Boşanmada mal kaçırma, eşlerden birinin mal paylaşımından önce edinilmiş mallarını başkasına geçirmesi ve böylece diğer eşe düşecek payın küçülmesidir. Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesi, mal rejimi sona ermeden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaları ve diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirleri edinilmiş mallara değer olarak ekler. Böylece elden çıkarılan mal, alacak hesaplanırken hâlâ eşin malvarlığındaymış gibi dikkate alınır.
İçindekiler
Eklenen değer üzerinden hesaplanan alacak, malı elden çıkaran eşten istenir. Karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiye ancak eşin malvarlığı alacağı karşılamazsa ve eksik kalan miktarla sınırlı olarak başvurulabilir. Muvazaa nedeniyle açılan tapu iptali davası ise görünürdeki devrin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı iddiasına dayanır ve farklı şartlara bağlıdır.
Mal kaçırma hangi hâllerde mal paylaşımında hesaba katılır?
Kanun iki hâli sayar; bunların dışında kalan bir devir eklenecek değer olarak hesaba katılmaz. Bu kurallar, eşler başka bir rejim seçmemişse aralarında uygulanan edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine aittir (TMK 202). Mal paylaşımında kural olarak mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar hesaba katılır (TMK 235/1). Eklenecek değer bu kuralın istisnasıdır ve artık eşin elinde bulunmayan bir malın değerini hesaba geri getirir. Hükmün resmî metni şöyledir:
Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir: 1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Türk Medeni Kanunu, madde 229
Son bir yıl içindeki karşılıksız kazandırmalar hangi şartlarla eklenir?
Birinci hâlde dört şart birlikte aranır. Kazandırma mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde yapılmış olmalı, diğer eş buna rıza göstermemiş olmalı, kazandırma karşılıksız olmalı ve olağan hediyelerden sayılmamalıdır. Karşılıksız kazandırma, eşin karşılığında bir bedel almadan malvarlığından bir değeri başkasına geçirmesidir; bağış bunun en açık örneğidir.
Bir yıllık süre, mal rejiminin sona erdiği günden geriye doğru sayılır. Boşanma kararı verildiğinde mal rejimi, boşanma hükmünün kesinleştiği gün değil, davanın açıldığı gün sona ermiş sayılır (TMK 225/2). Bu nedenle boşanma davasının açıldığı günden önceki bir yıl içinde yapılan karşılıksız kazandırmalar bu hâlin kapsamına girer. Kanun bu hâlde ayrıca katılma alacağını azaltma kastı aramaz.
Katılma alacağını azaltma kastı ne zaman aranır?
İkinci hâlde bir yıllık süre sınırı yoktur. Mal rejimi devam ettiği sürece yapılan devir, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılmışsa hesaba eklenir. Kanun bu hâl için karşılıksızlık şartını ayrıca yazmaz ve “devirler” ifadesini kullanır; belirleyici olan, eşin devirle diğer eşin alacağını küçültmeyi amaçlamasıdır.
Katılma alacağı, her eşin diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerindeki hakkıdır (TMK 236/1). Azaltma kastı, devrin bu yarıyı küçültmek amacıyla yapılmasıdır. Kast bir iç düşünce olduğundan devrin zamanı, malı alan kişinin eşle yakınlığı ve bedelin gerçekten ödenip ödenmediği gibi çevresel olgulardan çıkarılabilir.
Mal kaçırma iddiasını kim ve nasıl ispatlar?
İspat yükü, malın hesaba eklenmesini isteyen eştedir. Kanuna göre taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK 6). Yargıtay bu davalarda mahkemenin önce, kazandırma veya devrin 229. maddede sayılan amaç ve doğrultuda yapılıp yapılmadığını araştırması gerektiğini; böyle bir işlem tespit edilirse malın mevcut kabul edilerek alacağın hesaplanacağını belirtir.
İki yakın tarihli karar, ispatın nasıl değerlendirildiğini gösterir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 30.04.2026 tarihli, E. 2025/1911, K. 2026/4884 sayılı kararında, erkek adına kayıtlı iki aracın boşanma davasından beş ve sekiz gün önce üçüncü kişilere satılmasını hayatın olağan akışına aykırı bulmuş ve araçların eklenecek değer kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Aynı Daire 23.06.2026 tarihli, E. 2025/9563, K. 2026/7000 sayılı kararında ise boşanmadan önce satılan bir aracın eklenecek değer sayılamayacağına karar vermiştir. Bu dosyada araç 01.12.2014’te satılmış, boşanma davası 07.10.2016’da açılmıştı; satış günü kayınvalide adına başka bir araç alınması azaltma kastını ispatlamaya yeterli görülmedi.
Eşlerden birinin parasıyla alınan malın diğer eş adına tescil edilmesinde ise asıl soru, ödemenin bağış olup olmadığıdır. Yargıtay bu konuda, bağış iradesini duraksamaya yer bırakmayacak biçimde gösteren beyan ve davranış yoksa eş adına tescil edilen aracın tek başına bağış sayılmayacağını kabul etmiştir.
