Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma, eşlerden birinin küçük düşürücü bir suç işlemesi ya da toplumun ahlak anlayışıyla bağdaşmayan bir yaşamı sürekli hâle getirmesi yüzünden diğer eşin açtığı boşanma davasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde düzenlenen bu sebebe dayanabilmek için suçun ya da haysiyetsiz yaşamın varlığı yetmez. Bu olgu yüzünden davalı eşle birlikte yaşamanın davacı eşten beklenemeyeceği de ispatlanmalıdır.

Bu sebebi öteki özel boşanma sebeplerinden ayıran en belirgin özellik süredir. Kanun zina ve hayata kast gibi sebeplerde altı aylık ve beş yıllık dava açma süreleri öngörürken TMK m.163’e dayanan davanın her zaman açılabileceğini söyler. Uygulamada dosyaların çoğu ise suçun evlilikten önce mi sonra mı işlendiği, ceza mahkemesi kararının aile mahkemesini bağlayıp bağlamadığı ve davranışın gerçekten sürekli bir yaşam biçimine dönüşüp dönüşmediği sorularında düğümlenir.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma hakkında kısa bilgiler

  • Dayanak TMK m.163’tür. Madde, küçük düşürücü suç işleme ile haysiyetsiz hayat sürmeyi aynı hükümde iki ayrı boşanma sebebi olarak düzenler.
  • İki sebep de nispidir. Olgunun ispatı yanında ortak hayatın davacı eş için çekilmez hâle geldiği de gösterilmelidir.
  • Kanunda dava açma süresi öngörülmemiştir. Davaya hakkı olan eş her zaman dava açabilir.
  • Suçun evlilik birliği devam ederken işlenmiş olması gerekir. Evlenmeden önce işlenen suç bu maddeye dayanak olmaz.
  • Haysiyetsiz hayat için davranışın süreklilik göstermesi aranır. Bir defalık davranış bu maddeyi karşılamaz.
  • Ceza mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş olması şart değildir. Aile mahkemesi suçun işlenip işlenmediğini dosyadaki delillerle kendisi değerlendirir.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma nedir?

Bu boşanma sebebi, eşin evlilik dışındaki kişilere ya da topluma karşı gösterdiği ağır bir ahlaki kusurun evlilik birliğine etkisini düzenler. Türk Medeni Kanunu‘nun 163. maddesi şöyledir:

“Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.”

Maddede iki ayrı boşanma sebebi vardır. Birincisi eşin küçük düşürücü bir suç işlemesi, ikincisi haysiyetsiz bir yaşamı sürdürmesidir. Öğretide bu iki olgunun aynı maddede toplanması, ikisinin de doğrudan diğer eşe yönelmemesine rağmen aile birliğini sarsması ve diğer eşte toplum karşısında utanç duygusu yaratmasıyla açıklanır.

Bu sebep özel, kusura dayalı ve nispi bir boşanma sebebidir. Özel sebeptir, çünkü kanun belirli bir olguyu tanımlamıştır. Kusura dayalıdır, çünkü suçu işleyen ya da haysiyetsiz hayatı süren eşin bu davranışta kusurlu olması gerekir. Nispidir, çünkü olgunun ispatı tek başına boşanma kararı için yeterli sayılmaz ve olgunun ortak hayatı davacı eş için çekilmez hâle getirdiği de gösterilmelidir.

Mülga 743 sayılı Kanun’un 131. maddesi “terzil edici cürüm” işlemeyi mutlak boşanma sebebi sayıyor, çekilmezlik şartını yalnız haysiyetsiz hayat için arıyordu. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu her iki olguyu da nispi sebep hâline getirmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de 24.03.2004 tarihli, E. 2004/2655, K. 2004/3715 sayılı kararında küçük düşürücü suç işlemenin artık mutlak boşanma sebebi olmadığını belirtmiştir.

Hangi suçlar küçük düşürücü suç sayılır?

Kanun küçük düşürücü suçları tek tek saymamıştır. Hâkim, suçun niteliğine, suçu işleyenin amacına ve suçun işleniş biçimine bakarak bu suçu işleyen kişinin toplumdaki ahlak anlayışına göre itibarını yitirip yitirmediğini değerlendirir. Belirleyici olan cezanın ağırlığı değil, fiilin ahlaki niteliğidir.

