Boşanma davalarında af kapsamında mahkeme salonunda barışan eşleri temsil eden görsel

Boşanma Davalarında Af: Affetmenin Davaya ve Kusura Etkisi

Boşanma davalarında af, eşlerden birinin bildiği kusurlu davranışı bağışladığını açıkça söylemesi veya bunu tereddüde yer bırakmayacak davranışlarla göstermesidir. Geçerli bir affetme varsa, affedilen olay kural olarak boşanma sebebi ve kusur vakıası olarak yeniden kullanılamaz. Bununla birlikte aynı evde kalmak, çocuklar için görüşmek, kısa süreli bir barışma denemesi yapmak ya da ceza şikâyetinden vazgeçmek tek başına mutlaka af anlamına gelmez.

İçindekiler

Affetmenin hukuki etkisi; dayanılan boşanma sebebine, affın hangi olayı kapsadığına, eşin olayı ne ölçüde bildiğine, olaydan sonraki davranışlara ve af iddiasının nasıl ispatlandığına göre belirlenir. Özellikle zina ile hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebeplerinde kanun affı açıkça düzenlemiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebinde ise affedilen ya da en azından hoşgörüyle karşılanan olayların kusur değerlendirmesinde kullanılamayacağı Yargıtay uygulamasında kabul edilmektedir.

Bu nedenle boşanma davasında “eşler barıştı” veya “birlikte yaşamaya devam etti” şeklindeki tek bir cümle çoğu zaman yeterli değildir. Mahkeme önüne getirilen somut vakıalar; tarafların beyanları, yazışmalar, tanık anlatımları, birlikte yaşamın gerçek niteliği ve olaydan sonra meydana gelen yeni davranışlarla birlikte değerlendirilir.

Yazının Özeti

1/3

Affetme Hangi Olayları Etkiler?

Boşanma davalarında af, bilinen belirli bir kusurlu olayın açıkça veya tereddüde yer bırakmayan davranışlarla bağışlanmasıdır. Af bütün evliliği ve gelecekteki olayları kapsayan genel bir vazgeçme değildir.

  • Zina ile hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışta af kanunda açıkça düzenlenmiştir.
  • Affedilen olay kural olarak boşanma ve kusur sebebi yapılamaz.
  • Affetmeden sonraki yeni davranışlar ayrıca dava konusu olabilir.

Boşanma Davalarında Af Ne Anlama Gelir?

Boşanma hukukunda af, günlük dildeki duygusal bağışlamadan daha dar ve sonuç doğuran bir kavramdır. Hukuken önem taşıyan af, kusurlu davranışı öğrenen eşin o olayı bağışladığını ve evlilik ilişkisini bu olaya rağmen sürdürme iradesini ortaya koymasıdır. Bu irade açık bir söz veya yazılı beyanla gösterilebileceği gibi, somut olayda başka makul açıklaması bulunmayan davranışlardan da anlaşılabilir.

Affın temel sonucu geçmişteki belirli bir olay üzerindedir. Örneğin eş, öğrendiği belirli bir sadakatsizlik olayını bilinçli biçimde affetmişse daha sonra yalnızca aynı olayı ileri sürerek zina sebebiyle boşanma talep edemez. Buna karşılık affetmeden sonra meydana gelen yeni bir sadakatsizlik, şiddet, hakaret veya başka bir kusurlu davranış ayrı bir dava ve kusur vakıası oluşturabilir.

Af, evliliğin her yönüyle düzeldiği ya da eşlerin gelecekte hiçbir sebeple boşanamayacağı anlamına gelmez. Evlilik birliğinde birden fazla uyuşmazlık bulunabilir. Bir olayın affedilmiş olması, kapsam dışında kalan başka olayları veya affetmeden sonra gerçekleşen yeni vakıaları kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Affetmenin Geçerli Olması İçin Olayın Bilinmesi Gerekir mi?

Gerçek bir affetmeden söz edilebilmesi için affeden eşin, bağışladığı olayın esaslı yönlerini bilmesi gerekir. Eşin varlığından haberdar olmadığı, kendisinden gizlenen veya gerçek niteliği yanıltıcı biçimde açıklanan bir davranışı affettiği kolayca söylenemez. “Bir hata yaptım” şeklindeki belirsiz bir açıklamanın kabul edilmesi, sonradan ortaya çıkan ve çok daha farklı nitelik taşıyan bütün davranışların affedildiği anlamına gelmeyebilir.

Bilginin kapsamı özellikle aldatma sebebiyle boşanma davası bakımından önemlidir. Eş, tek bir mesajlaşmayı bildiği hâlde uzun süreli bir cinsel ilişkinin kendisinden gizlendiğini daha sonra öğrenmişse affın hangi olayı kapsadığı ayrıca değerlendirilir. Aynı şekilde sona erdiği söylenen ilişkinin devam etmesi, affedilmiş geçmiş olaydan ayrı ve yeni bir vakıa yaratabilir.

Açık Af ile Örtülü Af Arasındaki Fark Nedir?

Açık af, bağışlama iradesinin sözlü veya yazılı biçimde doğrudan açıklanmasıdır. “Bu olayı biliyorum ve seni affediyorum” şeklindeki bir mesaj, kapsamı ve koşulları somut olayda belirlenmek üzere açık affa delil olabilir. Ancak beyanın baskı altında verilip verilmediği, belirli bir koşula bağlanıp bağlanmadığı ve hangi olayı hedeflediği yine incelenir.

Örtülü af ise doğrudan bir bağışlama cümlesi bulunmamasına rağmen eşin davranışlarından affetme iradesinin açıkça anlaşılmasıdır. Evlilik ilişkisini olağan biçimde ve bilinçli olarak uzun süre sürdürmek, geçmiş olayı hiç gündeme getirmeksizin ortak yaşamı yeniden kurmak veya eşe dönmesi için samimi biçimde çağrıda bulunmak somut olayda örtülü af tartışması doğurabilir. Buna rağmen davranışın ekonomik zorunluluk, çocukların korunması, barınma ihtiyacı, korku veya kısa süreli uzlaşma denemesi gibi başka bir açıklaması varsa otomatik olarak af kabul edilmemelidir.

Hangi Boşanma Sebeplerinde Affetme Açıkça Düzenlenmiştir?

Türk Medeni Kanunu’nun güncel metninde affeden tarafın dava hakkının bulunmadığı iki maddede açıkça yazılıdır: zina sebebini düzenleyen 161. madde ile hayata kast, pek kötü veya ağır derecede onur kırıcı davranışı düzenleyen 162. madde. Diğer boşanma sebeplerinde aynı ifadeyi içeren genel bir hüküm bulunmasa da affetme ve hoşgörü, olayın boşanma sebebi veya kusur sayılıp sayılmayacağı üzerinde etkili olabilir.

