uygulanır.
Ailelerin evliliğe sürekli müdahale etmesi boşanma sebebi sayılır mı?
Eşlerin aileleriyle görüşmeleri doğal kabul edilir. Ancak aile büyüklerinin evliliğe sürekli müdahale etmesi ve eşlerden birinin buna izin vermesi, evlilik birliğini olumsuz etkileyebilir.
Örneğin;
- Sürekli aile büyüklerinin yanında yaşanması,
- Eşin ailesinin kararları belirlemesi,
- Eşin ailesinin hakaretlerine sessiz kalınması,
- Eşin ailesinin evlilik hayatına sürekli müdahale etmesi,
- Diğer eşin ailesiyle görüşmesinin engellenmesi,
gibi durumlar diğer olaylarla birlikte değerlendirildiğinde boşanma sebebi oluşturabilir.
Burada önemli olan aile müdahalesinin evlilik düzenini bozacak seviyeye ulaşmış olmasıdır.
Bu davayı kim açabilir?
Türk Medeni Kanunu uyarınca eşlerden her biri bu davayı açabilir.
Kadın veya erkek olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan, ortak yaşamın devamının artık kendisinden beklenemeyecek duruma geldiğini ileri sürmesi ve bunu ispatlayabilmesidir.
Dava açılırken davacı taraf;
- Boşanma talebini,
- Boşanmaya neden olan olayları,
- Delillerini,
- Varsa tazminat taleplerini,
- Nafaka taleplerini,
- Velayet taleplerini,
- Diğer hukuki isteklerini,
aynı dava dilekçesi içerisinde ileri sürebilir.
Dava açıldıktan sonra süreç nasıl işler?
Dava görevli ve yetkili aile mahkemesinde açılır.
Dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmesinden sonra cevap dilekçesi sunulur. Ardından cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri verilerek dilekçeler aşaması tamamlanır.
Mahkeme daha sonra ön inceleme duruşması yapar.
Ön inceleme tamamlandıktan sonra tahkikat aşamasına geçilir.
Bu süreçte;
- Tanıklar dinlenir,
- Belgeler toplanır,
- Resmî kurumlardan bilgi istenir,
- Gerekirse bilirkişi veya uzman raporu alınır,
- Taraflar dinlenir.
Tahkikat tamamlandıktan sonra sözlü yargılama yapılır ve mahkeme kararını açıklar.
Boşanma hükmü kesinleşince evlilik sona erer. Edinilmiş mallara katılma rejimi ise hükmün kesinleştiği tarihte değil, dava tarihinden geçerli olarak sona erer (TMK m.225).
Dava hangi mahkemede açılır?
Bu davalarda görevli mahkeme aile mahkemesidir.
Aile mahkemesi kurulmamış yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesinde görülür.
Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır.
Yetkili mahkeme Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesine göre belirlenir. Dava;
- Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde,
- Eşlerin davadan önce son altı ay birlikte oturdukları yer mahkemesinde,
açılabilir.
Bu yetki kesin yetki değildir. Dava yetkisiz bir yerde açılmışsa davalının yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmesi gerekir; itiraz edilmezse dava açıldığı mahkemede görülmeye devam eder.
Dava ne kadar sürer?
Boşanma davalarının kesin bir süresi bulunmamaktadır.
Davanın süresi;
- Mahkemenin iş yoğunluğuna,
- Tarafların iddia ve savunmalarına,
- Tanık sayısına,
- Toplanacak delillere,
- Bilirkişi veya uzman raporu gerekip gerekmediğine,
- İstinaf ve temyiz süreçlerine,
göre değişebilir.
Çekişmeli boşanma davaları, anlaşmalı boşanma davalarına göre daha uzun sürmektedir.
Tarafların çok sayıda talepte bulunması veya yoğun delil toplanması gereken dosyalarda yargılama süresi uzayabilir.
Boşanmayla birlikte hangi talepler ileri sürülebilir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan boşanma davasında yalnızca boşanma talep edilmez.
