Reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden sonra ayrı yaşayan eşler ve fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası

Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma Davası Nedir? Bir Yıllık Süre Nasıl Hesaplanır?

Fiili ayrılık sebebiyle boşanma, daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmesinden ve bu ret kararının kesinleşmesinden sonra eşlerin ortak hayatı yeniden kuramaması hâlinde açılan boşanma davasıdır. Ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmiş ve ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır.

Bu dava türünü diğer boşanma davalarından ayıran nokta, kimin haklı kimin haksız olduğunun yeniden tartışılmamasıdır. Davacı, eşinin kusurlu davranışlarını ispat etmek zorunda değildir; aşağıda açıklanan üç şartın gerçekleştiğini göstermesi yeterlidir.

Bekleme süresi 27 Kasım 2024 tarihine kadar üç yıldı. Bu tarihte yürürlüğe giren 7532 sayılı Kanunla süre bir yıla indirilmiştir.

Fiili ayrılık sebebiyle boşanmanın kanuni dayanağı nedir?

Davanın dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasıdır. Fıkranın yürürlükteki metni şöyledir:

“Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”

Kanun, şartlar gerçekleştiğinde evlilik birliğinin temelden sarsılmış “sayılır” demektedir. Bu, hâkimin ayrıca bir sarsılma araştırması yapmadığı anlamına gelir. Buna karşılık aynı cümle boşanma kararının kendiliğinden doğmadığını da gösterir, çünkü karar “eşlerden birinin istemi üzerine” verilir.

Maddenin ilk üç fıkrası farklı durumları düzenler. Birinci fıkra evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan genel boşanma davasını, ikinci fıkra bu davada davacının kusuru daha ağırsa davalıya tanınan itiraz hakkını, üçüncü fıkra ise anlaşmalı boşanma hâlini düzenler. Dördüncü fıkra bunlardan bağımsız, kendine özgü şartları olan ayrı bir boşanma sebebidir.

Bekleme süresi neden üç yıldan bir yıla indirildi?

Değişiklik iki aşamada gerçekleşmiştir. Önce Anayasa Mahkemesi üç yıllık süreyi öngören fıkrayı iptal etmiş, ardından yasama organı fıkrayı yeniden düzenlemiştir.

Anayasa Mahkemesi 22 Şubat 2024 tarihli, E.2023/116 ve K.2024/56 sayılı kararıyla fıkrayı iptal etmiştir. Karar 19 Nisan 2024 tarihli ve 32522 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Mahkeme, üç yıllık bekleme süresini özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak görmüş ve kuralı Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmuştur. İptal hükmünün, doğacak hukuki boşluk nedeniyle Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Kararın tam metnine Anayasa Mahkemesi Norm Kararları Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.

İptal hükmü yürürlüğe girmeden önce yasama organı devreye girmiştir. 7532 sayılı Kanunun 13. maddesiyle dördüncü fıkra yeniden yazılmış ve süre bir yıla indirilmiştir. Kanun 27 Kasım 2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece fıkra hiç uygulanamaz hâle gelmeden yeni metniyle yürürlükte kalmıştır. Anayasa Mahkemesi 12 Şubat 2026 tarihinde, bir yıllık süreyi öngören yeni kurala yönelik itiraz başvurusunu da reddetmiş ve kuralı Anayasa’ya aykırı bulmamıştır.

Değişiklik yalnızca süreye ilişkindir. Davanın diğer şartları, ispat yükü, kusurun hangi taleplerde inceleneceği ve hâkimin yetkisi konusunda bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle üç yıllık süre döneminde verilmiş Yargıtay kararlarının süre dışındaki tespitleri güncelliğini korumaktadır.

Fiili ayrılık sebebiyle boşanmanın şartları nelerdir?

Davanın kabul edilebilmesi için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şartlardan birinin eksik olması davanın reddine yol açar.

  1. Boşanma sebeplerinden herhangi birine dayanılarak açılmış bir davanın reddedilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması
  2. Ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmiş olması
  3. Bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamamış olması

Kanun, önceki davanın hangi boşanma sebebine dayandığı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme, terk, akıl hastalığı ya da evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılmış bir dava bu şartı karşılar. Aranan, davanın hangi sebebe dayandığı değil, reddedilmiş olmasıdır.