Zina Sebebiyle Boşanmada Af Nasıl Sonuç Doğurur?

TMK m.161’e göre eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir. Dava hakkı olan eşin, zina olayını öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde fiilin üzerinden beş yıl içinde dava açması gerekir. Bunlar hak düşürücü sürelerdir. Aynı maddede affeden tarafın dava hakkının bulunmadığı da açıkça belirtilmiştir.

Zina bakımından af, öğrenilmiş belirli fiile ilişkin özel dava hakkını ortadan kaldırır. Affeden eş daha sonra fikir değiştirdiği için aynı zina olayına dayanarak yeniden TMK m.161 kapsamında dava açamaz. Bununla birlikte eşin affetmeden sonra yeniden zina etmesi, ilişkinin devam ettiğinin sonradan anlaşılması veya affeden eşin önceki olayın gerçek kapsamını bilmediğinin ortaya çıkması farklı değerlendirmeleri gerektirir. Her yeni fiil ve öğrenme tarihi somut delillerle ele alınmalıdır.

Zina iddiasında olayın kendisi kadar öğrenme ve affetme tarihleri de önem taşır. Mesaj kayıtları, fotoğraflar, seyahat ve konaklama bilgileri, tarafların olaydan sonraki yazışmaları ile tanık anlatımları bu tarihlerin belirlenmesine yardımcı olabilir. Delillerin hukuka uygun elde edilmesi ve dilekçelerde süresinde gösterilmesi gerekir. Sitedeki zina davasında mesaj kayıtlarının delil değerine ilişkin karar incelemesi bu ayrımın uygulamadaki önemini ayrıca göstermektedir.

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranışta Af Nasıl Değerlendirilir?

TMK m.162; hayata kastı, pek kötü davranışı ve ağır derecede onur kırıcı davranışı özel boşanma sebepleri olarak düzenler. Bu maddede de dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde fiilin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Affeden eş aynı fiile dayanarak bu özel sebeple boşanma davası açamaz.

Fiziksel şiddet, ağır aşağılama veya kişinin beden ve ruh bütünlüğünü hedef alan davranışlarda “affetme” değerlendirmesi yapılırken mağdur eşin içinde bulunduğu koşullar göz ardı edilmemelidir. Şiddet döngüsü, ekonomik bağımlılık, çocukların durumu, barınacak yer bulunmaması veya baskı sebebiyle ortak konutta kalmak, gerçek ve serbest bir af iradesiyle aynı şey değildir. Bu sebeple pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma dosyalarında olaydan sonraki her temasın af sayılacağı yönünde bir genelleme yapılamaz.

Ceza soruşturmasındaki şikâyetten vazgeçme de tek başına affetme değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/6232 E., 2017/11551 K. sayılı kararında, eşini cezadan kurtarma amacıyla şikâyetten vazgeçmenin başka olgularla desteklenmedikçe af sayılamayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla ceza sürecindeki usul işlemi ile boşanma hukukundaki bağışlama iradesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Af Etkili midir?

TMK m.166’da “affeden tarafın dava hakkı yoktur” şeklinde açık bir cümle bulunmaz. Buna rağmen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan davalarda affedilen veya en azından hoşgörüyle karşılanan olayların tek başına boşanma ve kusur gerekçesi yapılamayacağı Yargıtay uygulamasında uzun süredir kabul edilmektedir.

Bu yaklaşımın dayanağı, bir yandan evliliği aynı olaya rağmen devam ettirme iradesi gösterip diğer yandan yalnızca o geçmiş olayı ortak hayatı çekilmez hâle getiren güncel sebep olarak ileri sürmenin çelişkili olabilmesidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, geçmiş olayın gerçekten affedilip affedilmediğidir. Sadece zaman geçmesi, eşlerin çocuklar için görüşmesi veya aynı adreste bulunması her dosyada ortak hayatın yeniden kurulduğunu göstermez.

Affedilen olay kural olarak kusur hesabında da eşe yüklenemez. Bu durum boşanma talebinin yanında maddi ve manevi tazminat değerlendirmesini etkileyebilir. Fakat affetmeden sonra yeni kusurlu davranışlar gerçekleşmişse mahkeme bunları ayrıca inceler. Yeni olaylar, evlilik birliğinin yeniden ve farklı biçimde sarsıldığını gösterebilir.

Diğer Özel Boşanma Sebeplerinde Af Aynı Sonucu Doğurur mu?

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı sebeplerinde TMK m.161 ve m.162’deki gibi açık bir af hükmü yoktur. Bu nedenle zina için öngörülen sonucu bütün özel boşanma sebeplerine aynen taşımak doğru değildir.

Örneğin haysiyetsiz hayat sürmenin devam eden niteliği ve ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirip getirmediği incelenir. Eşin geçmişteki davranışı bir süre tolere etmiş olması, sonraki ve devam eden davranışları peşinen affettiği anlamına gelmez. Terk sebebinde ise kanuni ihtar, ortak hayata dönme çağrısı içerdiğinden ihtardan önceki olayların affedilmiş veya en azından hoşgörüyle karşılanmış sayılması Yargıtay uygulamasında önemli bir yer tutar. Bu yaklaşımın kapsamı ve istisnaları, akademik bir kaynak olan Yargıtay kararları ışığında terk ihtarının etkisine ilişkin çalışmada ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.

Akıl hastalığı kusura dayanmayan bir boşanma sebebidir. Burada bağışlanacak kusurlu bir davranıştan ziyade hastalığın resmî sağlık kurulu raporuyla saptanması ve ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi şartları tartışılır. Bu sebeple “af” kavramı her boşanma sebebinde aynı hukuki işleve sahip değildir.

Af, Hoşgörü, Barışma ve Davadan Feragat Aynı Şey midir?

Bu kavramlar günlük dilde birbirinin yerine kullanılsa da hukuki sonuçları farklıdır.

