Mal paylaşımı davası, boşanma veya başka bir sebeple sona eren mal rejiminin tasfiyesi için açılan davadır ve kanundaki adı mal rejiminin tasfiyesi davasıdır. Bu davada mahkeme malları eşler arasında fiziken bölmez; her eşin diğerinden isteyebileceği alacağı hesaplar ve bu alacağı kural olarak bir para alacağı olarak hüküm altına alır. Davayı kimin, ne zaman, hangi mahkemede ve hangi delillerle açacağı, sonucun kendisi kadar belirleyicidir.
Bu yazı davanın usul tarafını anlatır. Edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımının, katılma rejiminin işleyişinin ve ev, araç, banka hesabı gibi tek tek malların nasıl değerlendirildiğinin ayrıntısı sitedeki diğer yazılarda ele alınmıştır; burada bu konulara yalnız davanın kurulmasına etki ettiği ölçüde değinilir.
Mal paylaşımı davası nedir ve hukuki adı neden farklıdır?
Mal paylaşımı davası, halk arasındaki adıyla bilinen, hukuki adıyla mal rejiminin tasfiyesi davasıdır. Türk Medeni Kanunu, eşler arasında ayrıca bir sözleşme yapılmamışsa yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini uygular (TMK m.202). Bu rejim evlilik sürerken eşlere ortak mülkiyet vermez. Tapuda veya ruhsatta kimin adı yazıyorsa mal onun mülkiyetindedir; diğer eşin hakkı, rejim sona erdiğinde doğan bir alacak hakkıdır.
Bu nedenle mal paylaşımı davasında istenen şey çoğunlukla “evin yarısının adıma tescili” değildir. Davacı eş, diğer eşin evlilik içinde edindiği malların değeri üzerinden hesaplanan katılma alacağını veya kendi katkısına dayanan değer artış payını ister. Mahkeme de hükmü kural olarak bir para alacağı olarak kurar. Taşınmazın doğrudan eş adına tescili, kanunun öngördüğü özel hâllerde (örneğin ölüm hâlinde aile konutu için TMK m.240) veya tarafların anlaşmasıyla gündeme gelir.
Aynı taşınmaz tapuda iki eş adına paylı olarak kayıtlıysa durum farklıdır. Eşler zaten o malın paydaşıdır ve paydaşlığın sona erdirilmesi ortaklığın giderilmesi davasıyla sağlanır. Paylı mülkiyetteki bir mal için mal rejiminden doğan alacak ayrıca hesaplanabilir; ancak iki dava birbirinin yerine geçmez.
Mal paylaşımı davasında hangi talepler ileri sürülebilir?
Mal paylaşımı davası tek bir talepten oluşmaz. Aynı dava içinde birbirinden farklı hukuki dayanakları olan birkaç alacak istenebilir ve her birinin şartı ayrıdır.
Katılma alacağı
Katılma alacağı, her eşin diğer eşin artık değerinin yarısı üzerindeki hakkıdır (TMK m.236/1). Artık değer, bir eşin edinilmiş mallarının toplam değerine eklenecek değerler ve denkleştirme alacakları katıldıktan, bu mallara ilişkin borçlar düşüldükten sonra kalan tutardır (TMK m.231). Katılma alacağı için davacının o malın edinilmesine katkıda bulunduğunu ispat etmesi gerekmez. Ev işlerini üstlenen ve geliri olmayan eş de diğer eşin evlilik içinde çalışarak edindiği mallar üzerinden katılma alacağı isteyebilir.
Değer artış payı alacağı
Değer artış payı, bir eşin diğer eşe ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almadan katkıda bulunması hâlinde doğar (TMK m.227). Katkı veren eş, tasfiye sırasında o maldaki değer artışından katkısı oranında pay ister. Malın değeri düşmüşse katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Katılma alacağından farkı, katkının ispatını gerektirmesi ve diğer eşin kişisel malı üzerinde de ileri sürülebilmesidir. Örneğin evlilikten önce eşin adına alınmış bir dairenin kredi borcunu kendi maaşıyla ödeyen eş, bu ödemeye dayanarak değer artış payı isteyebilir.
