Fiili ayrılık sebebiyle boşanma, daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmesinden ve bu ret kararının kesinleşmesinden sonra eşlerin ortak hayatı yeniden kuramaması hâlinde açılan boşanma davasıdır. Dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasıdır. Bu fıkraya göre ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmiş ve her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır.
Bu dava türünü diğer boşanma davalarından ayıran nokta, kimin haklı kimin haksız olduğunun yeniden tartışılmamasıdır. Davacı, eşinin kusurlu davranışlarını ispat etmek zorunda değildir. İspatlaması gereken üç olgu vardır: reddedilen bir boşanma davasının bulunması, ret kararının kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmiş olması ve bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulmamış olması.
Bekleme süresi 27 Kasım 2024 tarihine kadar üç yıldı. Bu tarihte yürürlüğe giren 7532 sayılı Kanunla süre bir yıla indirilmiştir. Aşağıda davanın şartları, sürenin nasıl hesaplandığı, ortak hayatın yeniden kurulması ölçütü, ispat yükü ve kusurun tazminat ile nafaka talepleri bakımından doğurduğu sonuçlar ele alınmaktadır.
İçindekiler
Fiili ayrılık sebebiyle boşanmanın kanuni dayanağı nedir?
Davanın dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasıdır. Fıkranın yürürlükteki metni şöyledir:
“Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”
Fıkranın kuruluşu dikkatle okunmalıdır. Kanun, şartlar gerçekleştiğinde evlilik birliğinin temelden sarsılmış “sayılacağını” söylemektedir. Bu, hâkimin ayrıca bir sarsılma araştırması yapmadığı anlamına gelir. Buna karşılık aynı cümle boşanma kararının kendiliğinden doğmadığını da gösterir, çünkü karar “eşlerden birinin istemi üzerine” verilir. Şartların gerçekleşmesi tek başına evliliği sona erdirmez, dava açılması gerekir.
Maddenin ilk üç fıkrası farklı durumları düzenler. Birinci fıkra evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan genel boşanma davasını, üçüncü fıkra ise anlaşmalı boşanmayı düzenler. Dördüncü fıkra bunlardan bağımsız, kendine özgü şartları olan ayrı bir boşanma sebebidir.
Bekleme süresi neden üç yıldan bir yıla indirildi?
Değişiklik iki aşamada gerçekleşmiştir. Önce Anayasa Mahkemesi üç yıllık süreyi iptal etmiş, ardından yasama organı fıkrayı yeniden düzenlemiştir.
Anayasa Mahkemesi 22 Şubat 2024 tarihli, E.2023/116 ve K.2024/56 sayılı kararıyla fıkrayı iptal etmiştir. Karar 19 Nisan 2024 tarihli ve 32522 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Mahkeme, üç yıllık bekleme süresini özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak görmüş ve kuralı Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmuştur. İptal hükmünün, doğacak hukuki boşluk nedeniyle Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Kararın tam metnine Anayasa Mahkemesi Norm Kararları Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.
İptal hükmü yürürlüğe girmeden önce yasama organı devreye girmiştir. 7532 sayılı Kanunun 13. maddesiyle dördüncü fıkra yeniden yazılmış ve süre bir yıla indirilmiştir. Kanun 27 Kasım 2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece fıkra hiç uygulanamaz hâle gelmeden yeni metniyle yürürlükte kalmıştır.
Değişiklik yalnızca süreye ilişkindir. Davanın diğer şartları, ispat yükü, kusurun hangi taleplerde inceleneceği ve hâkimin yetkisi konusunda bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle üç yıllık süre döneminde verilmiş Yargıtay kararlarının süre dışındaki tespitleri güncelliğini korumaktadır.
Fiili ayrılık sebebiyle boşanmanın şartları nelerdir?
Davanın kabul edilebilmesi için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şartlardan birinin eksik olması davanın reddine yol açar.
- Boşanma sebeplerinden herhangi birine dayanılarak açılmış bir davanın reddedilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması
- Ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmiş olması
- Bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamamış olması
Kanun, önceki davanın hangi boşanma sebebine dayandığı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme, terk, akıl hastalığı ya da evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılmış bir dava bu şartı karşılar. Belirleyici olan davanın dayandığı sebep değil, reddedilmiş olmasıdır.
Şartların gerçekleşip gerçekleşmediği dava tarihine göre belirlenir. Bir yıllık süre dava açıldığı anda dolmamışsa, yargılama sırasında dolması davayı kurtarmaz. Bu durumdaki dava reddedilir ve süre dolduktan sonra yeniden dava açılması gerekir.