Anayasa’nın 76. maddesinde milletvekili seçilmeye engel olarak sayılan zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma ve dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar öğretide küçük düşürücü suçlara örnek gösterilir. Bu sayım sınırlı değildir. Yargıtay kasten öldürme, uyuşturucu ticareti, çocuğa yönelik cinsel taciz ve kişiyi teşhir tehdidiyle menfaat sağlama gibi suçları da küçük düşürücü suç saymıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.03.2013 tarihli, E. 2012/19722, K. 2013/6974 sayılı kararında hırsızlık suçundan mahkûm olan eşin işlediği suç küçük düşürücü kabul edilmiş ve TMK m.163’e dayalı davanın kabulü gerektiği belirtilmiştir. Dairenin 23.02.2010 tarihli, E. 2009/1300, K. 2010/3299 sayılı kararında ise yıllardır suç işleyip cezaevine girip çıkan ve son olarak uyuşturucu ticaretinden on iki yıl hapis cezası alan kocanın işlediği suçun, birlikte yaşamayı davacı kadın için çekilmez hâle getirdiği kabul edilmiştir.

Küçük düşürücü suç için kast aranır. Taksirle sebep olunan bir trafik kazası, meşru müdafaa içinde gerçekleşen bir eylem ya da cebir veya tehdit altında işlenen suç, failin itibarını yitirdiği sonucunu doğurmaz. Öğretide siyasi suçların da kural olarak küçük düşürücü sayılmadığı kabul edilir. Suçun bir kez işlenmiş olması yeterlidir; haysiyetsiz hayattan farklı olarak burada süreklilik aranmaz.

Eşe karşı işlenen suç bu maddeye girer mi?

Öğretide TMK m.163, eşin üçüncü kişilere ya da topluma karşı işlediği suçlar için yorumlanır. Eş diğer eşin hayatına kastetmiş ya da ona ağır şiddet uygulamışsa olay TMK m.162 kapsamında değerlendirilir. Bu durumda hayata kast sebebiyle boşanma veya pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma yolu gündeme gelir.

İki madde arasındaki seçim dava açma süresini de değiştirir. TMK m.162’ye dayanan dava, sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde sebebin doğumundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Affeden eşin bu sebebe dayanarak dava açma hakkı da yoktur.

Evlenmeden önce işlenen suç boşanma sebebi olur mu?

Hayır. TMK m.163’e dayanabilmek için suçun evlilik birliği devam ederken işlenmiş olması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.06.2018 tarihli, E. 2016/20524, K. 2018/8173 sayılı kararında tarafların, davalının suç işlediği tarihten sonra evlendikleri anlaşılmış, birlikte yaşamanın davacı için beklenemez hâle gelmesi şartı gerçekleşmediği için boşanma kararı bozulmuştur. Daire aynı görüşü 23.02.2016 tarihli, E. 2015/13025, K. 2016/3369 sayılı kararında da benimsemiştir.

Eşinin suç işlediğini bilerek evlenen kişinin sonradan bu suça dayanarak TMK m.163 davası açamayacağı Yargıtay’ın 20.11.2012 tarihli, E. 2012/7802, K. 2012/27583 sayılı kararında da yer alır. Öğretide, evlenmeden önce işlenen suç bilinmeden evlenilmiş olsa bile bu maddenin uygulanamayacağı görüşü savunulmaktadır.

Evlilikten önce işlenmiş bir suç sonradan öğrenilirse iki yol düşünülebilir. Namus ve onuru hakkında aldatılarak evlenmeye razı olan eş, evlenmenin iptalini isteyebilir (TMK m.150). Bu dava, aldatmanın öğrenildiği tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmeden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır (TMK m.151). Koşulları varsa olaylar, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan bir davada da değerlendirilebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.03.2008 tarihli, E. 2007/5368, K. 2008/2887 sayılı kararında, evlenmeden beş gün önce işlendiği ileri sürülen suç yüzünden evlilikten iki hafta sonra tutuklanan eşe karşı açılan davada TMK m.166/1 uyarınca boşanmaya karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Boşanma için eşin ceza mahkemesinde mahkûm olması şart mı?