1 Ocak 2002 öncesi için katkı payı alacağı
Türk Medeni Kanunu 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce evlenmiş eşler için o tarihe kadar mal ayrılığı rejimi geçerlidir; bu dönemde edinilen mallar için katılma alacağı değil katkı payı alacağı istenir ve davacının maddi katkısını ispatlaması gerekir. Evlilik 2002 öncesine uzanıyorsa aynı dava içinde iki dönem ayrı ayrı hesaplanır. Bu ayrımın hesaba nasıl yansıdığı, boşanmada mal paylaşımı yazısında örneklerle anlatılmıştır.
Mal rejimi davasına girmeyen talepler
Bazı talepler boşanmayla aynı dönemde gündeme gelse de mal rejiminin tasfiyesinin parçası değildir. Düğünde takılan takılar için açılan ziynet eşyası alacağı davası, kadının kişisel malına ilişkin ayrı bir alacak davasıdır. Eşin rızası olmadan satılan evle ilgili aile konutu şerhi ve tapu iptali talepleri de TMK m.194’e dayanır ve mal rejiminden bağımsızdır. Bu taleplerin aynı dilekçede toplanması, harç ve ispat bakımından ayrı değerlendirilmelerini engellemez.
Mal paylaşımı davası ne zaman açılabilir?
Mal paylaşımı davası, boşanma davası devam ederken, boşanma davasıyla birlikte veya boşanma kesinleştikten sonra açılabilir. Hangi yol seçilirse seçilsin mahkeme, mal rejiminin sona erip ermediğini gösteren boşanma kararı kesinleşmeden tasfiye hakkında hüküm kurmaz.
Boşanma davası sürerken ayrı bir dava olarak açılan mal paylaşımı davasında, boşanma davasının sonucu bekletici mesele yapılır. Boşanma dilekçesinde mal rejimi talebi de ileri sürülmüşse mahkeme bu talebi çoğunlukla boşanmadan ayırır ve ayrı bir esasa kaydederek yürütür. Bunun sebebi, boşanma davasının fer’î sonuçlarıyla birlikte karara bağlanması, mal rejiminin tasfiyesinin ise geniş bir malvarlığı araştırması ve bilirkişi incelemesi gerektirmesidir.
Mal rejimi davası boşanmanın fer’î sonucu değildir. Bu nedenle boşanma kararında mallar hakkında hiçbir şey söylenmemiş olması, eşin sonradan dava açmasına engel olmaz. Boşanma davası reddedilir ve evlilik devam ederse mal rejimi de sona ermemiş olur; bu durumda tasfiye talebi reddedilir.
Evliliğin ölümle sona ermesi hâlinde dava, sağ kalan eş ile ölen eşin mirasçıları arasında görülür. Bu hâlde mal rejiminin tasfiyesi mirasın paylaştırılmasından önce yapılır; sağ kalan eşin katılma alacağı terekenin borcu olarak hesaba katılır.
Mal paylaşımı davasında hangi tarihler sonucu değiştirir?
Mal paylaşımı davasında tek bir “karar tarihi” mantığı kullanılamaz. Hangi malların hesaba gireceği, bu malların değeri ve faiz, her biri ayrı bir tarihe bağlıdır.
- Boşanmada mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer (TMK m.225/2). Boşanma kararı yıllar sonra kesinleşse bile hesap dava tarihine göre kurulur.
- Tasfiyeye konu mallar ve borçlar, mal rejiminin sona erdiği tarihteki durumlarına göre belirlenir. Boşanma davası açıldıktan sonra eşlerden birinin edindiği mal tasfiyeye girmez.
- Edinilmiş mallar tasfiyenin yapıldığı tarihteki sürüm değerleriyle hesaba katılır (TMK m.235/1). Yargıtay uygulamasında bu değer, karar tarihine en yakın tarihteki piyasa değeridir. Uzun süren davalarda bu nedenle bilirkişi raporunun güncellenmesi gerekebilir.
- Evlilik 1 Ocak 2002’den önce başlamışsa, o tarihe kadar edinilen mallar mal ayrılığı rejimine göre ayrıca değerlendirilir.
- Aksine anlaşma yoksa katılma alacağı ve değer artış payına tasfiyenin sona ermesinden itibaren faiz yürütülür (TMK m.239/3). Yargıtay uygulamasında bu an kural olarak karar tarihidir. 2002 öncesi dönem için istenen katkı payı alacağında ise faiz, dava veya talep artırım tarihinden başlatılır.