KavramTemel anlamıBaşlıca hukuki etkisi
AfBilinen belirli kusurlu olayın bağışlanmasıAffedilen olayın özel dava hakkı veya kusur değerlendirmesinde kullanılması engellenebilir
Hoşgörüyle karşılamaOlayın evliliği sürdürmeye engel görülmediğini gösteren tutumOlayın boşanma ve kusur dayanağı yapılmasını kural olarak engelleyebilir
BarışmaEşlerin uyuşmazlığı sona erdirip ortak yaşamı yeniden kurmasıSomut davranışlara göre geçmiş olaylar bakımından af iddiasını destekleyebilir
Davayı geri almaDavacının davasını, davalının açık rızasıyla geri almasıDava açılmamış sayılır
FeragatDavacının talep sonucundan vazgeçmesiKarşı tarafın kabulü aranmadan dava feragat nedeniyle sona erer ve kesin hüküm etkisi doğurur

Af maddi hukuka ilişkin bir olgu iken feragat ve davanın geri alınması usul hukukuna ilişkin işlemlerdir. Eşlerin fiilen barışması mahkemedeki dosyayı kendiliğinden kapatmaz. Davanın sona erdirilmesi isteniyorsa yapılacak işlemin hukuki sonucu ayrıca değerlendirilmelidir. Boşanma davasından vazgeçme ve feragat etme arasındaki fark, özellikle daha sonra aynı olaylara dayanılıp dayanılamayacağı bakımından önemlidir.

Özür Dilemek veya Özrü Kabul Etmek Af Sayılır mı?

Özür dilemek, kusurlu eşin davranışını kabul ettiğini gösterebilir; ancak diğer eşin özrü dinlemesi veya “bir daha olmasın” demesi her zaman kesin af iradesi değildir. Bazı kişiler ortak yaşamı sürdürüp sürdüremeyeceğini görmek için bir deneme süresi tanıyabilir. Bazıları ise yalnızca tartışmayı sona erdirmek amacıyla geçici bir cevap verebilir.

Mahkeme, yazışmanın tamamına ve tarafların sonraki davranışlarına bakar. Özrün kayıtsız biçimde kabul edilmesi, evlilik ilişkisinin olağan şekilde sürdürülmesi ve olayın uzun süre gündeme getirilmemesi birlikte değerlendirildiğinde af sonucunu destekleyebilir. Buna karşılık “şimdilik çocuklar için devam edeceğim, güvenim düzelmedi” benzeri kayıtlar bağışlama iradesinin kesin olmadığını gösterebilir.

Aynı Evde Yaşamaya Devam Etmek Af Sayılır mı?

Hayır, aynı evde yaşamak tek başına af sayılmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/8789 E., 2024/8256 K., 04.11.2024 tarihli kararında tarafların fiilen aynı adreste yaşamalarının, barışıp birbirlerinin kusurlarını affettiklerinin kabulü için yeterli olmadığını; bu durumun tereddüde yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gerektiğini belirtmiştir. Kararın olay ve değerlendirme bölümü, sitedeki aynı evde yaşamanın af sayılıp sayılmayacağına ilişkin karar incelemesinde görülebilir.

Bu yaklaşım önemlidir; çünkü eşler ekonomik sebeplerle, çocukların düzenini korumak için, başka konut bulamadıkları için veya aynı konutta farklı odalarda yaşayarak fiilen ayrı hayatlar sürdürebilir. Ortak adres, tek başına evlilik ilişkisinin duygusal, sosyal ve fiziksel yönleriyle yeniden kurulduğunu göstermez.

Mahkeme değerlendirme yaparken eşlerin aynı odada kalıp kalmadığı, ev içindeki yaşamın nasıl sürdüğü, çevrelerine barıştıklarını söyleyip söylemedikleri, ortak sosyal faaliyetlere katılıp katılmadıkları, sulh tekliflerine yaklaşımları ve yazışmalarındaki irade gibi çok sayıda olguyu birlikte ele alabilir. Hiçbir belirti tek başına bütün dosyalar için kesin sonuç doğurmaz.

Cinsel Birliktelik Her Durumda Affetme Anlamına Gelir mi?

Olaydan sonra rızaya dayalı cinsel birlikteliğin sürmesi, affetme iddiasını güçlendirebilecek önemli bir olgudur. Ancak bunun da otomatik ve değişmez bir kural olduğu söylenemez. Birlikteliğin tek seferlik olup olmadığı, barışma denemesinin parçası sayılıp sayılmayacağı, tarafların açık beyanları ve ilişkinin sonraki seyri incelenir.

Özellikle baskı, şiddet veya irade sakatlığı iddiası bulunan dosyalarda cinsel birliktelikten serbest bir bağışlama iradesi çıkarılması son derece dikkatli yapılmalıdır. Af iddiasında bulunan taraf, yalnızca soyut bir cinsel birliktelik iddiasına değil, hukuka uygun ve güvenilir delillere dayanmalıdır.

Birlikte Tatile Gitmek veya Aile Etkinliğine Katılmak Af Sayılır mı?

Birlikte tatil, kutlama, düğün, cenaze veya çocuklara ilişkin etkinliğe katılmak olayın koşullarına göre af iddiasını destekleyebilir; fakat bunların her biri için ayrı amaç ve bağlam araştırılmalıdır. Çocuğun doğum gününde aynı fotoğrafta bulunmak ile eşlerin baş başa ve evlilik ilişkisini yeniden kurma amacıyla tatil yapması aynı ağırlıkta değildir.

Sosyal medya fotoğrafları da her zaman görüneni tam olarak yansıtmaz. Fotoğrafın tarihi, hangi amaçla çekildiği, paylaşım metni ve tarafların o dönemdeki gerçek ilişkisi belirlenmeden yalnızca tek kare üzerinden af sonucuna varılması sağlıklı değildir.

Barışma Görüşmesi veya Evlilik Terapisi Af Anlamına Gelir mi?

Eşlerin aile büyükleri, arabulucu olmayan bir üçüncü kişi, psikolog veya aile danışmanı eşliğinde görüşmesi; evliliğin kurtarılıp kurtarılamayacağını anlamaya yönelik olabilir. Görüşmeye katılmak, geçmiş olayların şimdiden ve kayıtsız biçimde affedildiğini göstermez. Barışma teklifi ile tamamlanmış barışma arasında fark vardır.

Taraflardan biri görüşmeler sonunda ortak yaşamı yeniden kurduğunu açıkça bildirir ve bunu davranışlarıyla sürdürürse af tartışması güçlenebilir. Görüşmeler başarısız olmuş, eşler ayrı yaşamaya devam etmiş veya teklif açıkça reddedilmişse salt müzakere girişimi geçmiş kusurların bağışlandığını göstermez.

Eve Dön Çağrısı Yapmak Geçmiş Olayları Affetmek midir?

Samimi ve hukuken sonuç doğuran bir terk ihtarı, ihtarı gönderen eşin ortak hayatı yeniden kurma iradesini gösterdiği için ihtardan önceki olayların affedilmiş veya en azından hoşgörüyle karşılanmış sayılması sonucunu doğurabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2007/719 E., 2007/12658 K., 25.09.2007 tarihli kararı bu yaklaşımın bilinen örneklerindendir.