Hayır. Suç işleme sebebiyle boşanma davası için eş hakkında kamu davası açılmış ya da mahkûmiyet kararı verilmiş olması aranmaz. Aile mahkemesi, eşin küçük düşürücü bir suç işleyip işlemediğini tanık anlatımları, belgeler, kolluk kayıtları ve ceza davası dosyasındaki delillerle kendisi değerlendirir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 09.01.1995 tarihli, E. 1994/13056, K. 1995/68 sayılı kararında, zimmet suçunu belgeyle doğrulayan eş hakkında ceza takibatı yapılmamış olmasının eylemin niteliğini değiştirmediğini kabul etmiştir. Daire 05.06.2012 tarihli, E. 2011/21093, K. 2012/15178 sayılı kararında da kasten öldürme eylemi davalının ikrarı ve diğer delillerle sabit olduğu için ceza kararının henüz kesinleşmemiş olmasını sonuca etkili görmemiştir.

Ceza mahkemesinin kararı ise yok sayılamaz. Ceza hâkiminin maddi olguyu tespit eden kararı hukuk hâkimini bağlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 19.06.2006 tarihli, E. 2006/9056, K. 2006/9742 sayılı kararında bu ilkeye dayanarak, boşanma davasına konu eylemle ilgili ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ceza yargılaması sürerken açılan boşanma davasında mahkeme ceza davasının sonucunu bekletici mesele yapabilir (HMK m.165). Ceza hâkimi fiilin hiç işlenmediğini ya da davalı eş tarafından işlenmediğini tespit etmişse aile mahkemesi bu olguyu aksi yönde kabul edemez. Delil yetersizliğinden verilen beraat kararı ise fiilin işlenmediğini tespit etmediği için aile mahkemesi dosyadaki diğer delilleri ayrıca değerlendirir.

Mahkûmiyet kararı tek başına boşanma için yeterli mi?

Her zaman değil. TMK m.163 nispi bir boşanma sebebi olduğu için suçun ispatı yanında, bu suç yüzünden ortak hayatın davacı eş için çekilmez hâle geldiği de ortaya konmalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.12.2004 tarihli, E. 2004/13099, K. 2004/14288 sayılı kararına konu dosyada ilk derece mahkemesi, kesinleşme şerhli mahkûmiyet kararı sunulunca başka delil toplamadan boşanmaya karar vermişti. Daire, madde gerekçesine göre çekilmezliğin ayrıca kanıtlanması gerektiğini belirterek davacının delil listesindeki kanıtlar toplanmadan hüküm kurulmasını bozma sebebi saymıştır.

Bazı suçlarda ise çekilmezlik suçun niteliğinden çıkarılır. Yukarıda anılan 05.06.2012 tarihli kararda Daire, kasten öldürme eyleminin niteliği gereği birlikte yaşamayı davacı eş için çekilmez kıldığını kabul etmiştir. Dairenin 19.03.2015 tarihli, E. 2014/20560, K. 2015/4947 sayılı kararında da on iki yaşındaki bir çocuğa cinsel tacizde bulunan eş yönünden, suçun bir kez işlenmiş olmasının ve ayrıca çekilmezlik delili getirilmemesinin davanın reddine gerekçe yapılamayacağı belirtilmiştir.

Öğretide çekilmezliğin suçun türü ve işleniş biçimi, olayın eşlerin çevresinde yarattığı etki, eşlerin sosyal ve ekonomik durumu ile çocukların varlığı birlikte dikkate alınarak belirleneceği kabul edilir. Davacı eş suça katılmışsa, suçtan yararlanmışsa ya da haysiyetsiz yaşamı hoş görmüş, hatta teşvik etmişse ortak hayatın kendisi için çekilmez hâle geldiğini ileri süremez. Eşini böyle bir yaşama yönlendiren kişinin aynı yaşam biçimini gerekçe göstererek TMK m.163’e dayanamayacağı da bu nedenle kabul edilir.

Haysiyetsiz hayat sürme ne demektir?

