Boşanma davasında kadının haklarını simgeleyen adliye koridorunda kadın ve hukuki dosya illüstrasyonu

Boşanma Davasında Kadının Hakları Nelerdir?

Boşanma davasında kadının hakları; dava sürerken geçici önlem ve tedbir nafakası istemek, şartları varsa yoksulluk nafakası ve tazminat almak, çocuk için velayet ve iştirak nafakası talep etmek, mal rejiminden doğan alacağını ve ziynet eşyalarını geri istemek ile şiddet tehlikesine karşı koruma kararı almaktır. Bu hakların hiçbiri kadına yalnızca kadın olduğu için tanınmaz. Her biri Türk Medeni Kanunu’ndaki ayrı şartlara bağlıdır ve büyük bölümü ancak usulüne uygun talep edildiğinde karara bağlanır.

Bu yazı, boşanma sürecindeki hakları tek bir yerde toplar ve her hakkın hangi şarta bağlı olduğunu kısaca gösterir. Nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımının ayrıntılı hesabı ilgili yazılarda ayrıca anlatılmaktadır. Burada asıl amaç, kadının hangi talebi ne zaman ve hangi şartla ileri sürebileceğini görmesidir.

Kadının boşanmadaki hakları cinsiyete mi yoksa kanundaki şartlara mı bağlıdır?

Kanundaki şartlara bağlıdır. Türk Medeni Kanunu nafaka, tazminat, velayet ve mal rejimi alacağını “kadın” ya da “erkek” diye değil, “eş”, “taraf” ve “ana veya baba” diye düzenler. Aynı şartlar erkek eş için gerçekleşirse aynı haklar onun için de doğar.

Uygulamada bu hakların daha sık kadın lehine gündeme gelmesinin nedeni, kadının evlilik boyunca gelir elde etmemiş ya da düşük gelirli kalmış olması, çocukların bakımını fiilen üstlenmesi veya şiddete daha sık maruz kalmasıdır. Bu durumlar hakkın doğmasını değil, şartın ispatını kolaylaştırır. Örneğin geliri olmayan kadın için “boşanma yüzünden yoksulluğa düşme” şartını göstermek, düzenli maaşı olan bir eşe göre daha kolaydır.

Kusur ise talepten talebe farklı rol oynar. Tedbir nafakasında kusur aranmaz. Yoksulluk nafakasında isteyen eşin daha ağır kusurlu olmaması yeterlidir. Maddi tazminatta isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması, manevi tazminatta ise karşı tarafın kusurlu davranışının kişilik hakkına saldırı oluşturması gerekir. Velayette kusur değil, çocuğun üstün yararı esas alınır.

Davalı kadın boşanmaya itiraz edebilir mi?

Evet, ancak bu itiraz davayı her zaman durdurmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin ikinci fıkrasına göre davacının kusuru daha ağırsa davalı eşin boşanmaya itiraz hakkı vardır. Bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evliliğin sürmesinde davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hâkim yine boşanmaya karar verebilir.

Davalı kadın, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesi vermelidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 127. maddesine göre bu süre, süresi içinde istenirse ve cevap hazırlamak gerçekten güçse bir defaya mahsus ve bir ayı geçmemek üzere uzatılabilir. Tebliğ e-Tebligat ile yapılmışsa süre, bildirimin elektronik adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılan tebliğden itibaren işler.

Kadın boşanmayı veya tazminatı kendisi de talep etmek istiyorsa yalnız cevap vermesi yetmez. Kendi boşanma ve tazminat talepleri için cevap süresi içinde karşı dava açması gerekir. Karşı dava açılmazsa mahkeme, talep edilmemiş bir tazminata kendiliğinden hükmedemez. Çekişmeli sürecin genel işleyişi çekişmeli boşanma davası sayfasında ayrıca anlatılmaktadır.

Dava sürerken kadın hangi geçici önlemleri isteyebilir?