Bu tarihler birbirine karıştırıldığında hesap baştan hatalı kurulur. Örneğin boşanma davası 2023’te açılmış, karar 2026’da verilmişse, 2024’te eşin adına alınan bir araç tasfiyeye girmez; 2022’de alınmış bir evin değeri ise 2023 değil 2026 fiyatlarıyla belirlenir.
Mal paylaşımı davası hangi mahkemede açılır?
Mal paylaşımı davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. 4787 sayılı Kanun’a göre aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu davalara, o yerde aile mahkemesi sıfatıyla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi bakar. Görev kamu düzenine ilişkindir; mahkeme yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alır.
Yetkili mahkeme TMK m.214’te ayrıca düzenlenmiştir:
- Mal rejimi ölümle sona ermişse ölenin son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
- Boşanma, evliliğin iptali veya mahkemece mal ayrılığına karar verilmesi hâlinde bu davalarda yetkili olan mahkeme yetkilidir. Boşanma davası bakımından yetkili yerler TMK m.168’de sayılır; eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesi bu kapsamdadır.
- Diğer hâllerde davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
Yargıtay, ölüm hâlindeki yetki kuralını kesin yetki olarak kabul etmektedir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 19.01.2016, E.2016/261, K.2016/495). Boşanmaya bağlı tasfiyede ise yetki kesin değildir. Bu nedenle davalı eş yetkisizlik itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmezse, dava açıldığı mahkemede görülmeye devam eder. Taşınmazın başka bir şehirde bulunması yetkiyi değiştirmez; mahkeme o taşınmaz için gerekirse istinabe yoluyla keşif yaptırır.
Bursa’da aile mahkemeleri, Bursa Adliyesi’nin diğer hukuk mahkemeleriyle birlikte Bölge Adliye Mahkemesi binasında tahsis edilen bölümlerde çalışır. Hangi birimin nerede bulunduğu Bursa adliyeleri rehberinde ayrıca gösterilmiştir.
Mal paylaşımı davasından önce arabulucuya gitmek zorunlu mu?
Hayır. Mal rejiminin tasfiyesi davaları dava şartı olarak arabuluculuk kapsamında değildir; dava doğrudan aile mahkemesinde açılabilir. 7445 sayılı Kanun’la 1 Eylül 2023’ten itibaren dava şartı arabuluculuk kapsamına alınan uyuşmazlıklar arasında taşınmazlarda paylı mülkiyetin ortaklığın giderilmesi davaları bulunur (6325 sayılı Kanun m.18/B). Eşler adına paylı kayıtlı bir evin satışı için ortaklığın giderilmesi davası açılacaksa, bu dava için arabulucuya başvurulması gerekir.
Eşler isterse ihtiyari arabuluculuk veya sulh yoluyla tasfiye konusunda anlaşabilir. Mal rejimine ilişkin anlaşmalar, özellikle bir taşınmazın devrini içeriyorsa, açık ve uygulanabilir biçimde yazılmalıdır; aksi hâlde anlaşmanın kapsamı yeni bir uyuşmazlık konusu olur.
Mal paylaşımı davası nasıl açılır ve dilekçede neler yer alır?
Mal paylaşımı davası, yetkili aile mahkemesine verilen bir dava dilekçesiyle açılır. Dilekçenin HMK m.119‘da sayılan unsurları taşıması gerekir. Mal rejimi davasına özgü olarak dilekçede şu bilgiler somut biçimde yer almalıdır:
- Evlilik tarihi, boşanma davasının açıldığı tarih ve varsa boşanma kararının kesinleşme tarihi
- Tasfiyeye konu her malın tapu, plaka, hesap veya sicil bilgisiyle ayrı ayrı gösterilmesi
- Her mal için hangi talebin (katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı) istendiği ve dayanağı
- Malın kişisel mal olduğu iddia ediliyorsa buna ilişkin vakıalar ve deliller
- Talep edilen alacak miktarı ve faiz talebi
- İhtiyati tedbir istenecekse tedbirin konusu ve gerekçesi
Dilekçede malların sadece “evlilik içinde edinilen tüm mallar” şeklinde genel olarak sayılması yeterli değildir. Mahkeme hangi mal için hangi kaydın getirtileceğini dilekçedeki bilgilere göre belirler. Delil olarak gösterilmeyen bir banka hesabı veya taşınmaz için sonradan araştırma talep edilmesi, iddianın genişletilmesi yasağı ve delillerin süresinde gösterilmesi kuralları nedeniyle her zaman mümkün olmaz.