Haysiyetsiz hayat sürme, toplumun ahlak, namus ve şeref anlayışıyla bağdaşmayan bir yaşam biçiminin benimsenmesi ve bu yaşamın süreklilik gösterecek şekilde sürdürülmesidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.10.1992 tarihli, E. 1992/8579, K. 1992/9036 sayılı kararında kavram iki unsura ayrılmıştır. Birinci unsur toplumca hoş görülmeyen ve ayıplanan davranış, ikinci unsur bu davranışın devamlılık göstererek bir hayat biçimine dönüşmesidir.

Öğretide ve Yargıtay kararlarında haysiyetsiz hayata şu örnekler verilir:

  • genel ev işletmek veya fuhuşa aracılık etmek,
  • para karşılığı cinsel ilişkiyi bir yaşam biçimi hâline getirmek,
  • ayyaşlık, kumarbazlık veya uyuşturucu kullanımını bir yaşam düzenine dönüştürmek,
  • evli olduğu hâlde başka biriyle süregelen bir ilişki yaşamak.

Öğretide davranışın kanuna uygun olmasının sonucu değiştirmediği belirtilir. Yasal izinle işletilen bir yerde sürdürülen faaliyet de toplumun değer yargılarıyla çatışıyorsa haysiyetsiz hayat sürme söz konusu olabilir. Haysiyetsiz hayatın evlenmeden önce başlamış olması da tek başına engel değildir. Belirleyici olan, bu yaşamın evlilik devam ederken de sürmesidir. Evlenmeden önce başlayıp sona ermiş bir yaşam biçimi ise bu maddeyi karşılamaz.

Bir defalık davranış haysiyetsiz hayat sayılır mı?

Hayır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.06.2012 tarihli, E. 2011/22536, K. 2012/17686 sayılı kararında davalı kadının bir başka erkekle telefonda konuşup mesajlaştığı sabit görülmüş ve bu davranışın birlikte yaşamayı davacı için beklenemez hâle getirdiği de kabul edilmiştir. Buna rağmen davranışın sürekliliği olmadığı için TMK m.163 sebebinin oluşmadığı, süreklilik göstermeyen bir davranışın ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması bakımından yeterli olabileceği belirtilmiştir.

Daire, eşin başka kişilerle telefonda ve sanal ortamda çok sayıda görüşme yapmasını da haysiyetsiz hayatın kabulü için yeterli görmemiş, bu davranışları sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak genel boşanma sebebi içinde değerlendirmiştir (Yargıtay 2. HD, 03.07.2014, E. 2014/3225, K. 2014/15341). Bir defalık cinsel ilişki ise haysiyetsiz hayat değildir; şartları varsa aldatma sebebiyle boşanma davası konusudur.

Ayırt etme gücü olmayan eşe karşı bu sebebe dayanılabilir mi?

Hayır. TMK m.163 kusura dayalı bir sebep olduğu için ayırt etme gücü bulunmayan eşin davranışları bu maddeye dayanak yapılamaz. Davranışların altında ayırt etme gücünü ortadan kaldıran bir akıl hastalığı varsa akıl hastalığı sebebiyle boşanma yolunun şartları ayrıca incelenmelidir.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası ne zaman açılabilir?

Bu dava için kanunda hak düşürücü bir süre yoktur. Kanun koyucu zina ile hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebeplerinde altı aylık ve beş yıllık süreler koyarken (TMK m.161 ve m.162), TMK m.163’te davanın her zaman açılabileceğini açıkça belirtmiştir.

Sürenin olmaması davanın sonuçsuz biçimde ertelenebileceği anlamına gelmez. Mülga 743 sayılı Kanun döneminde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.11.1975 tarihli, E. 1975/6652, K. 1975/8464 sayılı kararında, boşanma hakkının geç kullanılmasının ve eşlerin bir süre birlikte yaşamış olmasının tek başına davanın reddi için sebep sayılmayacağı kabul edilmiştir. Öğretide ise suçun öğrenilmesinden ya da haysiyetsiz yaşamın sona ermesinden yıllar sonra açılan davada ortak hayatın gerçekten çekilmez hâle gelip gelmediğinin sorgulanacağı belirtilir. Böyle bir davada ret sebebi sürenin geçmesi değil, çekilmezlik şartının ispatlanamamasıdır.

Affetmek dava hakkını ortadan kaldırır mı?

