Taksirle Yaralama Suçu

Taksirle yaralama suçu, bir kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, sonucu istemediği hâlde başka birinin vücuduna acı vermesi ya da onun sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmasıdır. Suç, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 89. maddesinde düzenlenir. Temel hâlinin cezası dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır ve soruşturma kural olarak yaralanan kişinin şikâyetine bağlıdır.

Taksirle yaralama, yaralama suçu türlerinden biridir ve kanunda ayrı bir maddede düzenlenir. Onu kasten yaralama suçundan ayıran şey failin iradesidir. TCK 21’e göre kast, suçun unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir; unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işleyen kişide de olası kast vardır. Taksirle yaralamada ise sonuç istenmez; kaza, ihmal veya özensiz bir davranış yüzünden ortaya çıkar.

Taksirle yaralama suçu hangi şartlarla oluşur?

Suçun oluşması için kişinin dikkatsiz veya özensiz bir davranışı ile başka birinin yaralanması arasında bağ bulunmalıdır. TCK’nın 22. maddesi taksiri, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık yüzünden bir davranışın kanunda yazılı neticesinin öngörülmeden gerçekleştirilmesi olarak tanımlar. Aynı maddeye göre taksirle işlenen fiiller ancak kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır; yaralama bakımından bu hüküm TCK 89’dur.

Bu tanımdan üç unsur çıkar. Birincisi, failin uyması gereken bir dikkat ve özen kuralını çiğnemesidir. Trafik kurallarına uymayan sürücü, iş güvenliği önlemini almayan sorumlu kişi veya mesleğinin gerektirdiği özeni göstermeyen sağlık çalışanı bu duruma örnek gösterilebilir. İkincisi, failin yaralanma sonucunu istememesidir. Üçüncüsü, kanunun aradığı sonucun, yani vücuda acı verilmesinin veya sağlığın ya da algılama yeteneğinin bozulmasının gerçekten meydana gelmesidir. Özensiz davranış kimseyi yaralamamışsa taksirle yaralama suçu oluşmaz.

Yaralanmanın ağırlığı suçun hangi fıkraya gireceğini belirler. Kemik kırılması veya yüzde sabit iz gibi sonuçlar cezayı artırır. Bu nedenle olaydan sonra alınan adli rapor ve tedavi belgeleri, yaralanmanın hangi fıkraya girdiğini göstermeye yarar.

Bilinçli taksir neyi değiştirir?

Bilinçli taksir cezayı artırır ve bazı hâllerde şikâyet şartını kaldırır. TCK 22/3’e göre kişi neticeyi öngördüğü hâlde onu istemiyorsa ve netice yine de gerçekleşmişse bilinçli taksir vardır. Basit taksirde fail sonucu hiç öngörmez; bilinçli taksirde ise sonucu öngörür ama istemez. TCK 21/2 ise unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işleyen kişide olası kast bulunduğunu söyler. Bu iki hâl arasındaki sınır, olayın taksirle mi kasten mi yaralama sayılacağını belirler.

Bilinçli taksir hâlinde taksirli suçun cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Bunun yanında, temel hâl dışındaki yaralanmalar bilinçli taksirle gerçekleşmişse soruşturma ve kovuşturma için şikâyet aranmaz (TCK 89/5). Taksirli suçlarda uzun süreli hapis cezasının da adli para cezasına çevrilebilmesine imkân veren TCK 50/4 bilinçli taksirde uygulanmaz.

Taksirle yaralamanın cezası ne kadardır?

Temel hâlde ceza dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Hâkim, birinci fıkrada hapis ile adli para cezası arasında seçim yapabilir. Yaralanma ağırsa veya birden fazla kişi yaralanmışsa ceza artar.

Yaralanmanın sonucuKanuni dayanakCeza
Vücuda acı verilmesi, sağlığın veya algılama yeteneğinin bozulmasıTCK 89/1Dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası
Duyu veya organ işlevinin sürekli zayıflaması, kemik kırılması, konuşmada sürekli zorluk, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum, gebe kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasıTCK 89/2Birinci fıkraya göre belirlenen ceza yarısı oranında artırılır
İyileşmesi olanaksız hastalık veya bitkisel hayat, duyu veya organ işlevinin yitirilmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybı, yüzün sürekli değişikliği, gebe kadının çocuğunun düşmesiTCK 89/3Birinci fıkraya göre belirlenen ceza bir kat artırılır
Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmasıTCK 89/4Dokuz aydan beş yıla kadar hapis

Tablodaki birinci ve dördüncü fıkra cezaları, 7571 sayılı Kanun’la artırıldı. Bu Kanun’un 17. maddesi birinci fıkradaki “üç aydan bir yıla” ifadesini “dört aydan iki yıla”, dördüncü fıkradaki “altı aydan üç yıla” ifadesini “dokuz aydan beş yıla” olarak değiştirdi. Değişiklik, Kanun’un yayımlandığı 25 Aralık 2025’te yürürlüğe girdi.