Dilekçede her mal için ne kadar istendiği yazılmamışsa ne olacağını Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, iki taşınmaz için açılan bir davada şöyle belirtmiştir:
“…davacıya talep ettiği alacak kalemlerinin her biri yönünden talep ettiği alacak miktarını ayrı ayrı açıklattırılması; davacı taraf talebini açıklamaz ise, bu durumda her bir kalem için eşit alacak talebinde bulunulduğunun kabulü gerekir.”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/4717, K. 2026/6407, 11.06.2026. Kararın incelemesi: İki Taşınmaz İçin Açılan Mal Paylaşımı Davasında Her Talebe Ayrı Hüküm Kurulması Gerektiği Hakkında Yargıtay Kararı
Harç ve yargılama giderleri
Mal paylaşımı davası nispi harca tabidir. Dava açılırken talep edilen miktar üzerinden karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak yatırılır; bakiye harç karar sırasında tahsil edilir. Boşanma davasıyla aynı dilekçede ileri sürülse bile mal rejimi talebi boşanmanın eki sayılmadığından ayrıca harçlandırılır. Bilirkişi ücreti, keşif gideri ve tebligat masrafları için gider avansı da ayrıca yatırılır. Harç ve gider tutarları her yıl yeniden belirlendiği için dava açılacağı tarihte güncel tarifeye bakılmalıdır.
İhtiyati tedbir
Dava açılmadan önce veya dava sırasında, tasfiyeye konu bir malın devredilmesi alacağın elde edilmesini zorlaştıracaksa ihtiyati tedbir istenebilir (HMK m.389). Uygulamada en sık istenen tedbir, taşınmaz veya araç kaydına devir ve temlik yasağı konulmasıdır. Mahkeme tedbir kararı verirken kural olarak teminat ister (HMK m.392). Tedbir, alacağı güvence altına alan geçici bir önlemdir; katılma alacağının varlığı ve miktarı yargılama sonunda belirlenir.
Belirsiz alacak davası kaldırıldıktan sonra mal paylaşımı davası nasıl açılır?
Mal paylaşımı davaları uzun süre belirsiz alacak davası olarak açılıyordu, çünkü davacı eşin malların değerini dava açarken bilmesi çoğu zaman mümkün değildir. 7589 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle HMK’nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır (Resmî Gazete, 31.07.2026, sayı 33326). Düzenleme yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu tarihten sonra açılan davalarda davacı, alacağın bir kısmını talep ederek kısmi dava açar. HMK m.109’a eklenen dördüncü fıkraya göre davacı, tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini artırabilir. Artırılan kısım bakımından zamanaşımı da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Uygulamada bu, bilirkişi raporuyla malların değeri ortaya çıktıktan sonra talebin rapordaki tutara yükseltilmesi anlamına gelir.
31.07.2026’dan önce açılmış belirsiz alacak davaları hakkında ise kaldırılan 107. madde uygulanmaya devam eder (HMK geçici m.1/10). Talep artırımı hakkı tek seferlik olduğu için artırım dilekçesi, bilirkişi raporuna yapılan itirazlar sonuçlandıktan ve değer kesinleştikten sonra verilmelidir. Erken yapılan bir artırım, sonradan yükselen değer için ikinci bir artırım imkânı bırakmaz; bu durumda ıslah yoluna başvurmak gerekir.
Katılma alacağı davada nasıl hesaplanır?
Mahkeme, katılma alacağını her eş için ayrı ayrı hesaplar ve sonra iki alacağı takas eder. Hesap kabaca şu sırayla yapılır:
- Her eşin edinilmiş malları ve kişisel malları birbirinden ayrılır.
- Edinilmiş malların değeri karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değeriyle belirlenir.
- Bu değere, eklenecek değerler (TMK m.229) ve denkleştirme alacakları (TMK m.230) eklenir.