Şartların gerçekleşip gerçekleşmediği dava tarihine göre belirlenir. Bir yıllık süre dava açıldığı anda dolmamışsa, yargılama sırasında dolması davayı kurtarmaz. Bu durumdaki dava reddedilir ve süre dolduktan sonra yeniden dava açılması gerekir.

Önceki davanın hangi kararla sonuçlanmış olması gerekir?

Kanun “davanın reddine karar verilmesi” şartını aramaktadır. Aranan, boşanma talebini sonuçlandıran ve kesinleşen bir ret kararıdır. Boşanma talebi hakkında bir karar vermeyen, yargılamanın başka bir mahkemede veya yeniden görülmesine yol açan kararlar bu şartı karşılamaz.

Görevsizlik, yetkisizlik ve davanın açılmamış sayılması kararları boşanma talebini reddetmez; dosya ya başka bir mahkemede görülmeye devam eder ya da dava yeniden açılabilir. Bu kararlar üzerine bir yıllık sürenin işlemeye başladığı düşüncesi, uygulamada hak kaybına yol açan hatalardan biridir.

Boşanma talebinin esastan reddedilmesi yeterlidir; ret kararının hangi gerekçeye dayandığı sonucu değiştirmez. Boşanma sebebinin ispat edilememesi, kusurun yeterli ağırlıkta bulunmaması veya davacının tam kusurlu kabul edilmesi nedeniyle verilen ret kararlarının hepsi bu fıkranın uygulanmasına dayanak olur. Mahkemelerin boşanma davasını hangi hâllerde reddettiği, boşanma davasının reddi sebeplerini anlatan yazıda ayrıca incelenmiştir.

Bir yıllık süre ne zaman başlar?

Süre, mahkemenin karar verdiği tarihten değil, ret kararının kesinleştiği tarihten başlar. Kanun metni “kararın kesinleştiği tarihten başlayarak” ifadesini kullandığından bu konuda tereddüt bulunmamaktadır.

Karar tarihi ile kesinleşme tarihi arasında çoğu zaman aylarca süre bulunur. Kararın taraflara tebliğ edilmesi, istinaf ve temyiz sürelerinin dolması ya da kanun yolu incelemesinin tamamlanması gerekir. Kesinleşme şerhi dosyaya bu aşamalar tamamlandıktan sonra işlenir. İstinaf süresinin kaçırılmasının kesinleşme üzerindeki etkisine ilişkin somut bir örnek katılma yoluyla istinaf süresine ilişkin Yargıtay kararı incelemesinde ele alınmaktadır.

Kesinleşmenin usulüne uygun gerçekleşmiş olması da aranır. Tebligatın usulsüz yapıldığı hâllerde karar kesinleşmiş sayılmaz; bu durumda bir yıllık süre hiç işlemeye başlamamıştır.

Bir yıllık süre daha önce kesinleşmiş ret kararlarına da uygulanır mı?

7532 sayılı Kanunda bu konuda ayrı bir geçiş hükmü yer almamaktadır. Kanun yayımı tarihinde, yani 27 Kasım 2024’te yürürlüğe girmiştir.

Geçiş hükmü bulunmadığında dava, açıldığı tarihte yürürlükte olan hükme göre değerlendirilir. Buna göre ret kararı 27 Kasım 2024’ten önce kesinleşmiş olsa bile, dava bu tarihten sonra açılıyorsa aranan süre bir yıldır. Üç yıllık sürenin dolmasının beklenmesi gerekmez.

Bu çalışmanın hazırlandığı tarih itibarıyla konuya ilişkin yerleşik bir Yargıtay uygulamasının oluştuğu söylenemez. Değişiklik yenidir ve kanun yolu incelemesinden geçmiş dosya sayısı sınırlıdır. Bu nedenle yukarıdaki değerlendirme, kanunun yürürlük hükmünden çıkan sonuç olarak okunmalıdır.

Ortak hayatın yeniden kurulması ne demektir?

Ortak hayatın yeniden kurulması, eşlerin evlilik birliğinin kendilerine tanıdığı hakları kullanmak ve yüklediği görevleri yerine getirmek üzere bir araya gelmesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.02.2019 tarihli, 2017/2-1286 E. ve 2019/142 K. sayılı kararında ölçütü bu şekilde belirlemiştir. Kararlara Yargıtay Karar Arama üzerinden ulaşılabilir.