TMK m.161/3 ve m.162/3 affeden eşin dava hakkının bulunmadığını açıkça düzenler. TMK m.163’te ise böyle bir hüküm yoktur. Öğretide eşini affeden ya da davranışını hoş gören eşin, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini artık ileri süremeyeceği kabul edilir. Bu nedenle af burada dava hakkını doğrudan düşüren bir sebep olarak değil, çekilmezlik şartını ortadan kaldıran bir olgu olarak sonuç doğurur. Affın diğer boşanma sebeplerindeki etkisi boşanma davalarında af sayfasında anlatılmıştır.

TMK m.163 öteki boşanma sebeplerinden nasıl ayrılır?

Olaylar çoğu zaman birden fazla boşanma sebebine temas eder. Hangi sebebe dayanılacağı ispat edilecek olguyu, dava açma süresini ve mahkemenin çekilmezliği ayrıca arayıp aramayacağını değiştirir.

Boşanma sebebiOlgunun niteliğiÇekilmezlik ayrıca ispatlanır mı?Dava açma süresi
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m.163)Eşin üçüncü kişilere veya topluma karşı küçük düşürücü suç işlemesi ya da süregelen haysiyetsiz yaşamıEvetSüre yoktur
Zina (TMK m.161)Eşin evlilik dışı cinsel ilişkiye girmesiHayırÖğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde beş yıl
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m.162)Eşin diğer eşe yönelik ağır eylemiHayırÖğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde beş yıl
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m.166/1)Ortak hayatı sarsan her türlü olayEvet, ortak hayatın sürdürülmesinin beklenemeyeceği ispatlanırSüre yoktur

Dilekçede TMK m.163 ile genel boşanma sebebine birlikte dayanılabilir mi?

Evet. Suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme aynı zamanda evlilik birliğini sarsan bir olaydır. Davacı yalnız TMK m.163’e, yalnız TMK m.166/1’e ya da ikisine birlikte dayanabilir. Uygulamada dilekçe çoğunlukla terditli kurulur. Davacı önce TMK m.163’e göre boşanmayı ister, bu sebep ispatlanamazsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle karar verilmesini talep eder.

Terditli davada mahkeme önce özel sebebi incelemek ve bu istem hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar vermek zorundadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 12.09.2018 tarihli, E. 2016/21384, K. 2018/9114 sayılı kararında, genel sebebe ilişkin istemi reddedip TMK m.163 istemi hakkında hüküm kurmayan mahkeme kararını bu nedenle bozmuştur. Özel sebebin öncelikle incelenmesi gerektiği Dairenin 29.06.2010 tarihli, E. 2009/8440, K. 2010/12941 sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Davacı yalnız genel sebebe dayanmışsa mahkeme kendiliğinden TMK m.163’e göre boşanma kararı veremez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli, E. 2015/5259, K. 2015/22026 sayılı kararında, dilekçede yalnız evlilik birliğinin sarsılmasına dayanılmışken suç işleme sebebiyle verilen boşanma kararı bozulmuştur. Bu nedenle olayların hangi sebep altında ileri sürüleceği dava açılırken açıkça belirlenmelidir.

TMK m.163’e dayanan dava çekişmeli boşanma davası olarak görülür. Dava aile mahkemesinde açılır ve yetkili mahkeme TMK m.168’e göre belirlenir. Dilekçenin içeriği ve yargılamanın genel işleyişi boşanma davası sayfasında anlatılmıştır.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nasıl ispatlanır?

İspat yükü davacı eştedir. Davacı hem suçun ya da haysiyetsiz yaşamın varlığını hem de bu olgu yüzünden ortak hayatın kendisi için çekilmez hâle geldiğini kanıtlamalıdır. Suç işleme iddiasında en güçlü delil çoğu zaman soruşturma veya kovuşturma dosyasıdır. Davacı bu dosyanın getirtilmesini ister; iddianame, ifade tutanakları, bilirkişi raporları ve varsa ceza kararı aile mahkemesine bu yolla gelir.

Haysiyetsiz hayat iddiasında ise sürekliliği gösteren deliller belirleyicidir. Davranışı farklı tarihlerde gören tanıkların anlatımları, kolluk tutanakları ve yazışmalar birlikte değerlendirilir. Tek bir olayı anlatan tanık, bir yaşam biçimini ispatlamaya çoğu zaman yetmez.