- Edinilmiş mallara ilişkin borçlar çıkarılır ve artık değer bulunur. Artık değer eksi çıkarsa sıfır kabul edilir; bir eşin açığı diğerine yüklenmez (TMK m.231).
- Her eş, diğerinin artık değerinin yarısını ister ve alacaklar takas edilir (TMK m.236/1).
Basit bir örnek vermek gerekirse, evlilik içinde kocanın maaşıyla alınan ve karar tarihine yakın değeri 4.000.000 TL olan ev ile 1.000.000 TL değerindeki araç kocanın edinilmiş malıdır. Bu mallara ilişkin 1.000.000 TL kredi borcu varsa kocanın artık değeri 4.000.000 TL olur. Kadının edinilmiş malı yoksa kadın 2.000.000 TL katılma alacağı isteyebilir. Kadının adına da evlilik içinde biriktirilmiş 600.000 TL mevduat varsa, kocanın bu tutar üzerinden 300.000 TL alacağı doğar ve takas sonucunda kadının alacağı 1.700.000 TL’ye iner.
Malın bir bölümü kişisel malla, bir bölümü evlilik içindeki gelirle ödenmişse hesap orantılı yapılır. Kredinin evlilikten önce başlayıp evlilik içinde ödenmesi, eşin ailesinden gelen paranın peşinata katılması veya bir şirket hissesinin gelirleri gibi durumlarda Yargıtay’ın ayrıntılı hesap yöntemleri uygulanır. Örneğin evlilik öncesinde edinilmiş bir şirket hissesi kişisel mal olarak kalır; ancak hissenin evlilik içinde elde edilen gelirleri edinilmiş mal sayılabilir. Aynı şekilde kişisel mal niteliğindeki bir dairenin evlilik içinde elde edilen kira geliri talebinin mahkemece incelenmesi gerekir (TMK m.219/4).
Kişisel mal savunması davada nasıl ispatlanır?
Bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bu iddiasını ispat etmek zorundadır. TMK m.222’ye göre bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal sayılır; hangi eşe ait olduğu ispat edilemeyen mallar ise eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir.
Uygulamada kişisel mal iddiası çoğunlukla üç biçimde ortaya çıkar. Birincisi malın evlilikten önce edinildiğidir; tapu veya ruhsat tarihi bunu çoğu zaman tek başına gösterir. İkincisi malın miras veya bağış yoluyla gelen değerlerle alındığıdır (TMK m.220). Üçüncüsü ise kişisel bir malın satışından elde edilen bedelin yeni bir mala yatırıldığıdır, yani ikame iddiasıdır.
Özellikle aileden gelen para iddiasında paranın hangi hesaptan, hangi tarihte, kime gönderildiği ve ev alımında gerçekten kullanılıp kullanılmadığı banka kayıtlarıyla gösterilmelidir. Paranın bağış mı yoksa geri ödenecek bir borç mu olduğu da ayrıca değerlendirilir. Yargıtay, soyut tanık anlatımlarıyla kurulan kişisel mal savunması iddialarını yeterli görmemektedir. Para trafiği yıllar önce gerçekleşmişse, bankaların kayıt saklama süreleri nedeniyle belgeye ulaşmak zorlaşabilir; bu yüzden kayıtların dava açılmadan önce derlenmesi gerekir.
Mal kaçırıldıysa mal paylaşımı davasında ne yapılabilir?
Mal kaçırma iddiası, mal paylaşımı davasında iki ayrı hüküm üzerinden değerlendirilir. İlki TMK m.229’daki eklenecek değerlerdir. Buna göre eşlerden birinin diğerinin rızası olmadan mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde yaptığı olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, edinilmiş mallara eklenir. Böylece devredilen mal eşin elinden çıkmış olsa bile hesapta varmış gibi dikkate alınır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanmadan önce satılan bir araca ilişkin yakın tarihli kararında bu tür iddialarda önce neyin araştırılacağını şöyle açıklamıştır:
“Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından TMK’nin 229. maddesinde sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir.”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/9563, K. 2026/7000, 23.06.2026. Kararın incelemesi: Boşanma Davasından Önce Satılan Aracın, Mal Kaçırma Amacı İspatlanmadıkça Katılma Alacağına Eklenemeyeceği Hakkında Yargıtay Kararı
İkinci hüküm, üçüncü kişilere karşı dava hakkıdır. Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamazsa, alacaklı eş hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir (TMK m.241). Bu dava hakkı, hakların zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle düşer. Sürelerin hak düşürücü nitelikte olması nedeniyle mahkeme bunları kendiliğinden dikkate alır.