Ancak her “eve dön” cümlesi aynı değildir. Eşin dönmeyeceğini göstermek, çocukların görüşmesini sağlamak, eşyaları teslim etmek veya evlilik birliğinin neden bozulduğunu vurgulamak amacıyla yapılan iletişim samimi bir ortak hayat çağrısı sayılmayabilir. Mesajın bütünü, gönderildiği dönem ve sonrasındaki davranışlar birlikte incelenir.

Boşanma Davasında Af İddiasını Kim İspatlamalıdır?

Kural olarak affetme olgusundan kendi lehine sonuç çıkarmak isteyen taraf bu iddiasını ispatlamalıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesindeki genel ispat kuralı da kanunda özel düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan yararlanan tarafa işaret eder.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/4759 E., 2025/1705 K., 19.02.2025 tarihli kararında, davalı eşin yargılama sırasında af savunması ileri sürmediği ve bu yönde istinaf itirazı bulunmadığı bir dosyada bölge adliye mahkemesinin kendiliğinden af sonucu çıkarması doğru bulunmamıştır. Karar ayrıca dava sonrasında bir arada yaşamanın tek başına evliliğin sürdürüldüğünü veya affı göstermediğini vurgulamaktadır. Bu güncel yaklaşım sebebiyle eski yazıdaki “hâkim affı her durumda kendiliğinden araştırır” biçimindeki kategorik anlatım doğru değildir.

Af savunmasının cevap dilekçesinde açık, somut ve vakıalara bağlı biçimde ileri sürülmesi önem taşır. “Davacı beni affetti” demek yerine hangi olayın ne zaman öğrenildiği, affın hangi söz veya davranışla ortaya konduğu, ortak hayatın nasıl yeniden kurulduğu ve hangi delillerin bunu gösterdiği açıklanmalıdır. Savunmanın süresinde ileri sürülmemesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı bakımından sorun doğurabilir.

Affetme Hangi Delillerle İspatlanabilir?

Affetme iddiasında kullanılabilecek deliller olayın niteliğine göre değişebilir:

  • Tarafların mesajları, e-postaları ve hukuka uygun elde edilmiş dijital yazışmalar,
  • Affetme veya barışma beyanını doğrudan duyan tanıklar,
  • Ortak yaşamın yeniden kurulduğunu gösteren somut olgular,
  • Birlikte yapılan seyahat ve etkinliklere ilişkin kayıtlar,
  • Tarafların mahkeme tutanaklarına geçen açık beyanları,
  • Terk ihtarı veya ortak konuta dönme çağrısı,
  • Tarafların olaydan sonraki sosyal ve ailevi ilişkilerini gösteren hukuka uygun belgeler.

Tanıkların yalnızca “barıştılar” şeklindeki yorumları yerine, gördükleri ve duydukları somut olayları anlatmaları gerekir. Hangi tarihte ne söylendiği, eşlerin ortak yaşamı nasıl sürdürdüğü ve affı gösterdiği ileri sürülen davranışların ne olduğu açıklanmalıdır. Delillerin dilekçelerde zamanında gösterilmesi bakımından boşanma davasında delil bildirmeye ilişkin Yargıtay kararı ayrıca yol göstericidir.

Hukuka aykırı elde edilen ses kayıtları, hesaba izinsiz girilerek alınan özel mesajlar veya kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirilmesi delil sorunu yanında ceza ve özel hukuk sorumluluğu da doğurabilir. “Af iddiasını kanıtlama” amacı, her yöntemi hukuka uygun hâle getirmez.

Affetme Boşanma Davasının Tamamını mı Etkiler?

Hayır. Af çoğunlukla belirli olay veya olay grubu bakımından sonuç doğurur. Dava dilekçesinde birden fazla bağımsız vakıa varsa mahkeme hangilerinin affedildiğini, hangilerinin kapsam dışında kaldığını ve affetmeden sonra yeni olay bulunup bulunmadığını ayırmalıdır.

Örneğin eş, belirli bir hakareti affetmiş olabilir; fakat sonrasında gerçekleşen fiziksel şiddet, ekonomik baskı veya yeni sadakatsizlik bu affın kapsamında değildir. Benzer biçimde bir zina olayının affedilmesi, sonraki başka bir zina fiilini veya evlilik yükümlülüklerinin farklı ihlallerini ortadan kaldırmaz.

Davada yalnızca affedilmiş olay ileri sürülmüş ve başka ispatlanmış boşanma vakıası bulunmuyorsa talep reddedilebilir. Birden fazla vakıadan bazıları affedilmiş, diğerleri ise ispatlanmışsa mahkeme kalan olayların dayandığı boşanma sebebini oluşturup oluşturmadığını inceler. Bu nedenle boşanma davasının neden reddedilebileceği yalnızca af başlığıyla değil, vakıa, hukuki sebep ve delil yeterliliği birlikte değerlendirilerek belirlenir.

Affetmeden Sonra Aynı Davranış Tekrarlanırsa Ne Olur?

Affetme gelecekteki kusurlu davranışlar için peşin izin değildir. Affedilen eşin aynı davranışı tekrarlaması yeni bir olaydır ve yeni dava hakkı doğurabilir. Zina ile TMK m.162 kapsamındaki davranışlarda yeni fiil bakımından hak düşürücü süreler ayrıca hesaplanır.

Tekrarlanan olaylar bazı durumlarda geçmişteki ilişkinin gerçekte sona ermediğini de gösterebilir. Burada geçmiş fiilin yeniden canlanması ile affetmeden sonra gerçekleşen yeni fiilin dava konusu yapılması birbirinden ayrılmalıdır. Dilekçede tarihlerin, öğrenme anlarının ve devamlılığın açıkça anlatılması bu ayrımın kurulmasını kolaylaştırır.

Affedilen Olay Sonraki Olayların Arka Planı Olarak Anlatılabilir mi?

Affedilmiş olayın eşe yeniden kusur yüklemek veya tek başına boşanma kararı almak için kullanılması kural olarak mümkün değildir. Bununla birlikte olayların kronolojisini anlaşılır kılmak için geçmiş ilişkinin varlığından söz edilmesi ile affedilmiş olayı hukuki sorumluluğun dayanağı yapmak aynı şey değildir.

Dilekçede bu ayrım açık tutulmalıdır. Affedilen vakıa, yeni olayın ispatı yerine geçirilmemeli; yeni olayın zamanı, içeriği ve delilleri bağımsız biçimde gösterilmelidir. Mahkeme de kusur belirlerken hangi davranışı hangi eşe yüklediğini gerekçesinde açıkça ortaya koymalıdır.