Kaza 25 Aralık 2025’ten önce olduysa yeni ve daha ağır cezalar o olaya kendiliğinden uygulanmaz. TCK 7/2’ye göre suçun işlendiği zamanki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun farklıysa failin lehine olan uygulanır. Bu tarihten önceki bir kazada temel hâl için üç aydan bir yıla, birden fazla kişinin yaralanması için altı aydan üç yıla kadar olan eski sınırlar failin lehinedir.

Mahkeme cezayı bu sınırlar arasında belirlerken TCK 61’deki ölçütlere bakar. Bunların arasında suçun işleniş biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı ve failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı da bulunur.

Kazada birden fazla kişi kusurluysa ceza nasıl belirlenir?

Her kişi yalnız kendi kusurundan sorumlu olur. TCK 22/5’e göre birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkesin cezası kendi kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. TCK 22/4 de taksirli suçta verilecek cezanın failin kusuruna göre belirleneceğini söyler. Bu nedenle kazada başka bir sürücünün de kusurlu olması, sanığın kendi kusurunu ortadan kaldırmaz; her birinin cezası kendi kusur payına göre belirlenir.

Kusurun kimde ve ne oranda olduğunu belirlemek teknik bilgi gerektirebilir. Yargıtay’ın 2024 ve 2026’da incelediği iki trafik kazası dosyasında sürücülerin kusuru; kaza tespit tutanağı, trafik bilirkişisi raporu ve İstanbul Trafik İhtisas Dairesi raporlarıyla belirlenmişti (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2020/11284, K. 2024/6804 ve E. 2025/7350, K. 2026/4549). Raporlar sürücüyü “asli” veya “tali” kusurlu sayabilir; bu sonuç, sanık hakkında hangi cezanın verileceğinin değerlendirilmesinde kullanılır.

Taksirle yaralama şikâyete bağlı mıdır?

Evet, kural olarak şikâyete bağlıdır. TCK 89/5’e göre taksirle yaralamanın soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Tek istisna, birinci fıkra dışındaki yaralanmaların bilinçli taksirle gerçekleşmesidir. Örneğin bilinçli taksirle kemik kırılmasına neden olunmuşsa şikâyet aranmaz ve savcılık soruşturmayı kendiliğinden yürütür. Temel hâldeki yaralanma ise bilinçli taksirle olsa da şikâyete bağlı kalır.

Şikâyet süresi altı aydır ve şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar (TCK 73/1 ve 73/2). Bu süre dava zamanaşımını geçemez. Şikâyet Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa yazılı olarak ya da tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir (Ceza Muhakemesi Kanunu, CMK 158).

Şikâyete bağlı hâllerde, kanunda aksi yazılı olmadıkça, yaralanan kişinin şikâyetten vazgeçmesi davayı düşürür (TCK 73/4). Vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez ve hüküm kesinleştikten sonra yapılan vazgeçme cezanın infazına engel olmaz (TCK 73/4 ve 73/6). Vazgeçen kişi bu sırada kişisel haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklarsa artık hukuk mahkemesinde tazminat davası açamaz (TCK 73/7).

Taksirle yaralamada uzlaştırma nasıl işler?

Taksirle yaralamanın bütün hâlleri uzlaştırma kapsamındadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi, şikâyete bağlı olup olmadığına bakmaksızın TCK 89’u uzlaştırılacak suçlar arasında sayar. Bu nedenle bilinçli taksirle işlenip şikâyete bağlı olmayan ağır yaralanmalarda da önce uzlaştırma denenir.

Uzlaştırma, şüpheli ile yaralanan kişinin bir uzlaştırmacı aracılığıyla bir edim üzerinde anlaşmaya çalıştığı süreçtir. Dosya yeterli şüphe bulunduğunda uzlaştırma bürosuna gönderilir. Uzlaşma teklifine yedi gün içinde cevap verilmezse teklif reddedilmiş sayılır. Aynı olayda birden fazla kişi yaralanmışsa uzlaşma için yaralananların hepsinin kabul etmesi gerekir. Uzlaştırma sonuçsuz kalırsa aynı dosyada tekrar uzlaştırmaya gidilemez.

Uzlaşma sağlanır ve şüpheli edimini bir defada yerine getirirse kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Edim ileri bir tarihe bırakılmış veya taksite bağlanmışsa kamu davasının açılması ertelenir. Dava açıldıktan sonra uzlaşma sağlanırsa mahkeme, edim bir defada yerine getirildiğinde davanın düşmesine karar verir (CMK 254). Uzlaşmanın tazminat hakkına etkisi aşağıdaki tazminat bölümünde anlatılmıştır.

Taksirle yaralama uzlaştırma kapsamında olduğu için önödeme (TCK 75/1) ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi (CMK 171/2) bu suçta uygulanmaz. İki kurum da uzlaştırma kapsamındaki suçları açıkça dışarıda bırakır.