Boşanma davası açılmadan hemen önce evin bir akrabaya düşük bedelle satılması, banka hesaplarından büyük tutarlı nakit çekilmesi veya aracın başkası adına tescil edilmesi bu hükümlerin tipik uygulama alanıdır. Devrin gerçekte bağış olduğu iddia ediliyorsa, satış bedelinin ödenip ödenmediği ve malın gerçek değeri banka kayıtları ve bilirkişi incelemesiyle ortaya konmalıdır. Devir henüz gerçekleşmemişse, yukarıda anlatılan ihtiyati tedbir en etkili önlemdir.
Mahkeme hangi delilleri toplar ve bilirkişi raporu neyi belirler?
Mal paylaşımı davasında deliller çoğunlukla resmî kurumlardan getirtilir. Mahkeme tapu müdürlüklerinden taşınmaz kayıtlarını ve akit tablolarını, trafik tescil kayıtlarını, bankalardan hesap hareketlerini ve kredi sözleşmelerini, SGK’dan çalışma ve gelir kayıtlarını, ticaret sicilinden şirket ortaklık bilgilerini ister. Hangi kurumdan hangi kaydın isteneceği dilekçede gösterildiği ölçüde araştırılır.
Taşınmazların değeri için mahkeme keşif yapar ve bilirkişi raporu alır. Bilirkişi, malın karar tarihine yakın sürüm değerini, kredi borcunun evlilik içinde ödenen kısmını, kişisel mal katkısının oranını ve buna göre katılma alacağını hesaplar. Tarafların rapora iki hafta içinde itiraz etme hakkı vardır (HMK m.281). Rapordaki eksiklik veya çelişki itirazla ortaya konmazsa mahkeme raporu hükme esas alabilir.
Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz; hâkim raporu diğer delillerle birlikte değerlendirir. Ancak değer tespiti ve hesap teknik bir konu olduğundan, raporun yöntemi hatalıysa bu hata çoğu zaman karara da yansır. Özellikle emsal taşınmazların seçimi, kredi taksitlerinin hangi tarihe kadar ödendiği ve 2002 öncesi dönemin ayrı hesaplanıp hesaplanmadığı itiraz dilekçesinde ayrı ayrı denetlenmelidir.
Zina veya hayata kast katılma alacağını etkiler mi?
Evet, ama yalnız bu iki boşanma sebebinde ve hâkimin takdiriyle. TMK m.236/2 uyarınca zina veya hayata kast sebebiyle boşanmaya karar verilmişse, hâkim kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir.
Bu hükmün uygulanabilmesi için boşanma kararının TMK m.161 veya m.162’ye dayanması gerekir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle verilen bir boşanma kararında eşlerden birinin sadakatsizliği kusur olarak kabul edilmiş olsa bile, bu durum katılma alacağını azaltma sebebi olmaz. Kusur, boşanma davasında tazminat ve yoksulluk nafakası bakımından sonuç doğurur; mal rejiminin tasfiyesinde ise kural olarak etkisizdir.
Anlaşmalı boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açılabilir mi?
Evet, protokolde mal rejimi açıkça tasfiye edilmemişse açılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 tarihli, E.2009/2-158, K.2009/217 sayılı kararına göre anlaşmalı boşanmada eşlerin anlaşması gereken “malî sonuçlar”, boşanmaya bağlı tazminat ve nafakayla sınırlıdır. Mal rejiminin tasfiyesi bu kapsamda değildir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma davası mallar hakkında hiçbir düzenleme yapılmadan da sonuçlanabilir.
Protokolde yer alan “tarafların birbirinden başkaca talebi yoktur” gibi genel ifadeler, Yargıtay kararlarında kural olarak mal rejiminden doğan alacaklardan feragat sayılmamaktadır. Mal rejimi alacaklarından vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için hangi mallar için hangi hakların bırakıldığının protokolde açıkça yazılması gerekir. Mal paylaşımını da düzenlemek isteyen eşlerin anlaşmalı boşanma protokolü içinde taşınmazları, araçları ve hesapları tek tek göstermesi, devrin zamanını ve masrafların kime ait olduğunu belirtmesi, sonradan doğabilecek uyuşmazlıkları azaltır.