Ölçüt fiziksel bir yakınlık değil, iradedir. Eşlerin aynı mekânda bulunması tek başına ortak hayatın kurulduğunu göstermez; mahkeme, evliliği sürdürme amacıyla bir araya gelinip gelinmediğine bakar. Kanun “her ne sebeple olursa olsun” ifadesini kullandığından, ortak hayatın hangi tarafın tutumu yüzünden kurulamadığı da araştırılmaz.

Sürenin kesintisiz olması aranır. Eşler bir yıl içinde evlilik birliğini sürdürme iradesiyle bir araya gelmiş ve sonra yeniden ayrılmışsa süre baştan işlemeye başlar. Bu durumda yeni bir dava için tekrar bir yıl beklenmesi gerekir.

Hangi görüşmeler ortak hayatın yeniden kurulması sayılmaz?

Evliliği sürdürme amacı taşımayan temaslar ortak hayatın kurulması sayılmaz. Eşlerin hayatın olağan akışı içinde karşılaşması ya da zorunlu nedenlerle iletişim kurması sürenin kesilmesi sonucunu doğurmaz.

  • Çocukla kişisel ilişki kurulması sırasında yapılan teslim ve alma görüşmeleri
  • Çocuğun okulu, sağlığı veya bakımı nedeniyle kurulan iletişim
  • Cenaze, hastalık ve benzeri zorunlu hâllerde bir araya gelinmesi
  • Devam eden nafaka, icra ve ceza dosyaları nedeniyle yapılan görüşmeler
  • Mal paylaşımı ya da ortak borçların düzenlenmesi amacıyla yapılan temaslar

Buna karşılık eşlerin yeniden aynı konutta yaşamaya başlaması, ortak bir ev kurması ya da evlilik birliğini sürdürdüklerini gösteren düzenli bir yaşam düzeni oluşturması ortak hayatın yeniden kurulduğuna işaret eder. Böyle bir durumda davanın reddi gündeme gelir.

Barışma iradesinin gösterilmesi ayrı bir sonuç daha doğurabilir. Eşin önceki davaya konu davranışlarının affedilmesi, o davranışların sonraki davada kusur olarak ileri sürülmesini engeller. Affetmenin davaya ve kusur değerlendirmesine etkisi için boşanma davalarında af konusundaki açıklamalara bakılabilir.

Davayı hangi eş açabilir?

Kanun “eşlerden birinin istemi üzerine” ifadesini kullandığından davayı her iki eş de açabilir. Önceki davayı kimin açtığının ve kimin kaybettiğinin bir önemi yoktur.

Önceki davası reddedilen eş, davasını kaybettiği için yeni bir dava hakkını yitirmiş değildir. Aynı şekilde önceki davada davalı olan ve boşanmak istemediğini söyleyen eş de şartlar gerçekleştiğinde bu davayı açabilir.

Davanın açılması bir zorunluluk değildir; taraflar dava açmadığı sürece evlilik devam eder. Dava açma hakkı için kanunda bir üst süre de öngörülmemiştir.

Şartlar gerçekleşince hâkim boşanmaya karar vermek zorunda mıdır?

Evet. Kanun “boşanmaya karar verilir” diyerek hâkime bir takdir alanı bırakmamıştır. Üç şartın gerçekleştiği tespit edildiğinde boşanma kararı verilir.

Bu yönüyle fıkra, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan genel boşanma davasından ayrılır. Genel sebebe dayanan davada hâkim, ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini değerlendirir ve davalının daha az kusurlu olması hâlinde itiraz hakkını dikkate alabilir. Dördüncü fıkraya dayanan davada ise böyle bir değerlendirme yapılmaz.

Hâkimin takdir yetkisinin bulunmaması, davanın kendiliğinden kabul edileceği anlamına gelmez. Şartların gerçekleştiğinin ispatlanması gerekir. İspat edilemeyen bir şart karşısında hâkimin takdir yoluyla davayı kabul etmesi de mümkün değildir.

İspat yükü kimdedir ve hangi deliller kullanılır?

İspat yükü davacıdadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda anılan kararında, davacının önceki davanın reddedildiğini, kararın kesinleştiğini ve kesinleşmeden sonra ortak hayatın yeniden kurulmadığını ispat etmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir.