Önceki davanın hangi kararla sonuçlanmış olması gerekir?
Kanun “davanın reddine karar verilmesi” şartını aramaktadır. Aranan, boşanma talebini sonuçlandıran ve kesinleşen bir ret kararıdır. Boşanma talebi hakkında bir karar vermeyen, yargılamanın başka bir mahkemede veya yeniden görülmesine yol açan kararlar bu şartı karşılamaz.
Bu ayrım pratikte önemlidir. Görevsizlik, yetkisizlik ve davanın açılmamış sayılması kararları boşanma talebini reddetmez; dosya ya başka bir mahkemede görülmeye devam eder ya da dava yeniden açılabilir. Bu kararlar üzerine bir yıllık sürenin işlemeye başladığı düşüncesi, uygulamada hak kaybına yol açan hatalardan biridir.
Davanın hangi gerekçeyle reddedildiği ise sonucu değiştirmez. Boşanma sebebinin ispat edilememesi, kusurun yeterli ağırlıkta bulunmaması veya davacının tam kusurlu kabul edilmesi nedeniyle verilen ret kararlarının hepsi bu fıkranın uygulanmasına dayanak olur. Bir boşanma davasının hangi hâllerde reddedildiği boşanma davasının reddi sebepleri başlıklı yazıda ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.
Bir yıllık süre ne zaman başlar?
Süre, mahkemenin karar verdiği tarihten değil, ret kararının kesinleştiği tarihten başlar. Kanun metni “kararın kesinleştiği tarihten başlayarak” ifadesini kullandığından bu konuda tereddüt bulunmamaktadır.
Karar tarihi ile kesinleşme tarihi arasında çoğu zaman aylarca süre bulunur. Kararın taraflara tebliğ edilmesi, istinaf ve temyiz sürelerinin dolması ya da kanun yolu incelemesinin tamamlanması gerekir. Kesinleşme şerhi dosyaya bu aşamalar tamamlandıktan sonra işlenir. İstinaf süresinin kaçırılmasının kesinleşme üzerindeki etkisine ilişkin somut bir örnek katılma yoluyla istinaf süresine ilişkin Yargıtay kararı incelemesinde ele alınmaktadır.
Kesinleşmenin usulüne uygun gerçekleşmiş olması da aranır. Tebligatın usulsüz yapıldığı hâllerde karar kesinleşmiş sayılmaz; bu durumda bir yıllık süre hiç işlemeye başlamamıştır. Dava açılmadan önce önceki dosyanın kesinleşme şerhinin ve tebligat parçalarının incelenmesi bu nedenle önem kazanır.
Sürenin bir gün eksik olması davanın reddi sonucunu doğurur. Kesinleşmenin üzerinden bir yıl dolmadan açılan davada mahkeme, esasa girmeden fıkranın şartlarının oluşmadığını tespit eder.
Bir yıllık süre daha önce kesinleşmiş ret kararlarına da uygulanır mı?
7532 sayılı Kanunda bu konuda ayrı bir geçiş hükmü yer almamaktadır. Kanun yayımı tarihinde, yani 27 Kasım 2024’te yürürlüğe girmiştir.
Geçiş hükmü bulunmadığında dava, açıldığı tarihte yürürlükte olan hükme göre değerlendirilir. Buna göre ret kararı 27 Kasım 2024’ten önce kesinleşmiş olsa bile, dava bu tarihten sonra açılıyorsa aranan süre bir yıldır. Üç yıllık sürenin dolmasının beklenmesi gerekmez.
Bu çalışmanın hazırlandığı tarih itibarıyla konuya ilişkin yerleşik bir Yargıtay uygulamasının oluştuğu söylenemez. Değişiklik yenidir ve kanun yolu incelemesinden geçmiş dosya sayısı sınırlıdır. Bu nedenle yukarıdaki değerlendirme, kanunun yürürlük hükmünden çıkan sonuç olarak okunmalıdır.
Ortak hayatın yeniden kurulması ne demektir?
Ortak hayatın yeniden kurulması, eşlerin evlilik birliğinin kendilerine tanıdığı hakları kullanmak ve yüklediği görevleri yerine getirmek üzere bir araya gelmesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14 Şubat 2019 tarihli E.2017/2-1286 ve K.2019/142 sayılı kararında ölçütü bu şekilde belirlemiştir. Kararlara Yargıtay Karar Arama üzerinden ulaşılabilir.