Mal paylaşımı davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?
Katılma alacağı ve değer artış payı için zamanaşımı süresi on yıldır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.04.2013 tarihli, E.2013/8-375, K.2013/520 sayılı kararında bu alacaklara TBK m.146’daki on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağını ve sürenin boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağını kabul etmiştir. Boşanmanın fer’î sonuçları için öngörülen TMK m.178’deki bir yıllık süre mal rejimi alacaklarına uygulanmaz.
Zamanaşımı mahkemece kendiliğinden dikkate alınmaz; davalı eşin bu savunmayı süresinde ileri sürmesi gerekir. Buna karşılık TMK m.241’deki üçüncü kişilere karşı dava hakkı için öngörülen bir ve beş yıllık süreler hak düşürücü niteliktedir ve mahkeme bunları kendiliğinden gözetir. Bu iki süre türünün karıştırılması, davanın zamanında açıldığı düşünülürken hakkın kaybedilmesine yol açabilir.
Mal paylaşımı davası ne kadar sürer ve karara nasıl itiraz edilir?
Mal paylaşımı davası, boşanma davasının kesinleşmesine bağlı olduğu için çoğu zaman boşanmadan daha uzun sürer. Süreyi belirleyen başlıca etkenler, boşanma kararının kesinleşme zamanı, tasfiyeye konu malların sayısı, kurumlardan gelen kayıtların beklenmesi, keşif ve bilirkişi incelemesinin tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve kanun yolu aşamalarıdır. Boşanma davasının ne kadar süreceği ile mal rejimi davasının süresi birlikte hesaplanmalıdır.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir (HMK m.345). Bölge adliye mahkemesi kararına karşı da tebliğden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna gidilebilir (HMK m.361). İstinaf ve temyiz yollarının açık olup olmadığı, her yıl yeniden değerlenen parasal sınırlara bağlıdır. Karşı tarafın istinaf dilekçesine karşı katılma yoluyla istinaf başvurusu da mümkündür; ancak bu başvuru da kendi süresine tabidir.
Karar istinaf veya temyiz incelemesinde bozulur ve mahkeme yeniden hüküm kurarsa, değer tespiti ve faizin başlangıcı olan tasfiye tarihi yeni karar tarihine göre belirlenir. Bu nedenle bozmadan sonra değerlerin güncellenmesi için yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması olağandır.
Mal paylaşımı davasında en sık hangi hatalar yapılır?
Mal paylaşımı davalarında hak kaybı çoğunlukla hukuki kuralın yanlış anlaşılmasından değil, usul adımlarının eksik atılmasından doğar. Uygulamada sık görülen hatalar şunlardır:
- Malların dilekçede tek tek gösterilmemesi ve bu nedenle bazı kayıtların hiç araştırılmaması
- Evlilik öncesi ödemelerin, aileden gelen paranın veya miras payının banka kaydıyla desteklenmemesi
- 2002 öncesi evliliklerde iki dönemin ayrı hesaplanmasının istenmemesi
- Bilirkişi raporuna süresinde ve somut gerekçeyle itiraz edilmemesi
- Kısmi davada talep artırımı hakkının rapor kesinleşmeden kullanılması
- Boşanma davası açılmadan önceki devirler için ihtiyati tedbir ve TMK m.229 talebinin geç ileri sürülmesi
- Anlaşmalı boşanma protokolüne mal rejimi hakkında belirsiz bir feragat ifadesi yazılması
Bu hataların önemli bir bölümü, sonradan düzeltilmesi mümkün olmayan süre ve delil kurallarına bağlıdır. Bu nedenle dava açılmadan önce malvarlığı kayıtlarının derlenmesi ve her mal için hangi talebin ileri sürüleceğinin netleştirilmesi gerekir.
Sıkça Sorulan Sorular
Açılabilir. Ancak mahkeme mal rejimi talebini çoğunlukla boşanmadan ayırır ve boşanma kararı kesinleşene kadar tasfiye hakkında hüküm kurmaz; boşanmanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılır.