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, dava süresince gerekli olan geçici önlemleri kendiliğinden alır. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi bu önlemleri özellikle eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ve çocukların bakımı ile korunması olarak sayar. Hâkimin kendiliğinden hareket etme yetkisi olsa da kadının ihtiyacını ve karşı tarafın gelirini dilekçede somut olarak göstermesi, önlemin hızlı ve doğru miktarda kurulmasını sağlar.

Dava sürerken istenebilecek başlıca önlemler şunlardır:

  • Kadın ve çocuklar için tedbir nafakası
  • Ortak konutun dava süresince kadına ve çocuklara bırakılması
  • Çocuğun geçici velayetinin kadına verilmesi ve diğer ebeveynle görüşme düzeninin belirlenmesi
  • Mal kaçırma tehlikesi varsa belirli taşınmaz, araç veya hesaplar üzerinde tedbir

Tedbir nafakasında yoksulluk nafakasındaki kusur şartı aranmaz, çünkü bu nafaka evlilik hukuken sürerken eşlerin birbirine karşı bakım yükümlülüğünden doğar. Konutun geçici olarak kadına bırakılması mülkiyeti değiştirmez. Tapuda hangi eş adına kayıtlı olduğuna bakılmaksızın yalnız dava süresince konuttan kimin yararlanacağını düzenler.

Kadının şiddet, tehdit veya ağır geçimsizlik nedeniyle ortak konuttan ayrılmış olması, bu önlemleri istemesine engel değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 197. maddesi, ortak hayat kişiliğini, ekonomik güvenliğini veya ailenin huzurunu ciddi biçimde tehlikeye düşüren eşe ayrı yaşama hakkı tanır.

Kadın boşanmadan sonra yoksulluk nafakası alabilir mi?

Şartları varsa alabilir. Yoksulluk nafakası isteyen eş boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmalı ve kusuru diğer eşten daha ağır olmamalıdır. Nafaka ödeyecek eşin kusurlu olması gerekmez. Mahkeme, isteyen tarafın geliri, malvarlığı, yaşı, sağlığı ve çalışma imkânı ile diğer tarafın mali gücünü birlikte inceler.

Kadının çalışıyor olması nafakayı kendiliğinden engellemez. Belirleyici olan, gelirin kadını boşanmadan sonra yoksulluktan kurtarmaya yetip yetmediğidir. Asgari ücret düzeyinde veya düzensiz bir gelir, kira ve zorunlu giderler karşısında yetersiz kalıyorsa talep kabul edilebilir. Düzenli ve yeterli bir maaş ya da kira getiren malvarlığı varsa talep reddedilebilir.

Nafakanın süresi bakımından önemli bir gelişme vardır. Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli ve E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiştir. Karar 30 Eylül 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanmış, iptalin yürürlüğe girmesi dokuz ay ertelenmiştir. İptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir. O tarihe kadar mevcut düzenleme uygulanır ve kesinleşmiş nafaka kararları bu iptalle kendiliğinden sona ermez. Yasama organının bu süre içinde nafakanın süresine ilişkin yeni bir düzenleme yapması beklenmektedir. Bu yazının güncellendiği tarih itibarıyla yeni düzenleme kanunlaşmamıştır.

Yeniden evlenme veya taraflardan birinin ölümü hâlinde nafaka kendiliğinden sona erer. Nafaka alan eşin evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır. Tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası arasındaki farklar nafaka türleri yazısında ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Çocuğun velayeti anneye kendiliğinden verilir mi?

Hayır. Velayet kararında tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır ve kanunda anneye öncelik tanıyan bir kural yoktur. Küçük yaştaki çocuğun anne bakımına daha fazla ihtiyaç duyması uygulamada önemli bir veri olsa da tek başına sonucu belirlemez. Mahkeme çocuğun alıştığı yaşam düzenini, bakımı fiilen kimin üstlendiğini, ebeveynlerin yaşam koşullarını, varsa şiddet veya bağımlılık riskini ve yaşı elverişliyse çocuğun görüşünü birlikte değerlendirir.