Şartları oluşmuşsa aynı dava içerisinde;
- Maddi tazminat,
- Manevi tazminat,
- Tedbir nafakası,
- Yoksulluk nafakası,
- İştirak nafakası,
- Çocukların velayeti,
- Kişisel ilişki kurulması,
- Ortak konutun kullanımına ilişkin talepler,
- Yargılama giderleri,
- Vekâlet ücreti,
gibi talepler de ileri sürülebilir.
Maddi tazminat talep edilebilir mi?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasında maddi tazminat talep edilebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrasına göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda maddi tazminat isteyebilir.
Maddi tazminat, boşanma nedeniyle uğranılan ekonomik kayıpların karşılanmasına yöneliktir.
Mahkeme maddi tazminat talebini değerlendirirken;
- Tarafların kusur durumunu,
- Evlilik süresini,
- Tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını,
- Boşanma nedeniyle zedelenen mevcut menfaatleri,
- Boşanma nedeniyle zedelenen beklenen menfaatleri,
- Tarafların gelir durumunu,
- Talep edilen miktarın hakkaniyete uygun olup olmadığını
birlikte değerlendirir.
Kusursuz veya daha az kusurlu olma şartı nedeniyle eşit kusurlu eş maddi tazminat alamaz. Yargıtay da tarafları eşit kusurlu bulduğu bir dosyada kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatları bozmuştur.
Manevi tazminat talep edilebilir mi?
Boşanmaya yol açan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan eş, kusurlu olan diğer eşten manevi tazminat isteyebilir (TMK m.174/2). Yargıtay uygulamasında manevi tazminat isteyen eşin de diğer eşten daha ağır veya eşit kusurlu olmaması aranır.
Manevi tazminat, boşanma nedeniyle duyulan üzüntünün değil, kişilik haklarına yönelik saldırının karşılığıdır.
Örneğin;
- Hakaret,
- Aşağılama,
- Şiddet,
- Tehdit,
- Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış,
- Onur kırıcı sözler,
- Toplum içinde küçük düşürme,
- Sistematik psikolojik baskı,
manevi tazminat talebine dayanak yapılabilir.
Mahkeme manevi tazminata karar verirken olayların ağırlığını, tarafların kusur durumunu, ekonomik koşulları ve hakkaniyet ilkesini dikkate alır.
Manevi tazminatın amacı zenginleşme sağlamak değildir. Bununla birlikte tazminat miktarı, kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşin manevi zararını karşılayacak düzeyde olmalıdır.
Tedbir nafakası nedir?
Tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken eşin veya çocukların geçimini sağlamak amacıyla hükmedilen geçici nafakadır.
Boşanma davası açıldığında mahkeme, tarafların ekonomik durumunu ve çocukların ihtiyaçlarını değerlendirerek dava süresince geçerli olmak üzere tedbir nafakasına karar verebilir.
Tedbir nafakasına boşanma kararı beklenmeden, dava sürerken hükmedilebilir. Amaç, dava devam ettiği sürece eşin ve çocukların geçimini korumaktır.
Tedbir nafakası;
- Eş lehine,
- Çocuk lehine,
- Hem eş hem çocuk lehine
hükmedilebilir.
Mahkeme tedbir nafakasını belirlerken tarafların gelir durumunu, yaşam koşullarını, çocukların yaşını, eğitim giderlerini, sağlık giderlerini ve temel ihtiyaçlarını dikkate alır.
Yoksulluk nafakası talep edilebilir mi?
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, diğer taraftan yoksulluk nafakası isteyebilir (TMK m.175).
Yoksulluk nafakası talep eden tarafın boşanmaya neden olan olaylarda diğer taraftan daha ağır kusurlu olmaması gerekir. Nafaka ödeyecek eşin kusurlu olması ise şart değildir.