İlk iki şart belge ile ispatlanır. Kesinleşme şerhi işlenmiş ret kararının ve tebligat evrakının dosyaya sunulması yeterlidir. Asıl güçlük üçüncü şartın ispatındadır. Ortak hayatın kurulmamış olması olumsuz bir olgudur ve doğrudan belgeyle gösterilmesi çoğu zaman mümkün olmaz.

Hukuk Genel Kurulu kararında bu olgunun tanık anlatımları, zabıta araştırması ile nafaka, icra ve ceza dosyaları gibi araçlarla ispatlanabileceği belirtilmiştir. Uygulamada başvurulan başlıca deliller şunlardır:

  • Tarafların ayrı adreslerde kayıtlı olduğunu gösteren adres kayıt sistemi kayıtları
  • Kira sözleşmeleri ile elektrik, su ve doğal gaz abonelik kayıtları
  • Ayrı yaşanan dönemde devam eden nafaka veya icra dosyaları
  • Komşuların, iş arkadaşlarının ve yakın çevrenin tanıklığı

Tarafların ayrı yaşadığını söylemekle yetinen soyut bir tanık beyanı çoğu zaman yeterli görülmez. Tanığın bu bilgiyi nereden edindiğini, eşlerin hangi tarihten itibaren ayrı olduğunu ve aralarında evliliği sürdürme yönünde bir girişim bulunup bulunmadığını somut olarak aktarması beklenir.

Bu davada kusur araştırılır mı?

Boşanma kararı verilebilmesi için kusur araştırması yapılmaz. Fıkra, boşanmayı tarafların kusuruna değil, ortak hayatın belirli bir süre yeniden kurulamamış olmasına bağlamıştır.

Bunun doğrudan bir sonucu olarak, önceki davası tam kusurlu bulunarak reddedilen eş de bu davayı açabilir ve boşanma kararı alabilir. Kusurlu olmak, dördüncü fıkraya dayanan davada boşanmaya engel değildir.

Kusurun tamamen gündem dışı kaldığı söylenemez. Boşanmanın yanında tazminat veya nafaka isteniyorsa mahkeme, bu fer’î talepler bakımından tarafların kusur durumunu değerlendirir.

Tazminat ve nafaka talepleri nasıl sonuçlanır?

Tazminat ve nafaka talepleri boşanma kararından bağımsız olarak kendi hükümlerine göre incelenir. Boşanmanın dördüncü fıkraya dayanması bu taleplere otomatik bir üstünlük sağlamaz.

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrasına göre maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaati boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eşe, kusurlu eş tarafından ödenir. İkinci fıkradaki manevi tazminat ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşin, kusurlu olan diğer eşten istemde bulunmasına bağlıdır. Önceki davada tam kusurlu bulunan eş boşanma kararı alsa bile, bu kusur durumu devam ettiği sürece kendi lehine tazminata hükmedilmesi beklenmez. Tazminat taleplerinin şartları boşanmada maddi ve manevi tazminat yazısında ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2025 tarihli, 2024/2-762 E. ve 2025/713 K. sayılı kararına konu dosya bu ayrımı açıkça göstermektedir. Tam kusurlu bulunduğu için önceki davası reddedilen erkek eşin dördüncü fıkraya dayanan davası ile kadının birinci fıkraya dayanan karşı davası birlikte kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, önceki davada erkeğe yüklenen ve kesinleşen kusur tespitlerinin kadının kişilik haklarına da saldırı oluşturduğunu kabul etmiş ve kadının manevi tazminat talebinin reddini bozma sebebi saymıştır. Kararın ayrıntıları tedavi sürecinde eşini yalnız bırakmanın manevi tazminat sebebi sayıldığı karar incelemesinde yer almaktadır.

Yoksulluk nafakası 175. maddeye tabidir. Nafaka isteyen eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Kanun kusursuzluk aramadığından eşit kusurlu eş de yoksulluk nafakası isteyebilir. Nafaka yükümlüsü eşin kusurlu olması ise şart değildir. Diğer nafaka türlerinin şartları nafaka türleri rehberinde ayrı ayrı gösterilmiştir.