Velayet anneye verilirse çocuk için iştirak nafakası istenebilir. Bu nafakanın hak sahibi çocuktur ve velayeti kendisine bırakılmayan ebeveyn, mali gücü oranında çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılır. Velayet babaya verilirse anne ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulur. Çocuğun velayeti konusunda mahkemenin hangi ölçütleri nasıl tarttığı ayrı yazıda anlatılmaktadır.

Kadın hangi durumda maddi ve manevi tazminat alabilir?

Maddi tazminat için kadının boşanma yüzünden mevcut veya beklenen bir menfaatinin zedelenmesi ve kendisinin kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekir. Evlilik devam etseydi eşin sağlayacağı ekonomik destekten yoksun kalmak, bu menfaatin en sık görülen örneğidir. Taraflar eşit kusurluysa maddi tazminat şartı oluşmaz.

Manevi tazminat için boşanmaya sebep olan olayların kadının kişilik haklarına saldırı oluşturması gerekir. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, tehdit ve aldatma bu kapsamda değerlendirilebilir. Her kusurlu davranış manevi tazminat doğurmaz. Yargıtay, aileyle ilgilenmeme veya eve yeterince katkı sağlamama gibi davranışları kusur saymakla birlikte bazı kararlarında bunları kişilik hakkına saldırı niteliğinde görmemiştir.

Tazminat miktarı dava veya karşı dava dilekçesinde açıkça gösterilmelidir, mahkeme talepten fazlasına karar veremez. Şartların ayrıntısı ve miktarın nasıl belirlendiği boşanmada maddi ve manevi tazminat yazısında incelenmiştir.

Mal paylaşımında kadın neye göre pay alır?

1 Ocak 2002’den sonra yasal mal rejimi, eşler başka bir rejim seçmedikçe edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu rejimde kadın, evlilik içinde edinilen malların tapuda doğrudan yarısına sahip olmaz. Mal rejimi sona erdiğinde, kural olarak karşı tarafın edinilmiş mallarından kalan artık değerin yarısı üzerinden katılma alacağı hesaplanır. Evlilikten önceki mallar, mirasla gelen değerler ve karşılıksız kazanımlar kişisel mal sayıldığı için bu hesaba girmez.

Ücretli bir işte çalışmamış olmak katılma alacağına engel değildir. Kanun katılma alacağını, malın alımına para katkısı yapıldığının ispatına bağlamaz. Ev işlerini ve çocukların bakımını üstlenen kadın da diğer eşin edinilmiş mallarındaki artık değerin yarısını isteyebilir.

Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiş sayılır. Bu nedenle dava tarihinden sonra edinilen değerler kural olarak paylaşıma girmez. Mal rejiminin tasfiyesi boşanma davasından ayrı bir davadır ve hesap, boşanma hükmü kesinleştikten sonra yapılır.

Aile konutu kadın adına kayıtlı değilse korunabilir mi?

Evet. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesine göre eşlerden biri, diğerinin açık rızası olmadan aile konutunu devredemez, kira sözleşmesini feshedemez ve konut üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu koruma, konutun hangi eş adına kayıtlı olduğuna bakılmaksızın uygulanır.

Kadın, konutun tapu kaydına aile konutu olduğunun yazılmasını tapu müdürlüğünden isteyebilir. Malik eşin konutu satma ihtimali varsa bu kayıt üçüncü kişilere karşı da koruma sağlar. Aile konutu şerhi ve rızasız satışın iptali için açılacak dava ayrı yazıda ele alınmıştır.

Düğün takıları ve kişisel eşyalar kime kalır?