Af Kusur, Tazminat ve Nafaka Taleplerini Nasıl Etkiler?

Boşanma davalarında kusur, özellikle TMK m.174 kapsamındaki maddi ve manevi tazminat ile TMK m.175 kapsamındaki yoksulluk nafakası bakımından önemlidir. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar kural olarak yeniden kusur olarak yüklenemediğinden, tarafların kusur dengesi ve buna bağlı mali talepler değişebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2007/719 E., 2007/12658 K. sayılı kararında, terk ihtarı gönderen eşin ihtardan önceki olayları affettiği veya en azından hoşgörüyle karşıladığı; bu olaylar sebebiyle diğer eşe kusur yüklenemeyeceği ve bunlara dayanılarak tazminata hükmedilemeyeceği belirtilmiştir. Bu ilke, affın yalnızca boşanma talebini değil, boşanmada maddi ve manevi tazminat değerlendirmesini de etkileyebileceğini gösterir.

Bununla birlikte her mali talebin şartı ayrıdır. Tedbir nafakası, yargılama sırasında eşlerin barınma ve geçimine yönelik geçici önlem niteliğindedir; yalnızca bir olayın affedilmiş olması tedbir nafakasını otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Yoksulluk nafakasında talep edenin boşanmada daha ağır kusurlu olup olmadığı, tazminatta ise kanundaki özel şartlar incelenir. Mahkeme, affedilen olayları ayıkladıktan sonra kalan ve ispatlanan kusurlara göre değerlendirme yapmalıdır.

Affetme Velayet Kararını Belirler mi?

Velayet bakımından temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Eşlerden birinin diğerini affetmiş olması, çocuğun velayetinin otomatik olarak kimde kalacağını belirlemez. Mahkeme çocuğun yaşı, bakım düzeni, güvenliği, gelişimi, ebeveynlerin koşulları ve uzman incelemeleri gibi unsurları değerlendirir.

Affedilmiş davranış çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiriyorsa, “eşler arasındaki af” çocuğun üstün yararına ilişkin incelemeyi ortadan kaldırmaz. Örneğin çocuğa yönelen şiddet, ihmal veya riskli davranışlar, eşler arasındaki kusur tartışmasından bağımsız olarak velayet ve kişisel ilişki düzeninde dikkate alınabilir.

Af, 6284 Sayılı Kanun Kapsamındaki Koruma Talebini Engeller mi?

Geçmişteki bir olayın affedildiği iddiası, daha sonra ortaya çıkan şiddet veya şiddet tehlikesi karşısında koruyucu ve önleyici tedbir istenmesine peşinen engel değildir. Koruma tedbirlerinin amacı boşanmadaki kusuru belirlemekten farklıdır. Güncel risk ve kanundaki koşullar ayrıca değerlendirilir.

Şikâyetten vazgeçme, eve dönme veya geçici barışma denemesi de gelecekteki şiddete karşı korunma hakkından vazgeçildiği anlamına gelmez. Yeni bir şiddet olayı veya ciddi tehlike varsa ilgili mercilere başvuru yapılabilir.

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Barışılırsa Dava Kendiliğinden Biter mi?

Hayır. Eşlerin barışması veya yeniden aynı eve taşınması dosyayı kendiliğinden sona erdirmez. Mahkemenin önündeki dava, usulüne uygun bir işlem veya hükümle sonuçlanır. Tarafların dava sonrasındaki ilişkisi, ileri sürülmüşse af ve ortak hayatın yeniden kurulması bakımından delil olarak değerlendirilebilir; ancak dosyanın otomatik biçimde düşmesi söz konusu değildir.

Davacı talebini sürdürmek istemiyorsa davanın geri alınması veya feragat seçenekleri gündeme gelebilir. Davanın geri alınması için davalının açık rızası gerekir ve kabul edildiğinde dava açılmamış sayılır. Feragat ise karşı tarafın kabulüne bağlı değildir; fakat kesin hüküm etkisi ve feragat tarihine kadar ileri sürülen vakıalar bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir. Vekilin feragat edebilmesi için vekâletnamede özel yetki bulunmalıdır.

Taraflardan yalnızca birinin kendi davasından vazgeçmesi veya feragat etmesi, diğer eşin bağımsız davasını ya da karşı davasını sona erdirmez. Ayrıca feragatten veya affetmeden sonra gerçekleşen yeni olaylar yeni bir dava konusu olabilir. Bu noktada ikinci boşanma davası açılabilmesine ilişkin ihtimaller ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Dava Devam Ederken Birlikte Yaşamak Davanın Reddine Yeter mi?

Tek başına yeterli değildir. Yargıtay’ın 04.11.2024 ve 19.02.2025 tarihli kararları, dava sonrasında aynı adreste veya bir arada yaşama olgusunun bütün delillerden soyutlanarak af sayılmaması gerektiğini göstermektedir. Ortak yaşamın gerçekten yeniden kurulup kurulmadığı ve davalı tarafın buna dayalı somut savunması incelenir.

Eşler aynı evde fakat farklı odalarda kalabilir; ekonomik zorunluluk sebebiyle adreslerini ayıramayabilir veya çocuklarla ilgili ihtiyaçlar için sıkça görüşebilir. Buna karşılık davacı, açıkça barıştığını bildirmiş ve evlilik ilişkisini olağan biçimde uzun süre sürdürmüşse bu davranışların davaya etkisi farklı olabilir. Sonuç, tek bir belirtiye değil somut olayın bütününe göre belirlenir.

Boşanma Davasında Af Savunması Dilekçede Nasıl Kurulmalıdır?

Af iddiası, bir soyut hukuk cümlesi olarak değil, tarih ve olay örgüsüyle anlatılmalıdır. Davalı eş cevap dilekçesinde mümkün olduğunca şu hususları açıklamalıdır:

  • Hangi kusur vakıasının affedildiği,
  • Davacının bu olayı ne zaman ve nasıl öğrendiği,
  • Açık af beyanı varsa beyanın tarihi ve içeriği,
  • Örtülü af ileri sürülüyorsa bunu gösteren somut davranışlar,
  • Ortak hayatın ne zaman ve nasıl yeniden kurulduğu,
  • Barışmanın ne kadar sürdüğü,
  • Affı doğrulayan tanık ve belgeler,
  • Affetmeden sonra yeni olay bulunup bulunmadığı.