Ölçüt fiziksel bir yakınlık değil, iradedir. Eşlerin aynı mekânda bulunması tek başına ortak hayatın kurulduğunu göstermez; belirleyici olan evliliği sürdürme amacıyla bir araya gelinip gelinmediğidir. Kanun “her ne sebeple olursa olsun” ifadesini kullandığından, ortak hayatın hangi tarafın tutumu yüzünden kurulamadığı da araştırılmaz.
Sürenin kesintisiz olması aranır. Eşler bir yıl içinde evlilik birliğini sürdürme iradesiyle bir araya gelmiş ve sonra yeniden ayrılmışsa süre baştan işlemeye başlar. Bu durumda yeni bir dava için tekrar bir yıl beklenmesi gerekir.
Hangi görüşmeler ortak hayatın yeniden kurulması sayılmaz?
Evliliği sürdürme amacı taşımayan temaslar ortak hayatın kurulması sayılmaz. Eşlerin hayatın olağan akışı içinde karşılaşması ya da zorunlu nedenlerle iletişim kurması sürenin kesilmesi sonucunu doğurmaz.
- Çocukla kişisel ilişki kurulması sırasında yapılan teslim ve alma görüşmeleri
- Çocuğun okulu, sağlığı veya bakımı nedeniyle kurulan iletişim
- Cenaze, hastalık ve benzeri zorunlu hâllerde bir araya gelinmesi
- Devam eden nafaka, icra ve ceza dosyaları nedeniyle yapılan görüşmeler
- Mal paylaşımı ya da ortak borçların düzenlenmesi amacıyla yapılan temaslar
Buna karşılık eşlerin yeniden aynı konutta yaşamaya başlaması, ortak bir ev kurması ya da evlilik birliğini sürdürdüklerini gösteren düzenli bir yaşam düzeni oluşturması ortak hayatın yeniden kurulduğuna işaret eder. Böyle bir durumda davanın reddi gündeme gelir.
Barışma iradesinin gösterilmesi ayrı bir sonuç daha doğurabilir. Eşin önceki davaya konu davranışlarının affedilmesi, o davranışların sonraki davada kusur olarak ileri sürülmesini engeller. Affetmenin davaya ve kusur değerlendirmesine etkisi boşanma davalarında af başlıklı yazıda ele alınmaktadır.
Davayı hangi eş açabilir?
Kanun “eşlerden birinin istemi üzerine” ifadesini kullandığından davayı her iki eş de açabilir. Önceki davayı kimin açtığının ve kimin kaybettiğinin bir önemi yoktur.
Bu, fıkranın en çok yanlış bilinen yönüdür. Önceki davası reddedilen eş, davasını kaybettiği için yeni bir dava hakkını yitirmiş değildir. Aynı şekilde önceki davada davalı olan ve boşanmak istemediğini söyleyen eş de şartlar gerçekleştiğinde bu davayı açabilir.
Davanın açılması bir zorunluluk değildir. Şartların gerçekleşmesi evliliği kendiliğinden sona erdirmez; taraflar dava açmadığı sürece evlilik devam eder. Dava açma hakkı için kanunda bir üst süre de öngörülmemiştir.
Şartlar gerçekleşince hâkim boşanmaya karar vermek zorunda mıdır?
Evet. Kanun “boşanmaya karar verilir” diyerek hâkime bir takdir alanı bırakmamıştır. Üç şartın gerçekleştiği tespit edildiğinde boşanma kararı verilir.
Bu yönüyle fıkra, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan genel boşanma davasından ayrılır. Genel sebebe dayanan davada hâkim, ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini değerlendirir ve davalının daha az kusurlu olması hâlinde itiraz hakkını dikkate alabilir. Dördüncü fıkraya dayanan davada ise böyle bir değerlendirme yapılmaz.
Hâkimin takdir yetkisinin bulunmaması, davanın kendiliğinden kabul edileceği anlamına gelmez. Şartların gerçekleştiğinin ispatlanması gerekir. İspat edilemeyen bir şart karşısında hâkimin takdir yoluyla davayı kabul etmesi de mümkün değildir.
İspat yükü kimdedir ve hangi deliller kullanılır?
İspat yükü davacıdadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda anılan kararında, davacının önceki davanın reddedildiğini, kararın kesinleştiğini ve kesinleşmeden sonra ortak hayatın yeniden kurulmadığını ispat etmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Karar üç yıllık sürenin uygulandığı dönemde verilmiştir; sürenin kısalması ispat yüküne ilişkin bu tespiti değiştirmez.