Mahkeme yoksulluk nafakası talebini değerlendirirken;
- Talepte bulunan tarafın gelirini,
- Çalışma imkânını,
- Yaşını,
- Sağlık durumunu,
- Eğitim durumunu,
- Tarafların ekonomik ve sosyal durumunu,
- Boşanma sonrası yoksulluğa düşüp düşmeyeceğini
inceler.
Yoksulluk nafakası kadın veya erkek fark etmeksizin otomatik olarak verilmez. Talep edilmesi ve şartlarının oluşması gerekir.
İştirak nafakası nedir?
İştirak nafakası, velayeti kendisine verilmeyen eşin çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve gelişim giderlerine katılması için ödemesi gereken nafakadır.
Çocukların üstün yararı gereği anne ve baba, boşanmış olsalar bile çocukların giderlerine güçleri oranında katılmak zorundadır.
İştirak nafakası belirlenirken;
- Çocuğun yaşı,
- Eğitim durumu,
- Sağlık giderleri,
- Sosyal ihtiyaçları,
- Tarafların gelir durumu,
- Ekonomik koşullar,
- Çocuğun önceki yaşam standardı
dikkate alınır.
Yargıtay uygulamasında iştirak nafakası talebe bağlıdır; talep edilmezse mahkeme kendiliğinden hükmetmez. Talep edildiğinde miktar belirlenirken çocuğun üstün yararı esas alınır.
Velayet nasıl belirlenir?
Boşanma davasında müşterek çocuk varsa mahkeme velayet konusunda da karar verir.
Velayet belirlenirken anne veya babanın isteği ya da cinsiyeti tek başına belirleyici değildir. Mahkeme çocuğun üstün yararını esas alır.
Çocuğun üstün yararı değerlendirilirken;
- Çocuğun yaşı,
- Eğitim durumu,
- Sağlık durumu,
- Anne ve babayla ilişkisi,
- Bakım koşulları,
- Yaşam düzeni,
- Kardeşleriyle ilişkisi,
- Sosyal çevresi,
- Uzman raporları,
- Çocuğun görüşü
dikkate alınır.
Mahkeme gerekli gördüğünde pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacıdan sosyal inceleme raporu alabilir.
Velayet kararı kesinleşmiş olsa bile daha sonra şartların değişmesi hâlinde velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.
Çocukla kişisel ilişki nasıl düzenlenir?
Velayeti kendisine verilmeyen eş ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verilir.
Kişisel ilişki, çocuğun anne veya babasıyla bağını sürdürmesini sağlar. Ancak kişisel ilişki düzenlenirken de çocuğun üstün yararı esas alınır.
Mahkeme kişisel ilişkiyi belirlerken;
- Çocuğun yaşını,
- Eğitim takvimini,
- Sağlık durumunu,
- Anne ve babanın yaşadığı yerleri,
- Çocuğun alışkanlıklarını,
- Taraflar arasındaki iletişim düzeyini
dikkate alır.
Kişisel ilişki yatılı veya yatısız şekilde düzenlenebilir. Bayramlar, yarıyıl tatili, yaz tatili ve özel günler için ayrıca hüküm kurulabilir.
Mal rejimi talepleri bu davada görülür mü?
Boşanma davası ile mal rejiminin tasfiyesi birbirinden farklı hukuki süreçlerdir.
Boşanma davasında tarafların boşanıp boşanmayacağı, kusur durumu, tazminat, nafaka, velayet ve kişisel ilişki gibi konular değerlendirilir.
Mal rejiminin tasfiyesi ise edinilmiş mallara katılma rejimi, katkı payı, katılma alacağı, değer artış payı ve benzeri taleplerle ilgilidir.
Uygulamada mal rejimi davası boşanma davasından ayrı açılır. Mal rejimi davasına bakan mahkeme, boşanma kararının kesinleşmesini bekletici mesele yapar.
Davalı eş karşı dava açabilir mi?
Davalı eş, yalnızca cevap dilekçesi vermekle yetinmeyip karşı dava da açabilir.