Davacı taraf ise af iddiasına karşı aynı evde kalmanın zorunlu sebeplerini, fiilî ayrılığın nasıl sürdüğünü, barışma teklifinin kabul edilmediğini, beyanın koşullu olduğunu veya sonradan yeni kusurlu olaylar gerçekleştiğini somutlaştırmalıdır. Yalnızca “affetmedim” demek yerine, af olarak yorumlanan davranışın gerçek amacı ve devamındaki olaylar açıklanmalıdır.

Dava dilekçesinde hukuki sebep kadar maddi vakıaların açık yazılması gerekir. Hâkim hukuki nitelendirmeyi yapar; ancak tarafların dayanmadığı vakıaları kendiliğinden dava sebebi hâline getiremez. Özel boşanma sebebi ile genel boşanma sebebine birlikte veya terditli dayanılacaksa taleplerin sırası ve her sebebe ilişkin olaylar anlaşılır biçimde kurulmalıdır.

Af İçin Ayrı Bir Dava Açılır mı?

Hayır. “Affetmenin tespiti” adı altında, devam eden boşanma davasından bağımsız ve her durumda gerekli bir dava yolu yoktur. Af, boşanma dosyasında davaya ve kusura etki eden bir savunma veya vakıa olarak ileri sürülür.

Bu sebeple af başlığı için ayrıca zorunlu arabuluculuk da bulunmaz. Boşanma davası aile mahkemesinde görülür; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Yetkili mahkeme TMK m.168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Af iddiası, ana boşanma davasının görev ve yetki kurallarını değiştirmez.

Af sebebiyle ayrıca harç doğmaz; savunma boşanma dosyası içinde yapılır. Buna karşılık davanın feragat, geri alma veya retle sona ermesi hâlinde yargılama gideri ve vekâlet ücreti dosyanın usul durumuna göre değerlendirilir.

Yargıtay’ın Boşanma Davalarında Affetmeye Yaklaşımı Nasıldır?

Yargıtay kararlarından çıkan temel yaklaşım, affın varsayımla değil açık beyan veya güçlü ve somut davranışlarla belirlenmesidir. Bunun yanında içtihatların her biri kendi olay örgüsüne bağlıdır; tek bir karardaki belirti bütün dosyalarda otomatik af ölçütüne dönüştürülemez.

Öne çıkan ilkeler şöyle toparlanabilir:

  • Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar kural olarak boşanma ve kusur dayanağı yapılamaz.
  • Af, açık beyanla ya da tereddüde yer bırakmayan fiilî davranışlarla gerçekleşebilir.
  • Aynı adreste yaşamak tek başına barışma ve af için yeterli değildir.
  • Af iddiasında bulunan taraf, savunmasını somutlaştırmalı ve ispatlamalıdır.
  • Ceza dosyasında şikâyetten vazgeçmek, başka olgular bulunmadıkça otomatik af değildir.
  • Terk ihtarı, samimi bir ortak hayata dönme çağrısı olması sebebiyle ihtardan önceki olaylar yönünden af veya hoşgörü sonucu doğurabilir.
  • Affetmeden sonra ortaya çıkan yeni olaylar bağımsız olarak değerlendirilebilir.
  • Affedilmiş olayların kusur hesabından çıkarılması, tazminat ve nafaka değerlendirmesini de etkileyebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/8789 E., 2024/8256 K. sayılı kararı ile 2024/4759 E., 2025/1705 K. sayılı kararı, aynı evde yaşamadan otomatik af sonucu çıkarılmasına karşı güncel ve dikkatli bir çizgi ortaya koymaktadır. 2007/719 E., 2007/12658 K. sayılı karar ise samimi terk ihtarının geçmiş olaylara ve tazminata etkisini göstermektedir. Ceza şikâyetinden vazgeçmenin tek başına af sayılmaması da 2016/6232 E., 2017/11551 K. sayılı kararda somutlaşmıştır.

Bu kararlar birlikte okunduğunda önemli olanın davranışın adı değil, gerçek anlamı olduğu görülür. “Birlikte yaşama”, “şikâyetten vazgeçme”, “eve davet” veya “barışma görüşmesi” ancak olayın bütünü içindeki amacı ve sonucu belirlenerek hukuki nitelik kazanır. Affetme ve delil sorunlarının öğretideki güncel değerlendirmesi için Ankara Barosu Dergisi’nde yayımlanan çalışma da karşılaştırmalı bir kaynak sunmaktadır.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler

Boşanma davalarında af tartışmasının en zor yönü, duygusal ilişkideki gündelik davranışların sonradan hukuki delile dönüşmesidir. Eşler çoğu zaman çocuklar, ekonomik koşullar, aile baskısı, güvenlik endişesi veya evliliği kurtarma umuduyla bir süre iletişim kurmaya devam eder. Bu temasların hangi amaçla gerçekleştiği zamanında açıkça kayda geçirilmediğinde, dava sırasında birbirine zıt biçimde yorumlanabilir.

Affetmediği hâlde ortak konutta kalmak zorunda olan eş, mümkünse fiilî durumun nedenlerini hukuka uygun belgelerle ortaya koymalıdır. Affedildiğini savunan eş ise yalnızca birlikte çekilmiş fotoğraflara veya soyut tanık yorumlarına güvenmemeli; olayın öğrenilmesinden sonraki açık beyan ve davranışları tarihleriyle açıklamalıdır.

Özel boşanma sebeplerindeki altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süreler, af tartışmasından bağımsız olarak da takip edilmelidir. “Eşimle bir süre daha denemek istedim” düşüncesi, sürenin kendiliğinden durmasını sağlamaz. Buna karşılık yeni fiiller yeni bir değerlendirme ve yeni süre başlangıcı yaratabilir. Hangi fiilin ne zaman öğrenildiği belirsiz bırakılmamalıdır.

Davadan feragat etme kararı da barışmanın doğal ve zorunlu devamı gibi görülmemelidir. Feragat, maddi olayların affından farklı ve kesin sonuç doğurabilen bir usul işlemidir. Karşı dava, nafaka, tazminat, yargılama giderleri ve ileride açılabilecek davalar üzerindeki etkisi değerlendirilmeden işlem yapılması hak kaybına yol açabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Bu mesaj, açık affa ilişkin önemli bir delil olabilir; ancak tek başına her zaman bütün geçmiş olayların affedildiğini göstermez. Mesajın hangi olay üzerine yazıldığı, konuşmanın tamamı, eşin olayın gerçek kapsamını bilip bilmediği ve sonraki davranışlar birlikte değerlendirilir. Zina veya TMK m.162 kapsamındaki belirli bir fiilin bilerek ve kayıtsız biçimde affedildiği anlaşılırsa aynı fiile dayalı özel dava hakkı ortadan kalkabilir.