Düğün takılarının kime ait olduğu artık tek bir genel kuralla cevaplanmamaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2024’te benimsediği yaklaşımda önce tarafların bu konudaki anlaşmasına, anlaşma yoksa yerel âdete bakılır. İkisi de yoksa takının hangi eşe takıldığı ve kadına ya da erkeğe özgü olup olmadığı belirleyici olur. Kadına takılan ve kadına özgü ziynetler, kural olarak kadının kişisel malıdır.

Ziynetlerin bozdurulup ev veya araç alımında kullanılmış olması, iade talebini her durumda ortadan kaldırmaz. Karşı taraf, kadının bunları geri istememek üzere verdiğini ispat etmelidir. İspat yükü ve dava süreci ziynet eşyası alacağı davasına ilişkin sayfada anlatılmaktadır.

Kıyafet, kişisel belge, mesleki araçlar ve yalnız kişisel kullanıma yarayan eşyalar da kişisel maldır ve kadın bunları geri isteyebilir. Ortak kullanılan mobilya ve beyaz eşyanın kime kalacağı ise alındığı kaynak ve mal rejimi hesabı içinde değerlendirilir.

Şiddet gören kadın boşanma davasını beklemeden koruma isteyebilir mi?

Evet. Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadın, boşanma davası açmadan ya da dava devam ederken aile mahkemesinden, mülki amirden veya kolluktan koruma isteyebilir. Şiddet yalnız fiziksel eylemden ibaret değildir. Tehdit, hakaret, ekonomik baskı ve ısrarlı takip de kapsam içindedir.

6284 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre koruyucu ve önleyici tedbir kararı, şiddetin uygulandığına dair delil veya belge aranmaksızın gecikmeksizin verilir. Bu nedenle başvuru için darp raporu şart değildir. Ancak aynı olaylar boşanma davasında kusur olarak ileri sürülecekse mahkeme ayrıca ispat arar. Koruma kararının varlığı tek başına kusurun ispatlandığı anlamına gelmez, diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Verilebilecek kararlar arasında şiddet uygulayanın ortak konuttan uzaklaştırılması, kadına ve çocuklara yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi, ortak konutun kadına tahsisi ve tedbir nafakası bulunur. Başvuru yolları ve tedbirlerin süresi 6284 sayılı Kanun’un uygulama alanı yazısında anlatılmıştır.

Boşanmadan sonra kadının soyadı ve evlenme bekleme süresi ne olur?

Boşanma kesinleşince kadın, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bunun eski eşe zarar vermeyeceğini ispat eden kadına hâkim, bu soyadını kullanma izni verir. Evlilik sırasında kadının kendi soyadını kullanma imkânındaki değişiklikler kadının soyadı hakkı yazısında ayrıca izlenmektedir.

Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesine göre evliliği sona eren kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmeden yeniden evlenemez. Doğum yapılmasıyla bu süre sona erer. Kadının önceki evlilikten gebe olmadığı anlaşılırsa veya boşanan eşler yeniden birbiriyle evlenmek isterse mahkeme süreyi kaldırır. Bu işlem uygulamada iddet müddetinin kaldırılması davası olarak bilinir.

Kadın hangi süreleri kaçırırsa hakkını kaybedebilir?

Boşanma dosyalarında hak kaybı çoğu zaman hakkın bulunmamasından değil, sürenin kaçırılmasından doğar. Kadının özellikle şu sürelere dikkat etmesi gerekir:

  • Davalı ise cevap dilekçesi ve karşı dava için dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta
  • Zina veya hayata kast, pek kötü ya da onur kırıcı davranış sebebine dayanacaksa sebebi öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her hâlde olayın üzerinden beş yıl
  • Boşanma kararıyla istenmemiş maddi veya manevi tazminat ya da yoksulluk nafakası için boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımı
  • Katılma alacağı gibi mal rejiminden doğan alacaklar için boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanan davada kanun ayrı bir dava açma süresi öngörmez. Önceki boşanma davası reddedilip bu karar kesinleşmişse, 7532 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonra bir yıl içinde ortak hayat yeniden kurulamadığında eşlerden biri yeniden boşanma isteyebilir. Bu imkânın şartları fiili ayrılık sebebiyle boşanma yazısında açıklanmıştır.