Karşı dava ile davalı taraf da boşanma, tazminat, nafaka, velayet ve diğer taleplerini ileri sürebilir.
Karşı dava cevap dilekçesiyle birlikte açılır. Bu aşama kaçırılırsa davalı kendi taleplerini ayrı bir boşanma davasıyla ileri sürebilir. Yargıtay, aynı kişiler arasında devam eden iki boşanma davasının birlikte incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Karşı dava açılması hâlinde mahkeme hem asıl davayı hem karşı davayı birlikte değerlendirir.
Bu durumda tarafların her ikisi de birbirinin kusurlu olduğunu ileri sürebilir. Mahkeme tüm iddia, savunma ve delilleri birlikte inceleyerek kusur durumunu belirler.
Davalı boşanmak istemezse dava reddedilir mi?
Davalının boşanmak istememesi tek başına davanın reddedileceği anlamına gelmez.
Mahkeme, davalının boşanmaya karşı çıkmasının samimi olup olmadığını, evliliğin fiilen devam edip etmediğini ve ortak hayatın yeniden kurulmasının mümkün olup olmadığını değerlendirir.
Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin ikinci fıkrasına göre davacının kusuru daha ağırsa davalı açılan davaya itiraz edebilir. Bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evliliğin devamında davalı ile çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmamışsa mahkeme yine boşanmaya karar verebilir. Örneğin eşler uzun süredir ayrı yaşıyor, aralarında hiçbir ilişki kalmamışsa ve davalının itirazı yalnızca davacıyı cezalandırmaya yönelikse bu itiraz korunmaz.
Bu nedenle davalının “boşanmak istemiyorum” demesi tek başına yeterli değildir. Mahkeme olayların bütününü değerlendirir.
Dava sürerken geçici önlemler alınabilir mi?
Boşanma davası devam ederken tarafların ve çocukların haklarının korunması amacıyla mahkeme çeşitli geçici önlemler alabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca hâkim, dava süresince gerekli gördüğü bütün geçici tedbirleri kendiliğinden veya talep üzerine değerlendirebilir.
Örneğin;
- Tedbir nafakası,
- Çocukların geçici velayeti,
- Çocukla kişisel ilişki kurulması,
- Ortak konutun kullanımının düzenlenmesi,
- Eşya kullanımına ilişkin tedbirler,
- Çocukların eğitim ve sağlık giderlerine ilişkin kararlar,
verilebilir.
Ayrıca olayın niteliğine göre 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararları da alınabilir.
Dava reddedilirse ne olur?
Mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kanaatine ulaşmazsa davanın reddine karar verebilir.
Davanın reddedilmesi hâlinde evlilik hukuken devam eder.
Ancak ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat her ne sebeple olursa olsun yeniden kurulamamışsa, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu süre, 27 Kasım 2024 tarihinde yürürlüğe giren 7532 sayılı Kanunla üç yıldan bir yıla indirilmiştir. Bu fıkraya dayanılan davada boşanma kararı için kusur aranmaz; tazminat veya yoksulluk nafakası istenmişse mahkeme tarafların kusurunu ayrıca belirler.
Ret kararı verilmesi ayrıca tarafların yeni olaylara dayanarak yeniden boşanma davası açmasına da engel değildir.
İstinaf ve temyiz süreci nasıl işler?
İlk derece mahkemesinin verdiği karar kesin değildir.
Kanunda öngörülen süre içerisinde taraflar, kararın hukuka aykırı olduğunu düşünüyorlarsa Bölge Adliye Mahkemesine istinaf başvurusunda bulunabilirler.
İstinaf incelemesinde;
- Delillerin değerlendirilmesi,
- Kusur belirlemesi,
- Nafaka miktarı,
- Tazminat miktarı,
- Velayet,
- Kişisel ilişki,
- Usul kurallarına uygunluk,
yeniden incelenebilir.
Kanuni şartların bulunması hâlinde Bölge Adliye Mahkemesi kararları hakkında Yargıtay incelemesi de gündeme gelebilir.