İlk iki şart belge ile ispatlanır. Kesinleşme şerhi işlenmiş ret kararının ve tebligat evrakının dosyaya sunulması yeterlidir. Zorlanılan nokta üçüncü şarttır. Ortak hayatın kurulmamış olması olumsuz bir olgudur ve doğrudan belgeyle gösterilmesi çoğu zaman mümkün olmaz.
Hukuk Genel Kurulu kararında bu olgunun tanık anlatımları, zabıta araştırması ile nafaka, icra ve ceza dosyaları gibi araçlarla ispatlanabileceği belirtilmiştir. Uygulamada aşağıdaki deliller de bu amaçla kullanılmaktadır.
- Tarafların ayrı adreslerde kayıtlı olduğunu gösteren adres kayıt sistemi kayıtları
- Kira sözleşmeleri ile elektrik, su ve doğal gaz abonelik kayıtları
- Ayrı yaşanan dönemde devam eden nafaka veya icra dosyaları
- Komşuların, iş arkadaşlarının ve yakın çevrenin tanıklığı
Tanık beyanlarının içeriği sonucu belirler. Tarafların ayrı yaşadığını söylemekle yetinen soyut bir beyan çoğu zaman yeterli görülmez. Tanığın bu bilgiyi nereden edindiğini, eşlerin hangi tarihten itibaren ayrı olduğunu ve aralarında evliliği sürdürme yönünde bir girişim bulunup bulunmadığını somut olarak aktarması beklenir.
Bu davada kusur araştırılır mı?
Boşanma kararı verilebilmesi için kusur araştırması yapılmaz. Fıkra, boşanmayı tarafların kusuruna değil, ortak hayatın belirli bir süre yeniden kurulamamış olmasına bağlamıştır.
Bunun doğrudan bir sonucu olarak, önceki davası tam kusurlu bulunarak reddedilen eş de bu davayı açabilir ve boşanma kararı alabilir. Kusurlu olmak, dördüncü fıkraya dayanan davada boşanmaya engel değildir.
Kusurun tamamen gündem dışı kaldığı söylenemez. Boşanmanın yanında tazminat veya nafaka isteniyorsa, bu talepler kendi şartlarına tabidir ve o şartların içinde kusur yer alır. Bu nedenle uygulamada mahkeme boşanma bakımından kusur incelemesi yapmazken, fer’î talepler bakımından tarafların kusur durumunu değerlendirir.
Tazminat ve nafaka talepleri nasıl sonuçlanır?
Tazminat ve nafaka talepleri boşanma kararından bağımsız olarak kendi hükümlerine göre incelenir. Boşanmanın dördüncü fıkraya dayanması bu taleplere otomatik bir üstünlük sağlamaz.
Maddi ve manevi tazminat Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinde düzenlenmiştir. Tazminat isteyen tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması aranır. Önceki davada tam kusurlu bulunan eş boşanma kararı alsa bile, bu kusur durumu devam ettiği sürece kendi lehine tazminata hükmedilmesi beklenmez. Tazminat taleplerinin şartları boşanmada maddi ve manevi tazminat yazısında ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.
Yoksulluk nafakası 175. maddeye tabidir. Nafaka isteyen eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Kanun kusursuzluk aramadığından eşit kusurlu eş de yoksulluk nafakası isteyebilir. Nafaka türleri ve her birinin kendi şartları nafaka türleri başlıklı rehberde ele alınmaktadır.
Çocuklara ilişkin düzenlemeler talebe bağlı değildir. Velayet, çocukla kişisel ilişki ve iştirak nafakası hakkında hâkim, tarafların talebi bulunmasa da karar verir. Bu konularda ölçüt kusur değil, çocuğun üstün yararıdır.
Kusurun hangi davranışlar bakımından nasıl değerlendirildiği ayrı bir konudur ve boşanmada kusur sayılan davranışlar yazısında ayrıntılı biçimde incelenmektedir.
Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?
Görevli mahkeme aile mahkemesidir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından doğan davaları aile mahkemesine bırakmıştır. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara, anılan kanun kapsamında belirlenen asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.
Yetki Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesinde düzenlenmiştir. Dava, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılır. Görev ve yetki farklı kavramlardır. Görev, davaya hangi tür mahkemenin bakacağını belirler; yetki ise hangi yerdeki mahkemenin bakacağını gösterir.