Dava masraflarını karşılayamayan kadın ne yapabilir?

Yargılama giderlerini ödeme gücü bulunmayan kişi, mahkemeden adli yardım isteyebilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesine göre adli yardım için talep edenin mali durumunun giderleri karşılamaya yetmemesi ve talebinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması gerekir. Adli yardım kararı harç ve gider avansından geçici muafiyet sağlar, giderler davanın sonunda haksız çıkan taraftan alınabilir.

Avukatlık hizmeti için ise koşulları taşıyan kişiler bulundukları yer barosunun adli yardım bürosuna başvurabilir. Davayı kaybeden tarafın karşı tarafa ödeyeceği vekâlet ücreti ile kişinin kendi avukatına ödediği ücret farklı kalemlerdir. Bu ayrım boşanma davasında avukat ücreti yazısında açıklanmıştır.

Sıkça Sorulan Sorular

Hayır. Çekişmeli boşanma davasını eşlerden biri tek başına açabilir. Karşı tarafın rızası yalnız anlaşmalı boşanmada aranır ve o durumda da hâkim eşleri duruşmada bizzat dinler.

Protokoldeki ifadenin kapsamına bakılır. Yalnız nafaka ve tazminattan vazgeçildiğini yazan bir protokol, ziynet ve mal rejimi alacağını kendiliğinden sona erdirmez. Protokolde bu alacaklar için açıkça hiçbir talep bulunmadığı yazılmışsa sonradan dava açmak zorlaşır.

Hayır. Boşanma davasını avukatsız açmak ve takip etmek hukuken mümkündür. Ancak talep sonucunun eksik yazılması, sürelerin kaçırılması veya delillerin zamanında bildirilmemesi sonradan telafisi güç sonuçlar doğurabilir.

Açabilir. Türk vatandaşı kadın, Türkiye’de yerleşim yeri yoksa Türkiye’de sakin olduğu yer, o da yoksa Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. Bunların hiçbiri yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri yetkilidir. Çekişmeli dava vekil aracılığıyla takip edilebilir, anlaşmalı boşanmada ise hâkim eşleri duruşmada bizzat dinler.

Avukat Görüşü

Boşanma sürecindeki kadın müvekkillerin dosyalarında en sık karşılaşılan sorun, hakkın bulunmaması değil talebin eksik veya geç ileri sürülmesidir. Tazminat miktarının yazılmaması, karşı davanın süresinde açılmaması ya da ziynet talebinin boşanma davasına eklenip eklenmeyeceğinin düşünülmemesi, sonradan düzeltilmesi zor sonuçlar doğurur.

Ekonomik taleplerde karşı tarafın yalnız bordrodaki maaşına değil, banka hareketlerine, taşınmaz ve araç kayıtlarına ve fiilî yaşam standardına bakmak gerekir. Velayette ise ebeveynlerin birbirine yönelik iddialarından önce çocuğun güvenli ve istikrarlı yaşamını gösteren okul, sağlık ve bakım kayıtları öne çıkar. Güvenlik riski bulunan durumlarda delil toplamaya çalışmadan önce koruma kararı istenmesi doğru sıralamadır.

Yoksulluk nafakasında süreye ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının yürürlük tarihi ve bu tarihe kadar yapılacak yasal düzenleme, 30 Haziran 2027’den sonra verilecek kararlarda nafakanın süresini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle nafaka talebi içeren dosyalarda kararın verileceği tarihte yürürlükte olacak düzenleme ayrıca izlenmelidir.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve somut bir dosya hakkında hukuki görüş niteliği taşımaz. Mevzuat ve Yargıtay uygulaması zaman içinde değişebileceğinden, işlem yapmadan önce güncel düzenlemelerin ve dosyanın kendine özgü koşullarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Son Güncelleme 01.10.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Yukarı Çık