Deliller hukuka uygun yolla elde edilmiş olmalıdır. Eşin telefonuna izinsiz girilerek alınan yazışmalar gibi deliller hükme esas alınmayabilir. Bu konudaki bir Yargıtay kararı telefon şifresi kırılarak elde edilen mesajlar sayfasında incelenmiştir.

Cezaevindeki eşe karşı boşanma davası nasıl yürütülür?

Küçük düşürücü suç işleyen eş, davanın açıldığı tarihte çoğu zaman cezaevindedir. Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya hükümlü olan ergin TMK m.407 uyarınca kısıtlanır ve kendisine vasi atanır. Cezanın infazını yürüten makam, infazın başladığını vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür. Tutuklu olan, yani hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan eş bu madde kapsamında kısıtlanmaz.

Davalı eş bu şekilde kısıtlanmışsa dava vasinin katılımıyla yürütülür ve tebligatlar vasiye yapılır. Taraf ve dava ehliyeti dava şartı olduğundan, vasi davaya katılmadan verilen karar bozma sebebi oluşturur (HMK m.114/1-d). Hükümlü eşe davacı eşin kendisi vasi olarak atanmışsa iki eşin menfaati çatışır. Bu durumda davalı eşi temsil etmek üzere ayrıca kayyım atanması gerekir (TMK m.426).

Bu sebeple boşanmada tazminat, nafaka ve velayet nasıl belirlenir?

Suç işleyen ya da haysiyetsiz hayat süren eş, boşanmaya yol açan olaylarda kusurlu kabul edilir. Kusurun ağırlığı ise boşanmanın mali sonuçlarını doğrudan etkiler. Hangi davranışların kusur olarak görüldüğü boşanmada kusur sayılan davranışlar sayfasında örnekleriyle anlatılmıştır.

Mevcut veya beklenen menfaati boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu eşten uygun bir maddi tazminat isteyebilir (TMK m.174/1). Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş ise manevi tazminat isteyebilir (TMK m.174/2). Manevi tazminatta, suçun veya haysiyetsiz yaşamın davacı eşin kişilik hakkına saldırı niteliği taşıyıp taşımadığı ayrıca incelenir. Tazminat talepleri mahkemece kendiliğinden ele alınmaz, dilekçede açıkça istenmelidir. Şartları boşanmada maddi ve manevi tazminat sayfasında ele alınmıştır.

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer eşten süresiz olarak yoksulluk nafakası isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (TMK m.175). Bu nafaka da talebe bağlıdır. Nafaka türleri ve şartları ayrı bir sayfada anlatılmıştır.

Haysiyetsiz hayat sürmenin boşanmadan sonra da bir sonucu vardır. Yoksulluk nafakası alan eş haysiyetsiz hayat sürerse nafaka borçlusu mahkemeden nafakanın kaldırılmasını isteyebilir (TMK m.176/3). Bu talep boşanma davasından ayrı bir davayla ileri sürülür ve nafakanın kaldırılması davası sayfasında anlatılmıştır.

Velayet düzenlenirken belirleyici ölçüt çocuğun üstün yararıdır ve hâkim çocuğa ilişkin düzenlemeyi talep olmasa da kendiliğinden yapar (TMK m.182). Ebeveynin işlediği suçun türü, cezaevinde bulunması ya da sürdürdüğü yaşamın çocuğun bakım ve gelişimine etkisi bu değerlendirmede dikkate alınabilir. Suç işlemiş olmak ise velayetin kime verileceğini kendiliğinden belirlemez. Velayet kararında aranan ölçütler velayet davası sayfasında anlatılmıştır.

Yargıtay bu davalarda hangi ölçütleri uyguluyor?

Yargıtay kararlarında bu davalar üç soru üzerinden incelenir. Olgunun evlilik devam ederken gerçekleşip gerçekleşmediği, kanunun aradığı niteliği taşıyıp taşımadığı ve ortak hayatı davacı eş için çekilmez kılıp kılmadığı ayrı ayrı değerlendirilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 21.04.2014 tarihli, E. 2013/25910, K. 2014/9380 sayılı kararında, kasten öldürme suçundan yirmi beş yıl hapis cezası alan ve suç tarihinden beri eşinden ayrı yaşayan koca yönünden işlenen suçun davacı kadın için birlikte yaşamayı çekilmez hâle getirdiğini kabul ederek davanın reddini bozmuştur.