Boşanma hükmü kesinleşmeden evlilik sona ermez ve nüfus kaydı değişmez. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davada da boşanma hükmünün kesinleşmesi beklenir.
Bu dava için zamanaşımı veya hak düşürücü süre var mı?
Bu boşanma sebebi bakımından kanunda özel bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir.
Örneğin zina veya hayata kast gibi bazı özel boşanma sebeplerinde belirli süreler bulunmasına rağmen, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan davalarda böyle bir süre sınırlaması yoktur.
Ancak olayların çok eski olması, tarafların uzun süre birlikte yaşamaya devam etmesi veya affetme niteliğinde davranışların bulunması mahkemenin değerlendirmesini etkileyebilir.
Avukat tutmak zorunlu mu?
Türk hukukunda boşanma davası açabilmek için avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Taraflar davalarını kendileri de takip edebilir.
Bununla birlikte çekişmeli boşanma davaları;
- Kusur değerlendirmesi,
- Delillerin sunulması,
- Sürelere uyulması,
- Tanıkların hazırlanması,
- Nafaka talepleri,
- Tazminat hesaplamaları,
- Velayet uyuşmazlıkları,
- İstinaf süreçleri,
bakımından teknik bilgi gerektiren davalardır.
Yanlış veya eksik hazırlanan dava dilekçeleri, süresinde sunulmayan deliller ya da usule uygun yapılmayan işlemler telafisi güç hak kayıplarına neden olabilir.
En sık yapılan hatalar nelerdir?
Boşanma davalarında yapılan bazı hatalar davanın seyrini önemli ölçüde etkileyebilir.
Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
- Kusur durumunun yanlış değerlendirilmesi,
- Tazminat ve nafaka taleplerinin eksik ileri sürülmesi,
- Velayet konusunda yalnızca ebeveynlerin isteklerine odaklanılması,
- Dava sürecinde yeni kusurlu davranışların devam etmesi,
- Mahkemenin verdiği ara kararların yerine getirilmemesi,
- İstinaf sürelerinin kaçırılması.
Mevzuat dayanağı
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasının temel hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu oluşturmaktadır.
Bu davada uygulanan başlıca hükümler şunlardır:
- Türk Medeni Kanunu m. 166 (evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve diğer genel boşanma sebepleri)
- Türk Medeni Kanunu m. 168 (yetkili mahkeme)
- Türk Medeni Kanunu m. 169 (dava süresince alınacak geçici önlemler)
- Türk Medeni Kanunu m. 174 (maddi ve manevi tazminat)
- Türk Medeni Kanunu m. 175 (yoksulluk nafakası)
- Türk Medeni Kanunu m. 182 (velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası)
- Türk Medeni Kanunu m. 185 (evlilik birliğinden doğan hak ve yükümlülükler)
- Türk Medeni Kanunu m. 186 (oturulacak konut, birliğin birlikte yönetimi ve giderlere katılma)
- Türk Medeni Kanunu m. 225 (mal rejiminin sona erme tarihi)
Boşanma davalarında yalnızca bu maddeler uygulanmaz. Somut olayın özelliğine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6284 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri de değerlendirilmektedir.
Yargıtay bu davalarda hangi ilkeleri uyguluyor?
Yargıtay, bu davalarda hangi davranışın kusur sayılacağını her dosyanın delillerine göre belirler. Sitede incelenen kararlardan bazıları şu sonuçlara ulaşmıştır:
- Saldırıya karşı gösterilen savunma niteliğindeki tepki boşanmada kusur sayılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, başka bir kadınla yaşayan ve eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeği tam kusurlu bulmuş, kadının savunma niteliğindeki tepkisini kusur saymamıştır.
- İspatlanamayan olay kusur olarak yüklenemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ispatlanamayan fiziksel şiddet iddiasını kusur saymamış; dosyada başka sabit kusurlar bulunduğu için ağır kusur sonucunu korumuştur.