İfadenin hukuki anlamı konuşmanın bütünüyle belirlenir. Eş, olayı gerçekten bağışlayıp evliliği sürdürme iradesi gösteriyorsa çocuklar için yapılmış olması affı kendiliğinden geçersiz kılmaz. Buna karşılık ifade yalnızca geçici bir deneme, aynı evde zorunlu kalma veya çocuğun düzenini bozmama niyetini anlatıyorsa kesin af sonucuna varmak güçleşir.

Özrü kabul etmek ile hukuken affetmek her olayda aynı değildir. “Özrünü duydum ama bu olay nedeniyle evliliği sürdüremiyorum” şeklindeki yaklaşım bağışlama iradesi taşımayabilir. Buna karşılık olay bilindiği hâlde kayıtsız biçimde bağışlanmış ve evlilik ilişkisi olağan şekilde sürdürülmüşse aynı olayın sonradan boşanma sebebi yapılması mümkün olmayabilir.

Tek bir cinsel birliktelik af iddiasını destekleyebilir; fakat bütün dosyalar için kesin bir kural değildir. Birlikteliğin rızaya dayalı olup olmadığı, barışma denemesinin parçası sayılıp sayılmayacağı, tarafların açık beyanları ve sonraki yaşam düzeni incelenir. Şiddet, baskı veya irade sakatlığı bulunan olaylarda ayrıca dikkatli değerlendirme gerekir.

Aynı odada kalmak, yalnızca aynı adreste bulunmaktan daha güçlü bir belirti olabilir; yine de otomatik olarak af sayılmaz. Konutun fiziki koşulları, kalışın süresi, eşlerin fiilî ilişkisi ve bu dönemdeki beyanları önem taşır. Af iddiasını ileri süren taraf, ortak yaşamın gerçekten yeniden kurulduğunu somut delillerle göstermelidir.

Evet, birlikte tatil yapmak barışma ve affetme iddiasında delil olarak kullanılabilir. Ancak seyahatin çocuklar, zorunlu aile işi veya önceden yapılmış rezervasyon gibi başka bir amacı bulunabilir. Mahkeme seyahatin niteliğini, tarafların tatil sırasındaki ilişkisini, paylaşımları ve sonrasındaki davranışları değerlendirerek sonuca varır.

Kural olarak tek başına sayılmaz. Ebeveynlerin çocuk için aynı etkinliğe katılması ve kısa süre aynı karede bulunması, evlilik ilişkisini yeniden kurduklarını göstermeyebilir. Fotoğrafın tarihi, etkinliğin amacı ve tarafların o dönemde fiilen ayrı yaşayıp yaşamadıkları belirleyicidir.

Barışma görüşmesine katılmak, teklifi dinlemek veya aile büyükleriyle konuşmak tek başına tamamlanmış af değildir. Görüşmenin ardından eşler ortak hayatı yeniden kurmuş, açık biçimde barışmış ve geçmiş olayı bağışlamışsa farklı sonuca varılabilir. Teklifin reddedilmesi veya görüşmenin başarısız kalması hâlinde geçmiş kusurların affedildiği kabul edilmemelidir.

Hayır. Terapiye katılmak çoğu zaman evliliğin sürüp sürmeyeceğini anlamaya yönelik bir denemedir ve tek başına dava hakkından vazgeçme değildir. Terapi sürecindeki kişisel açıklamaların gizliliği ile mahkemede kullanılabilirliği de ayrıca değerlendirilmelidir. Tarafların terapi sonrasında ortak hayatı nasıl sürdürdükleri daha belirleyici olabilir.

Şikâyetten vazgeçmek tek başına boşanma hukuku anlamında af değildir. Eşini cezadan kurtarma, aile baskısı, ekonomik kaygı veya farklı bir kişisel tercih bu işlemin sebebi olabilir. Yargıtay uygulamasında da şikâyetten vazgeçmenin başka somut olgularla desteklenmedikçe affetme sayılamayacağı kabul edilmektedir.

Tedbirin kaldırılmasını istemek, olayın koşullarına göre bir delil olabilir; ancak otomatik af değildir. Riskin sona erdiğinin düşünülmesi, tarafların ayrı yaşamayı sürdürmesi veya tedbire artık ihtiyaç bulunmaması gibi sebepler olabilir. Boşanma hukukundaki bağışlama iradesi ile 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir ihtiyacı ayrı değerlendirilir.

Samimi bir ortak hayata dönme çağrısı, özellikle kanuni terk ihtarı söz konusuysa, çağrıdan önceki olayların affedildiği veya en azından hoşgörüyle karşılandığı sonucunu doğurabilir. Ancak her mesaj gerçek bir dönüş çağrısı değildir. İletişimin amacı, metnin bütünü ve tarafların sonrasındaki davranışları incelenmelidir.

Genellikle tek başına yeterli değildir. Konuşmak için davet, eşyaların teslimi, çocuklarla görüşme veya uyuşmazlığı açıklığa kavuşturma amacı taşıyabilir. Mesajda ortak hayatı yeniden kurma yönünde açık irade bulunup bulunmadığı ve görüşmenin ne şekilde sonuçlandığı önemlidir.

Salt sessizlik her zaman af değildir. Eş olayın etkisini değerlendirmek, güvenliğini sağlamak, delil toplamak veya ekonomik koşullarını düzenlemek için bir süre bekleyebilir. Bununla birlikte olay bilindiği hâlde evlilik ilişkisinin uzun süre olağan şekilde sürdürülmesi, başka delillerle birlikte örtülü af iddiasını güçlendirebilir.

Affın kapsamı, affeden eşin bildiği olgularla sınırlı olabilir. Örneğin tek seferlik bir mesajlaşma sanılan davranışın uzun süreli bir cinsel ilişki olduğu sonradan anlaşılırsa, bilinmeyen esaslı yönler bakımından gerçek bir bağışlama iradesinin bulunup bulunmadığı incelenir. Öğrenme tarihi ve yeni bilginin niteliği delillerle ortaya konulmalıdır.

Affetme, gelecekte aynı davranışın yapılmasına peşin rıza değildir. Sonraki zina, şiddet, hakaret veya başka kusurlu davranış yeni bir vakıadır ve gerekli şartlar varsa yeni dava hakkı doğurabilir. Özel boşanma sebeplerindeki hak düşürücü süreler de yeni fiil ve öğrenme tarihi bakımından ayrıca hesaplanır.