Tasfiyeye girecek mallar, boşanma davasının açıldığı tarihteki duruma göre belirlenir. Bu malların değeri ise karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değeriyle hesaplanır.
Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Boşanmaya bağlı tasfiyede boşanma davasında yetkili olan mahkeme, ölüm hâlinde ölenin son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (TMK m.214).
Hayır. Mal rejiminin tasfiyesi davası dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir. Eşler adına paylı kayıtlı bir taşınmaz için açılacak ortaklığın giderilmesi davasında ise arabulucuya başvuru zorunludur.
Katılma alacağı ve değer artış payı için on yıldır ve süre boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Zamanaşımını davalı eşin ileri sürmesi gerekir.
31.07.2026’dan sonra açılan davalar kısmi dava olarak açılır. Davacı, tahkikat sona erene kadar bir defaya mahsus olmak üzere talebini artırabilir ve artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden kesilmiş sayılır.
Açabilir. Katılma alacağı için malın edinilmesine katkıda bulunulduğunun ispatı gerekmez; ev işlerini üstlenen eş de diğer eşin evlilik içinde edindiği malların net değerinin yarısını isteyebilir.
Kendiliğinden kaybetmez. Boşanma zina sebebiyle verilmişse hâkim kusurlu eşin katılma payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir; başka sebeplere dayanan boşanmalarda kusur katılma alacağını etkilemez.
Diğer eşin rızası olmadan son bir yıl içinde yapılan karşılıksız kazandırmalar ve katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler edinilmiş mallara eklenir. Borçlu eşin malvarlığı yetmezse üçüncü kişiye karşı da dava açılabilir.
Protokolde mal rejimi açıkça tasfiye edilmemişse açılabilir. Genel nitelikteki “başkaca talebimiz yoktur” ifadesi, Yargıtay kararlarında kural olarak mal rejimi alacaklarından feragat sayılmamaktadır.
İstenebilir. Tasfiyeye konu bir taşınmazın veya aracın devredilme ihtimali varsa, kaydına devir yasağı konulması talep edilebilir; mahkeme kural olarak teminat ister.
Aksine anlaşma yoksa katılma alacağı ve değer artış payına tasfiyenin sona ermesinden, uygulamada karar tarihinden itibaren faiz işletilir. 2002 öncesi döneme ilişkin katkı payı alacağında faiz dava tarihinden başlar.
Avukat Görüşü
Mal paylaşımı davasında sonucu çoğu zaman hukuk kuralının kendisi değil, dosyaya giren kayıtların eksiksizliği belirler. Katılma rejiminin temel kuralı basittir; her eş diğerinin evlilik içinde edindiği net değerin yarısını ister. Bu basit kural, bir evin peşinatının kimin parasıyla ödendiği, kredinin hangi tarihler arasında hangi hesaptan kapatıldığı veya aileden gelen bir havalenin bağış mı borç mu olduğu sorularına geldiğinde teknik bir ispat meselesine dönüşür.
Dava açılmadan önce her malın edinme tarihi, edinme kaynağı ve üzerindeki borçlar ayrı ayrı çıkarılmalıdır. Hangi mal için katılma alacağı, hangisi için değer artış payı istenebileceği bu tabloya göre belirlenir. Boşanma davası açılmadan önceki bir yıl içinde gerçekleşen devirler de bu aşamada tespit edilmelidir; çünkü ihtiyati tedbir ancak mal henüz devredilmemişken etkili olur.
Belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla birlikte talep artırımı artık tek seferlik bir haktır. Bu hakkın bilirkişi raporu kesinleşmeden kullanılması, sonradan ortaya çıkan değer farkının istenmesini zorlaştırır. Bu yüzden davanın ilk dilekçesinden son bilirkişi raporuna kadar her aşama, hesabın hangi tarihe ve hangi değere göre kurulacağı dikkate alınarak planlanmalıdır.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı, mal paylaşımı davası ve mal rejiminin tasfiyesi hakkında genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Her dosyanın sonucu evlilik tarihine, malların edinme kaynağına, delillere ve yargılama sırasındaki usul işlemlerine göre değişir. Bu içerik hukuki danışmanlık yerine geçmez; somut uyuşmazlıklarda dosyaya özgü değerlendirme yapılması gerekir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.