- Evlenmeden önceki borçların saklanması ve aile ekonomisini bozan gizli harcamalar güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilmiştir.
- Tartışma sırasında eşine “boşanma davası aç” diyen kadın kusurlu sayılmamış, sadakatsiz davranan erkek tam kusurlu bulunmuştur.
Kararların tam metinleri Yargıtay Karar Arama sisteminden incelenebilir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ile şiddetli geçimsizlik aynı şey midir?
Evet, aynı boşanma sebebini anlatır. Halk arasında bu sebep çoğu zaman “şiddetli geçimsizlik” olarak anılır; kanundaki adı ise evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır.
Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca tarafların geçinemediğinin belirtilmesi yeterli değildir. Geçimsizliğe neden olan somut olayların, tarafların kusurlu davranışlarının ve ortak hayatı neden sürdürülemez hâle getirdiğinin açıklanması gerekir.
Mahkeme, “geçinemiyoruz” şeklindeki genel anlatımla yetinmez. Hakaret, şiddet, güven sarsıcı davranış, ilgisizlik, ekonomik baskı, sadakat yükümlülüğüne aykırılık veya aile müdahalesi gibi olayların delillerle desteklenmesini bekler.
Affetme kusur değerlendirmesini nasıl etkiler?
Boşanma davalarında affetme, kusurlu davranışı öğrenen eşin buna rağmen evlilik birliğini sürdürme iradesi göstermesi anlamına gelebilir. Affedilen olaylar kural olarak daha sonra boşanma davasında kusur sebebi olarak ileri sürülemez.
Ancak affetme her olayda kolayca kabul edilmez. Mahkeme, tarafların olaydan sonra birlikte yaşamaya devam edip etmediğini, davranışların tekrarlanıp tekrarlanmadığını, evlilik ilişkisinin gerçekten normale dönüp dönmediğini ve tarafların iradesini birlikte değerlendirir.
Özellikle sistematik şiddet, sürekli hakaret, ekonomik baskı veya güven sarsıcı davranışların devam ettiği durumlarda, geçmişteki bazı olaylardan sonra ortak yaşamın kısa süre devam etmiş olması tek başına affetme anlamına gelmez. Yargıtay da eşlerin aynı evde yaşamaya devam etmesinin tek başına barışma veya kusurları affetme sayılmayacağını kabul etmiştir.
İspat yükü kimdedir?
Boşanma davasında iddiasını ileri süren taraf, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Davacı taraf boşanmaya neden olan olayları ispatlamalıdır. Davalı taraf da karşı iddialarını, kusur savunmalarını veya karşı dava taleplerini delillerle desteklemelidir.
Mahkeme, yalnızca tarafların beyanlarına göre karar vermez. İddia edilen olayların tanık, belge, mesaj, resmî kayıt, sosyal medya içeriği, rapor veya diğer hukuka uygun delillerle desteklenmesi gerekir.
Dava açmadan önce nelere dikkat edilmelidir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açmadan önce olayların ve delillerin dikkatli şekilde değerlendirilmesi gerekir. Dava dilekçesinde yalnızca genel ifadeler kullanılması, ilerleyen aşamalarda ispat sorunu doğurabilir.
Dava açmadan önce mesaj kayıtları, fotoğraflar, resmî belgeler, hastane kayıtları, kolluk tutanakları, banka hareketleri, sosyal medya içerikleri ve diğer deliller korunmalıdır. Tanık olarak gösterilecek kişilerin hangi olaya gerçekten bilgi sahibi olduğu belirlenmelidir. Olayları bilmeyen veya yalnızca duyuma dayalı anlatım yapabilecek kişilerin tanık gösterilmesi davaya beklenen katkıyı sağlamayabilir.
Çocukların dava sürecinin tarafı gibi kullanılmaması da önemlidir. Velayet uyuşmazlıklarında temel ölçüt anne veya babanın iddiası değil, çocuğun üstün yararıdır.