Eklenen malın değeri hangi tarihe göre hesaplanır?
Eklenecek malın değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır (TMK 235/2). Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar ise tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır (TMK 235/1). Bu fark, devirden sonra değeri değişen mallarda sonucu doğrudan etkiler. Varsayımsal bir örnekle, dava açılmadan önce devredilen bir arsanın değeri sonradan yükselmişse hesaba devir tarihindeki değer girer.
Eklenen değer, mal paylaşımı davasında artık değer hesabına edinilmiş mallarla birlikte girer. Artık değer, eklenen ve denkleştirmeden gelen miktarlar dahil olmak üzere edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarılarak bulunur (TMK 231).
Malı devralan üçüncü kişiye hangi durumda başvurulabilir?
Üçüncü kişiye ancak eşten tahsil edilemeyen kısım için ve kanundaki şartlar varsa başvurulabilir. Eklenecek değer üzerinden hesaplanan katılma alacağının borçlusu malı elden çıkaran eştir. Yargıtay’a göre karşılıksız kazandırma veya devir tespit edilse bile işlemin iptaline karar verilemez; üçüncü kişi davalı gösterilse bile bu aşamada katılma alacağından sorumlu tutulmaz.
Türk Medeni Kanunu’nun 241. maddesi bu kuralın istisnasını düzenler. Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, yani ölen eşin bıraktığı malvarlığı, katılma alacağını karşılamazsa, alacaklı eş veya mirasçıları, hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Kanun bu başvuruyu karşılıksız kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişilerle sınırlar. Yargıtay, borçlu eşin malvarlığı tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa üçüncü kişinin katılma alacağından hiçbir zaman sorumlu tutulmayacağını açıkça belirtir.
Bu dava süreye bağlıdır. Dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer (TMK 241/2). Kanun “düşer” ifadesini kullandığından süre geçince dava hakkı ortadan kalkar. Üçüncü kişiye karşı açılan bu dava, Türk Medeni Kanunu’nun aile hukukunu düzenleyen ikinci kitabındaki bir hükme dayandığı için aile mahkemesinin görev alanına girer (4787 sayılı Kanun m.4). Süre hükmü ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır; tenkis davası, miras hukukunda saklı payı zedelenen mirasçının fazla kazandırmanın indirilmesini istediği davadır.
Kazandırma veya devre ilişkin uyuşmazlıkta verilen mahkeme kararı, dava kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir (TMK 229/son). İhbar, davanın üçüncü kişiye resmî olarak bildirilmesidir.
Mal kaçırmayı önlemek için hangi tedbirler istenebilir?
Mal henüz elden çıkarılmamışsa devri önleyen bir ihtiyati tedbir, yani malın durumunu yargılama süresince koruyan geçici bir karar istenebilir. Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından endişe edilirse uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir (HMK 389). Tedbir dava açılmadan önce de istenebilir; talep eden, tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır (HMK 390). Mahkeme, sakıncayı ortadan kaldıracak her türlü tedbire karar verebilir ve kararda neyin üzerinde, ne tür bir tedbire karar verildiğini tereddüde yer vermeyecek şekilde yazar (HMK 391).
Tedbirin konusu eşin kendi malvarlığıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bölge adliye mahkemeleri arasındaki görüş ayrılığını gideren 04.02.2025 tarihli, E. 2025/49, K. 2025/923 sayılı kararında, mal rejiminin tasfiyesinde eşe tanınan hakkın malın kendisi üzerinde değil, diğer eşten istenecek şahsi bir alacak hakkı olduğunu vurgulamıştır. Aynı kararda davalı eşin hissedarı olduğu şirketin üçüncü kişi konumunda bulunduğu ve şirket adına kayıtlı mallara ihtiyati tedbir konulamayacağı kabul edilmiştir. Bu durumda tasfiye konusu olan, eşin şirketteki hissesi ve hisseye bağlı haklarıdır.
Boşanma davası açılmadan, evlilik sürerken de koruma istenebilir. Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine belirlediği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak o eşin rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir (TMK 199). Taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi kaldırılırsa hâkim bu durumun tapu kütüğüne şerhine kendiliğinden karar verir. Boşanma davası açıldıktan sonra ise hâkim, dava süresince gerekli olan ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin olanlar da dahil geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK 169).
Muvazaa nedeniyle tapu iptali davası eklenecek değerden nasıl ayrılır?
Muvazaa davası görünürdeki devrin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı iddiasına dayanır; eklenecek değer ise geçerli bir devrin değerini alacak hesabına katar. Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmış gibi görünmesidir. Varsayımsal bir örnekle, satış gibi gösterilen bir devirde bedel hiç ödenmemiş ve mal eski sahibinin kullanımında kalmışsa devrin muvazaalı olduğu ileri sürülebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, boşanma ve mal paylaşımı davalarından kısa süre önce yapılan bir taşınmaz satışına karşı muvazaa nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davasını 16.04.2025 tarihli, E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararıyla değerlendirmiştir. Kurul çoğunluğuna göre muvazaalı işlemle zarar gördüğünü ileri süren eşin önce alacaklı olduğu saptanmalıdır; bu yüzden mal paylaşımı davası bekletici sorun yapılmalı, yani o davanın sonucu beklenmelidir. Alacağın varlığı belirlenir ve muvazaa ispatlanırsa dava kabul edilir.