Daire 09.11.2009 tarihli, E. 2009/16450, K. 2009/19112 sayılı kararında, başka bir kişinin kimliğini kullandığı için resmî belgede sahtecilikten mahkûm olan ve bu kimlikle bir süre başka kişilerle evlilik dışı birlikte yaşayan eşin haysiyetsiz hayat sürdüğünü kabul etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu 05.10.1984 tarihli, E. 1982/2-814, K. 1984/791 sayılı kararında evli kadının başka bir erkekle sürekli ilişki kurmasını haysiyetsiz hayat sürme saymış ve bu kavramın toplumun değer yargılarına göre değiştiğini belirtmiştir. Süreklilik için birden fazla kişiyle ilişki aranmaz; tek bir kişiyle süren ilişki de bu niteliği taşıyabilir. Güncel kararlar Yargıtay Karar Arama sisteminden incelenebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Hayır. TMK m.163 bakımından belirleyici olan cezaevinde bulunmak değil, işlenen suçun küçük düşürücü niteliği ve bu suçun ortak hayatı çekilmez kılmasıdır. Suç bu nitelikte değilse, uzun süreli ayrılığın evlilik birliğini temelinden sarsıp sarsmadığı TMK m.166/1 kapsamında değerlendirilebilir.

Evet. Şikâyetten vazgeçilmesi veya kamu davasının düşmesi eylemin işlendiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Aile mahkemesi suçun işlenip işlenmediğini ve küçük düşürücü olup olmadığını kendisi değerlendirir.

Hayır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanık hakkında hukuki sonuç doğuran bir mahkûmiyet sayılmaz. Ancak TMK m.163 için mahkûmiyet şartı da aranmaz. Aile mahkemesi eylemin işlenip işlenmediğini ceza dosyasındaki delillerle birlikte değerlendirir.

Hayır. Bu sebebe dayanma hakkı diğer eşe aittir. Kusurlu eş ancak evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek dava açabilir. Bu davada kusuru daha ağır olan davacıya karşı davalının itiraz hakkı vardır (TMK m.166/2).

Hayır. Dava şartı arabuluculuğu düzenleyen kanun hükümleri boşanma davalarını kapsamaz. Dava doğrudan aile mahkemesinde açılır.

Hayır. Ceza mahkemesi suçun işlenip işlenmediğine ceza muhakemesi kurallarına göre kendisi karar verir. Aile mahkemesinin boşanma kararındaki kabuller ceza hâkimini bağlamaz.

Avukat görüşü

Bu sebebe dayanan dosyalarda en sık karşılaşılan hata, eş hakkında ceza davası bulunmasını boşanma için yeterli görmektir. Mahkûmiyet kararı güçlü bir delildir, ancak dava çoğu zaman suçun evlilikten sonra işlenip işlenmediği ve suçun ortak hayata etkisinin dilekçede nasıl anlatıldığı üzerinden sonuçlanır. Dilekçede suçun ne zaman öğrenildiği, öğrenildikten sonra eşlerin birlikte yaşayıp yaşamadığı ve davacının çevresinde ne tür sonuçlar doğduğu somut olarak yazılmalıdır.

Haysiyetsiz hayat iddiasında ise dosyanın sonucunu süreklilik belirler. Tek bir olayı gösteren güçlü bir delil TMK m.163 için yetersiz kalırken genel boşanma sebebi için yeterli olabilir. Davalı eş cezaevindeyse, dava açılmadan önce hakkında kısıtlama kararı verilip verilmediğinin ve vasisinin kim olduğunun öğrenilmesi, taraf teşkili eksikliği yüzünden kararın aylar sonra bozulmasının önüne geçer.

Bilgilendirme notu

Bu sayfa suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma hakkında genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Her dosyada olaylar, deliller ve ceza yargılamasının durumu farklı olduğundan burada yer alan açıklamalar somut bir dosya için hukuki görüş yerine geçmez.

Son Güncelleme 02.10.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Yukarı Çık