Çocuklara ilişkin düzenlemeler talebe bağlı değildir. Velayet, çocukla kişisel ilişki ve iştirak nafakası hakkında hâkim, tarafların talebi bulunmasa da karar verir. Bu konularda ölçüt kusur değil, çocuğun üstün yararıdır.

Kusurun hangi davranışlar bakımından nasıl değerlendirildiği ayrı bir konudur ve boşanmada kusur sayılan davranışlar yazısında ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?

Görevli mahkeme aile mahkemesidir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından doğan davaları aile mahkemesine bırakmıştır. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara, anılan kanun kapsamında belirlenen asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.

Yetki Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesinde düzenlenmiştir. Dava, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılır. Görev ve yetki farklı kavramlardır. Görev, davaya hangi tür mahkemenin bakacağını belirler; yetki ise hangi yerdeki mahkemenin bakacağını gösterir.

Yargıtay uygulamasında 168. maddedeki yetki kuralı kesin yetki olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle yetkisizlik, davalı süresinde itiraz etmedikçe mahkemece kendiliğinden dikkate alınmaz. Buna karşılık görev dava şartıdır ve her aşamada gözetilir.

Dava dilekçesinin hazırlanması, delillerin bildirilmesi ve yargılamanın işleyişi bakımından süreç diğer boşanma davalarıyla aynıdır. Bu aşamalar boşanma davası açma sürecinin temel aşamaları başlıklı yazıda açıklanmaktadır.

Mal rejimi hangi tarihte sona erer?

Mal rejimi, boşanma kararının kesinleşmesiyle değil, kabul edilen boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesi, mahkemece boşanmaya karar verilmesi hâlinde mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceğini düzenler.

Fiili ayrılık sebebiyle açılan davalarda bu kural özel bir sonuç doğurur. Esas alınan tarih, reddedilen önceki davanın açıldığı tarih değil, boşanma kararı verilen yeni davanın açıldığı tarihtir. Önceki dava reddedildiğinden mal rejimini sona erdirmemiştir. Bu nedenle eşlerin ayrı yaşadığı dönemde edinilen ve edinilmiş mal niteliği taşıyan değerler de tasfiye kapsamına girer.

Tasfiyenin nasıl yapıldığı ve hangi malların kapsama girdiği yasal mal rejimi açıklanırken ayrıntılı olarak gösterilmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Evet. Evlilik en az bir yıl sürmüşse, davalı eş davayı kabul eder ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda anlaşmaya varılırsa, hâkim eşleri bizzat dinleyip düzenlemeyi uygun bulduğunda Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca boşanmaya karar verebilir.

Hayır. Boşanma davaları için dava şartı olarak arabuluculuk öngörülmemiştir; dava doğrudan aile mahkemesinde açılır.

Avukat Görüşü

Fiili ayrılık sebebiyle açılan davalarda uyuşmazlık çoğunlukla evliliğin sürüp sürmeyeceği noktasında değil, tarih hesabında düğümlenmektedir. Dosyalarda en sık karşılaşılan durumda taraf, ret kararının verildiği duruşma tarihini esas alarak bir yılı doldurduğunu düşünmekte, oysa karar aylar sonra kesinleşmiş olmaktadır. Bu nedenle dava açılmadan önce yapılması gereken ilk iş, önceki dosyadan kesinleşme şerhini ve tebligat parçalarını temin edip kesinleşmenin usulüne uygun gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektir.

Sürenin bir yıla inmesi davayı hızlandırmış olsa da ret kararından sonraki kısa bir barışma girişimi süreyi yine baştan başlatır. Eşler bu dönemde çocuk, hastalık veya ortak borç nedeniyle sık görüşüyorsa, bu temasların evliliği sürdürme amacı taşımadığını gösteren yazışma ve tanıkların baştan belirlenmesi dosyayı güçlendirir. Davanın açılacağı tarih de bu temasların niteliği dikkate alınarak seçilmelidir.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Fiili ayrılık sebebiyle boşanmaya ilişkin sonuçlar; önceki davanın türü ve sonucu, ret kararının kesinleşme tarihi, taraflar arasındaki temasların niteliği, delil durumu ve talep edilen fer’î istemlere göre değişebilir.

Her uyuşmazlık kendi olayları ve delilleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Somut dosyanız bakımından bir avukattan hukuki destek almanız yerinde olacaktır.

Son Güncelleme 29.09.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Yukarı Çık