Hayır. Af kural olarak kapsamı belirli olay veya olay grubu üzerinde sonuç doğurur. Eşin bir hakareti bağışlaması, kendisinden gizlenen borçları, başka bir şiddet olayını veya sonraki sadakatsizliği kendiliğinden affettiği anlamına gelmez. Hangi vakıanın af kapsamında olduğu dilekçelerde açıkça ayrılmalıdır.

Affedilmiş aynı zina fiilini yalnızca hukuki etiketini değiştirerek TMK m.166 kapsamında tekrar boşanma ve kusur sebebi yapmak kural olarak mümkün değildir. Ancak affetmeden sonra meydana gelen yeni olaylar veya af kapsamı dışında kalan bağımsız kusurlar, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanak olabilir. Dava, olayların kronolojisine göre kurulmalıdır.

Af savunmasının cevap dilekçesinde somut vakıalar ve delillerle ileri sürülmesi en güvenli yoldur. Sonradan ileri sürülmesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı ile karşı tarafın açık veya örtülü muvafakati bakımından usul tartışması yaratabilir. Yargıtayın 19.02.2025 tarihli kararı da af savunmasının davalı tarafından ileri sürülmesinin önemini göstermektedir.

Tanık delili kullanılabilir; ancak tanığın “barıştılar” şeklinde kişisel yorum yapması yeterli görülmeyebilir. Tanık, affa ilişkin hangi sözleri duyduğunu veya ortak hayatın yeniden kurulduğunu gösteren hangi davranışları gördüğünü tarih ve bağlamıyla anlatmalıdır. Yazışmalar ve diğer belgelerle desteklenen somut tanık anlatımları daha güçlü olabilir.

Paylaşım af iddiasına delil olabilir, fakat tek başına kesin sonuç doğurmaz. Görselin eski olup olmadığı, paylaşımın çocuklar veya aile çevresi için yapılıp yapılmadığı, metnin içeriği ve tarafların gerçek yaşam düzeni araştırılır. Sosyal medyadaki temsil ile fiilî ilişki birbirinden farklı olabilir.

Hayır. Af yalnızca belirli vakıaları etkileyebilir. Dava dosyasında af kapsamı dışında kalan veya affetmeden sonra meydana gelen ve boşanma sebebini oluşturan başka olaylar ispatlanmışsa dava bu olaylar üzerinden değerlendirilebilir. Sadece affedilmiş olaylara dayanılmış ve başka yeterli vakıa bulunmuyorsa ret ihtimali doğar.

Evet. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar kural olarak yeniden kusur sayılmadığı için tazminat değerlendirmesindeki kusur dengesi değişebilir. Ancak tazminat talebinin sonucu, affedilmemiş diğer olaylara, tarafların kusur durumuna ve TMK m.174’teki şartlara göre belirlenir.

Hayır. Yoksulluk nafakasında boşanma yüzünden yoksulluğa düşme, talep edenin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması ve tarafların ekonomik koşulları değerlendirilir. Af, kusur hesabını etkileyebilir; fakat nafakayı tek başına ve otomatik olarak ortadan kaldıran ayrı bir sebep değildir.

Eşler arasındaki af, velayet için doğrudan belirleyici değildir. Velayette temel ölçüt çocuğun üstün yararı, güvenliği, bakım düzeni ve gelişimidir. Davranış çocuğa yönelik risk oluşturuyorsa eşler arasındaki bağışlama, mahkemenin bu riski incelemesine engel olmaz.

Hayır. Feragat, davacının mahkemeden istediği talep sonucundan vazgeçtiği usul işlemidir; af ise belirli kusurlu olayın bağışlanmasına ilişkin maddi hukuk olgusudur. Feragat kesin hüküm etkisi doğurabildiği için barışma düşüncesiyle aceleyle yapılmamalı, davanın geri alınması seçeneğinden farkı ayrıca değerlendirilmelidir.

Geçerli ve kapsamı belirli bir af gerçekleştikten sonra salt fikir değişikliği aynı olaya dayalı dava hakkını yeniden doğurmaz. Ancak affetmeden sonra yeni bir olay meydana gelmiş, önceki olayın bilinmeyen esaslı yönleri sonradan öğrenilmiş veya ilişkinin gerçekte devam ettiği ortaya çıkmışsa yeni durum ayrıca incelenebilir.

Hayır. Fiilî barışma mahkeme dosyasını kendiliğinden sona erdirmez. Davanın geri alınması, feragat veya yargılama sonunda verilecek karar gibi usulüne uygun bir işlem gerekir. Karşı dava varsa yalnızca bir tarafın kendi davasını sona erdirmesi karşı davayı ortadan kaldırmaz.

Kural olarak gerekmez. Affetme, devam eden boşanma davasında savunma ve vakıa olarak ileri sürülür; hangi olaya etkili olduğu aynı dosyada değerlendirilir. Ayrı bir “af tespiti” davası açmak boşanma yargılamasının olağan ve zorunlu bir aşaması değildir.

Avukat Görüşü

Boşanma davalarında af iddiası, çoğu kez davanın kaderini tek başına belirleyen bir cümleden değil, olay sonrasındaki küçük görünen çok sayıda davranıştan doğar. Eşlerin aynı konutta kalması, mesajlaşması, aile etkinliğine katılması veya bir kez daha evliliği denemesi farklı hayat koşullarında farklı anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle delillerin yalnızca varlığı değil, tarihi, amacı ve birbirleriyle uyumu önemlidir.

Uygulamada sık yapılan hata, affın kapsamını belirlemeden bütün geçmişin silindiğini veya hiçbir şeyin affedilmediğini varsaymaktır. Oysa hangi olayın bilindiği, hangi olayın bağışlandığı, sonradan neyin tekrarlandığı ve yeni davranışların hangi delillerle ispatlanabildiği ayrı ayrı incelenmelidir. Zina ve TMK m.162 kapsamındaki olaylarda hak düşürücü sürelerin ayrıca yönetilmesi gerekir.

Her dosya; tarafların gerçek iradesi, güvenlik koşulları, ortak yaşamın niteliği, dilekçelerde ileri sürülen vakıalar ve hukuka uygun deliller çerçevesinde değerlendirilmelidir. Özellikle barışma, feragat veya davayı geri alma yönünde işlem yapılmadan önce bunun yalnızca mevcut dosyaya değil, gelecekteki dava ve mali taleplere etkisi de birlikte ele alınmalıdır.

Bilgilendirme Notu

Bu içerik genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olay hakkında hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebileceğinden, değerlendirme güncel düzenlemeler ve dosyanın kendine özgü delilleri üzerinden yapılmalıdır.

Son Güncelleme 30.07.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Scroll to Top