Yargıtay uygulamasında 168. maddedeki yetki kuralı kesin yetki olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle yetkisizlik, davalı süresinde itiraz etmedikçe mahkemece kendiliğinden dikkate alınmaz. Buna karşılık görev dava şartıdır ve her aşamada gözetilir.
Dava dilekçesinin hazırlanması, delillerin bildirilmesi ve yargılamanın işleyişi bakımından süreç diğer boşanma davalarıyla aynıdır. Bu aşamalar boşanma davası açma sürecinin temel aşamaları başlıklı yazıda açıklanmaktadır.
Mal rejimi hangi tarihte sona erer?
Mal rejimi, boşanma kararının kesinleşmesiyle değil, kabul edilen boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesi, mahkemece boşanmaya karar verilmesi hâlinde mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceğini düzenler.
Fiili ayrılık sebebiyle açılan davalarda bu kural özel bir sonuç doğurur. Belirleyici tarih, reddedilen önceki davanın açıldığı tarih değil, boşanma kararı verilen yeni davanın açıldığı tarihtir. Önceki dava reddedildiğinden mal rejimini sona erdirmemiştir. Bu nedenle eşlerin ayrı yaşadığı bir yıllık dönemde edinilen mallar da tasfiyeye dahil olur.
Bu sonuç, dava açma zamanının mal varlığı üzerindeki etkisini doğrudan belirler. Yasal mal rejiminin kapsamı ve tasfiyenin nasıl yapıldığı yasal mal rejimi başlıklı yazıda ele alınmaktadır.
Fiili ayrılık davasında en sık yapılan hatalar nelerdir?
Davanın şartları sınırlı sayıda olduğundan, ret kararlarının çoğu esasa değil şartların yönetimine ilişkin hatalardan kaynaklanır.
- Bir yıllık sürenin karar tarihinden başlatılması ve davanın erken açılması
- Önceki dosyada tebligatın usulsüz olması nedeniyle kesinleşmenin gerçekleşmemiş olması
- Görevsizlik, yetkisizlik veya açılmamış sayılma kararının ret kararı sanılması
- Bir yıl içinde evliliği sürdürme iradesiyle bir araya gelinmesine rağmen sürenin kesilmediğinin düşünülmesi
- Tanıkların yalnızca ayrı yaşandığını söylemesi, bir araya gelinmediğinin somut olarak aktarılmaması
- Boşanmada kusur aranmadığı için tazminat ve nafaka taleplerinde de kusurun gündeme gelmeyeceğinin sanılması
Bu hataların ortak yönü, davanın kolay görünmesidir. Şartlar sayıca az olduğundan dosya hazırlığı hafife alınmakta, kesinleşme ve süre hesabı yeterince denetlenmemektedir. Oysa şartlardan biri eksik olduğunda hâkimin telafi imkânı bulunmaz.
Sıkça Sorulan Sorular
Ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi gerekir. Bu süre 27 Kasım 2024 tarihine kadar üç yıldı; anılan tarihte yürürlüğe giren 7532 sayılı Kanunla bir yıla indirilmiştir.
Hayır. Süre kararın kesinleştiği tarihten başlar. Karar tarihi ile kesinleşme tarihi arasında tebligat ile istinaf ve temyiz süreleri nedeniyle aylarca fark bulunabilir.
Evet. Bu dava türü, daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş ve ret kararının kesinleşmiş olmasına bağlıdır.
Kanun bir sınırlama getirmemiştir. Zina, terk, hayata kast, akıl hastalığı veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi herhangi bir boşanma sebebine dayanan ve reddedilen dava bu şartı karşılar.
Hayır. Bu kararlar boşanma talebini sonuçlandırmaz; dava başka bir mahkemede görülmeye devam eder veya yeniden açılabilir. Aranan, boşanma talebini reddeden ve kesinleşen bir karardır.
Evet. Kanun eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceğini düzenlemiştir. Önceki davayı kimin açtığının önemi yoktur.
Evet. Bu davada boşanma bakımından kusur araştırılmaz. Kusur yalnızca tazminat ve yoksulluk nafakası gibi fer’î talepler bakımından değerlendirilir.
Evliliği sürdürme amacı taşımayan temaslar süreyi kesmez. Çocukla kişisel ilişki, cenaze, hastalık veya devam eden dosyalar nedeniyle kurulan iletişim tek başına ortak hayatın yeniden kurulduğunu göstermez.
Evlilik birliğini sürdürme iradesiyle bir araya gelinmişse süre kesilir ve yeniden işlemeye başlar. Bu durumda dava için tekrar bir yıl beklenmesi gerekir.