Bu dava ile anlaşmalı boşanma arasındaki fark nedir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası ile anlaşmalı boşanma davası, boşanma sonucunu doğursa da hukuki şartları ve yargılama usulleri bakımından önemli farklılıklar içerir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası çekişmeli bir dava türüdür. Taraflar boşanma konusunda veya boşanmanın sonuçları hakkında anlaşamamaktadır. Bu nedenle mahkeme, tarafların iddialarını, savunmalarını, delillerini ve tanık beyanlarını değerlendirerek karar verir. Kusur durumu araştırılır; gerektiğinde tanıklar dinlenir, resmî kurumlardan bilgi ve belge toplanır, uzman raporları alınabilir. Maddi tazminat, manevi tazminat, nafaka ve velayet gibi konular da mahkeme tarafından somut olayın özelliklerine göre karara bağlanır.
Anlaşmalı boşanmada ise taraflar boşanma iradesi ile boşanmanın mali sonuçları ve çocuklara ilişkin tüm hususlarda uzlaşmış durumdadır. Evlilik en az bir yıl sürmüşse, hâkim eşleri bizzat dinlemişse ve tarafların hazırladığı protokolü uygun bulmuşsa kusur araştırması yapılmadan boşanmaya karar verilir.
İki dava türü arasındaki en önemli farklardan biri de delil ve ispat sürecidir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan boşanma davasında iddia edilen olayların hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekirken, anlaşmalı boşanmada tarafların anlaşması esas olduğundan bu yönde kapsamlı bir delil incelemesi yapılmaz.
Eşler boşanma ve sonuçları konusunda uzlaşabiliyorsa anlaşmalı boşanma çoğu zaman daha kısa sürede sonuçlanır. Kusur, velayet, nafaka, tazminat veya malvarlığı konusunda uyuşmazlık varsa dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılarak çekişmeli olarak görülür.
Sıkça Sorulan Sorular
Evlilik en az bir yıl sürmüşse davalı eşin davayı kabul etmesi ve hâkimin eşleri bizzat dinleyip boşanmanın sonuçlarına ilişkin düzenlemeyi uygun bulması hâlinde dava anlaşmalı boşanma olarak sonuçlanabilir (TMK m.166/3). Bu durumda kusur araştırması yapılmaz.
Avukat Görüşü
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davaları, uygulamada en sık açılan boşanma davaları olmakla birlikte, en fazla hukuki değerlendirme gerektiren dava türlerinden biridir. Bu davalarda mahkeme yalnızca tarafların boşanmak istemesine değil; boşanmaya neden olan olayların gerçekten yaşanıp yaşanmadığına, bu olayların hangi delillerle ispatlandığına ve tarafların kusur durumuna göre karar verir.
Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, dava dilekçesinde yaşanan olayların genel ifadelerle anlatılması ve bunların delillerle ilişkilendirilmemesidir. Oysa boşanma davasının sonucu kadar; velayet, nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat ve yargılama giderleri gibi haklar da çoğu zaman dosyadaki delillerin niteliğine göre şekillenmektedir.
Bu nedenle dava açılmadan önce olaylar tarih sırasıyla yazılmalı, her olayın hangi hukuka uygun delille ispatlanacağı belirlenmeli ve her talebin hangi kanun maddesine dayandığı netleştirilmelidir.
Bilgilendirme Notu
Bu sayfada yer alan bilgiler, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası hakkında genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her boşanma davası; tarafların evlilik süreci, kusur durumu, delilleri, çocukların durumu ve ekonomik koşulları bakımından farklı özellikler taşımaktadır. Bu nedenle benzer olaylar her dosyada aynı hukuki sonuca yol açmayabilir.
Somut olayınıza uygun hukuki değerlendirme yapılabilmesi için dosyanın tüm belgeleri ve delilleri birlikte incelenmelidir. Bu sayfadaki bilgiler hukuki danışmanlık niteliğinde olmayıp, yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımaktadır.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.