Kurulun uyulmasını istediği ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin verdiği bozma kararına göre bu durumda tapu iptali ve tescil yerine, İcra ve İflas Kanunu’nun 283/1. maddesi benzetme yoluyla uygulanarak davacıya taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi verilmelidir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Kurul görüşmelerinde bu tür davaların TMK 241’e göre çözülmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş, ancak çoğunluk bu görüşü benimsememiştir. Karşı oyda ise bozma kararına TMK 241’e ilişkin bir açıklama eklenmesinin daha uygun olacağı belirtilmiştir.
Aile konutunun diğer eşin açık rızası olmadan devri ise ayrı bir kuruma dayanır. Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez (TMK 194). Bu kurala aykırı devirde aile konutu şerhi ve tapu iptal tescil davası gündeme gelir; bu yolda amaç alacak hesabı değil, konutun aile için korunmasıdır.
Mal kaçırma iddialarına ilişkin Yargıtay kararları
“…Evlilik birliği içerisinde davalı erkek adına tescil edilen bu araçların boşanma davasından çok kısa bir süre önce 3. Kişilere devrinin, hayatın olağan akışına aykırı olup davacının alacağını azaltma kastıyla olduğu anlaşılmakla; dava konusu bu araçların eklenecek değer olarak kabul edilmesi gerekmektedir.…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/1911, K. 2026/4884, T. 30.04.2026
“…Başka bir anlatımla, borçlu eşin mal varlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacaktır.…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/9072, K. 2025/7722, T. 23.09.2025
“…Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır.…”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/618, K. 2025/231, T. 16.04.2025
Sıkça Sorulan Sorular
Para karşılıksız ve sizin rızanız olmadan verildiyse, gönderim boşanma davasının açıldığı günden önceki bir yıl içinde yapıldıysa ve olağan bir hediye değilse Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesine göre edinilmiş mallara eklenir. Bu hâlde ayrıca mal kaçırma kastını ispatlamanız gerekmez. Gönderimin tarihi ve tutarı banka kayıtlarıyla gösterilmelidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesindeki son bir yıl içindeki karşılıksız kazandırma hâli, diğer eşin rızasının bulunmamasına bağlıdır; onay verdiğiniz kazandırma bu hâlde eklenmez. Katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devir hâlinde kanun rıza şartından söz etmez. Bu yola dayanıyorsanız devrin sizin alacağınızı azaltmak amacıyla yapıldığını ispatlamanız gerekir.
Bedeli tam olarak ödenmiş bir satış karşılıksız kazandırma sayılmaz; bu yüzden son bir yıl içindeki karşılıksız kazandırma hâline girmez. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesi, katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler için karşılıksızlık şartını ayrıca yazmaz. Bu durumda satış bedelinin nereye gittiği ve devrin amacı araştırılır.
Türk Medeni Kanunu’nun 241. maddesine göre üçüncü kişiye karşı dava hakkı, haklarınızın zedelendiğini öğrendiğiniz tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Boşanmada mal rejimi davanın açıldığı gün sona erdiği için beş yıl bu günden sayılır. Bu davayı ancak eski eşinizin malvarlığı alacağınızı karşılamıyorsa ve eksik kalan miktarla sınırlı olarak açabilirsiniz.
Avukat Görüşü
Eşin mal kaçırdığını ileri süren tarafın dosyasında ilk hazırlanacak belge, tarihleri sıralayan bir çizelgedir. Boşanma davasının açıldığı gün, her devrin tapu veya trafik kaydındaki tarihi ve bu iki tarih arasındaki süre ayrı ayrı gösterilmelidir; son bir yıl içindeki karşılıksız kazandırma ile daha eski bir devir farklı şartlara bağlıdır. Devralanın eşle yakınlığı, satış bedelinin hangi hesaba girip girmediği ve malın devirden sonra kimin kullanımında kaldığı banka kayıtları, tanıklar ve belgelerle desteklenmelidir.
Malı devralan kişiye ileride başvurma ihtimali varsa mal paylaşımı davası bu kişiye ihbar edilmelidir; kanun, verilen kararın üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesini ihbar koşuluna bağlar. Eşin malvarlığından tahsilin mümkün olmadığı anlaşılır anlaşılmaz bir yıllık dava süresi takvime işlenmelidir. Mal henüz devredilmemişse tedbir talebi, eşin adına kayıtlı belirli taşınmaz ve araçlarla sınırlı tutulmalı ve haklılığı yaklaşık olarak gösteren belgelerle desteklenmelidir.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kullanılan kanun hükümleri yazının güncellendiği tarihte resmî metinden kontrol edilmiştir; mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.