Evet. Kanun boşanmaya karar verileceğini düzenlediğinden hâkimin bu yönde takdir yetkisi bulunmamaktadır. Ancak şartların gerçekleştiğinin ispatlanması gerekir.
Davacıdadır. Davacı, önceki davanın reddedildiğini, kararın kesinleştiğini ve bu tarihten sonra ortak hayatın yeniden kurulmadığını ispat etmekle yükümlüdür.
Tanık anlatımları, zabıta araştırması, adres kayıtları, abonelik ve kira belgeleri ile devam eden nafaka, icra ve ceza dosyaları bu amaçla kullanılabilir.
Aynı konutta evlilik birliğini sürdürme iradesiyle birlikte yaşanıyorsa ortak hayat yeniden kurulmuş sayılır ve dava reddedilir. Belirleyici olan aynı adreste bulunmak değil, bu iradeyle bir araya gelinmiş olmasıdır.
İstenebilir, ancak talep kendi şartlarına tabidir. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca tazminat isteyen tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması aranır.
İstenebilir. Nafaka isteyen eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir.
7532 sayılı Kanunda geçiş hükmü bulunmamakta ve kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş olduğundan, dava bu tarihten sonra açılıyorsa aranan sürenin bir yıl olduğu sonucuna varılmaktadır. Konuda yerleşik bir Yargıtay uygulaması henüz oluşmamıştır.
Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
Boşanmaya karar verilen davanın açıldığı tarihte sona erer. Reddedilen önceki dava mal rejimini sona erdirmediğinden, ayrı yaşanan dönemde edinilen mallar da tasfiyeye dahil olur.
Kanunda dava açma hakkı için bir üst süre öngörülmemiştir. Şartlar gerçekleştikten sonra dava açılmadığı sürece evlilik devam eder.
Avukat Görüşü
Fiili ayrılık sebebiyle açılan davalarda uyuşmazlık çoğunlukla evliliğin sürüp sürmeyeceği noktasında değil, tarih hesabında düğümlenmektedir. Dosyalarda en sık karşılaşılan durumda taraf, ret kararının verildiği duruşma tarihini esas alarak bir yılı doldurduğunu düşünmekte, oysa karar aylar sonra kesinleşmiş olmaktadır. Bu nedenle dava açılmadan önce yapılması gereken ilk iş, önceki dosyadan kesinleşme şerhini ve tebligat parçalarını temin etmektir. Tebligatın usulsüz olduğu anlaşılırsa kesinleşme gerçekleşmemiş demektir ve bir yıllık süre henüz başlamamıştır.
İkinci sorun tanık delilinin hazırlanmasında ortaya çıkmaktadır. Davanın ispat konusu, taraflar arasında bir şeyin olmamasıdır; bu da soyut beyanlarla karşılanamaz. Tanığın eşleri hangi dönemde, hangi adreslerde ve hangi vesileyle gözlemlediğini anlatabilmesi gerekir. Adres kayıtları, abonelik belgeleri ve devam eden icra dosyaları gibi yazılı deliller tanık beyanını destekleyerek dosyayı güçlendirir.
Sürenin üç yıldan bir yıla inmesi davayı kolaylaştırmakla birlikte yeni bir risk de doğurmuştur. Üç yıllık dönemde eşlerin bir araya gelip yeniden ayrılması ihtimali uzun süreye yayılıyordu; bir yıllık sürede ise kısa bir barışma girişimi sürenin tamamını baştan başlatabilmektedir. Bu nedenle ret kararından sonra yaşanan temasların niteliği, davanın açılacağı tarihin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.
Son olarak, boşanmada kusur aranmaması fer’î talepler bakımından yanıltıcı bir güven doğurmaktadır. Önceki davada tam kusurlu bulunmuş bir taraf bu davayla boşanabilir; ancak aynı kusur tablosu devam ediyorsa kendi tazminat talebinin kabulü beklenmemelidir. Boşanma talebi ile tazminat ve nafaka talepleri, aynı dilekçede yer alsalar da farklı ölçütlere göre incelenir.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Fiili ayrılık sebebiyle boşanmaya ilişkin sonuçlar; önceki davanın türü ve sonucu, ret kararının kesinleşme tarihi, taraflar arasındaki temasların niteliği, delil durumu ve talep edilen fer’î istemlere göre değişebilir.
Her uyuşmazlık kendi olayları ve delilleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Somut dosyanız bakımından bir avukattan hukuki destek almanız yerinde olacaktır.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