Yakınının yaralanmasına neden olan kişiye ceza verilir mi?

Bazı durumlarda ceza verilmez. TCK 22/6’ya göre taksirli davranışın sonucu münhasıran, yani yalnız failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık ceza verilmesini gereksiz kılacak ölçüde onu mağdur etmişse faile ceza verilmez; bilinçli taksirde ise ceza kaldırılmaz, yalnız yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Yaralanan kişinin failin çocuğu veya eşi olması bu hükmü kendiliğinden uygulatmaz; mahkeme failin uğradığı mağduriyetin cezayı gereksiz kılacak derecede olup olmadığına bakar.

Yargıtay, motosikletindeki kardeşinin öldüğü ve başka bir kişinin de yaralandığı bir kazada, sürücünün münhasıran kişisel ve ailevi durumu bakımından mağdur olduğundan söz edilemeyeceğini kabul etmiş ve taksirle öldürme suçu bakımından TCK 22/6’ya dayanılarak verilen kararı bozmuştur. Daire gerekçesinde kardeşin ölümünün yanında başka bir kişinin de yaralandığını birlikte belirtmiştir.

Dava hangi mahkemede ve hangi usulle görülür?

Taksirle yaralama davası asliye ceza mahkemesinde görülür. Ağır ceza mahkemesi, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller dışında, kanunda sayılan suçlara ve on yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlara bakar; TCK 89 bunların arasında yer almaz (5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, madde 11 ve 12). Yetkili mahkeme, CMK 12/1’e göre suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Temel hâldeki taksirle yaralamada basit yargılama usulü uygulanabilir. CMK 251’e göre asliye ceza mahkemesi, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezası veya üst sınırı iki yıl ya da daha az hapis cezası gerektiren suçlarda duruşma yapmadan karar verebilir; mahkûmiyet hâlinde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir. Birden fazla kişinin yaralandığı hâlde cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan bu usul uygulanmaz.

Bilinçli taksir artırımı uygulanmayan hâllerde, dört fıkrada da kanundaki cezanın üst sınırı beş yılı geçmediği için dava zamanaşımı sekiz yıldır (TCK 66/1-e ve 66/4). Zamanaşımının kesilmesi ve uzaması TCK 67’deki kurallara bağlıdır.

Hapis cezası ertelenebilir, para cezasına çevrilebilir veya hükmün açıklanması geri bırakılabilir mi?

Koşulları varsa bu yolların her biri mümkündür; ancak hükmün açıklanması geri bırakılırsa hapis cezası ayrıca ertelenemez ve kısa süreliyse seçenek yaptırımlara çevrilemez (CMK 231/7). TCK 50/4’e göre taksirli suçlardan verilen hapis cezası uzun süreli olsa da diğer koşullar varsa adli para cezasına çevrilebilir; bu imkân bilinçli taksirde yoktur. Ancak TCK 50/2’ye göre suç tanımında hapis ile adli para cezası seçenek olarak öngörülmüşken hapis cezasına hükmedilmişse bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez. Taksirle yaralamanın birinci fıkrası bu türden bir seçimlik ceza öngörür. Yargıtay’ın düzelterek onadığı bir kararda, yedi kişinin yaralandığı zincirleme bir kazada dördüncü fıkraya göre verilen bir yıl sekiz aylık hapis cezası adli para cezasına çevrilmişti (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2024/3768, K. 2026/3717).

İki yıl veya daha az süreli hapis cezası, kişi daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemişse ve yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede kanaat oluşmuşsa ertelenebilir (TCK 51). Bu üst sınır, fiili on sekiz yaşını doldurmadan veya altmış beş yaşını bitirdikten sonra işleyenler için üç yıldır. Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az hapis ya da adli para cezasıysa mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verebilir. 7589 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenen CMK 231 bunun için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamasını, yeniden suç işlemeyeceği kanaatini ve zararın tamamen giderilmesini arar.

Sürücü belgesi veya meslek yasağı gündeme gelir mi?

Mahkûmiyet hâlinde gündeme gelebilir. TCK 53/6’ya göre trafik düzeninin veya belli bir meslek ya da sanatın gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık yüzünden işlenen taksirli suçtan mahkûmiyette, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere sürücü belgesinin geri alınmasına ya da o meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına karar verilebilir.

Bu karar kendiliğinden verilmez; kanun mahkemeye takdir yetkisi tanır. Yasak veya geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süresi cezanın tümüyle infazından sonra işlemeye başlar.

Yaralanan kişi tazminat isteyebilir mi?

Evet. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bedensel zararlar arasında tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar sayılır (TBK 54). Hâkim, bedensel bütünlüğü zedelenen kişiye uygun bir miktarı manevi tazminat olarak da verebilir (TBK 56).

Ceza dosyasında yapılan bazı işlemler tazminat hakkını etkiler. Uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar dışında, aynı suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış dava da feragat edilmiş sayılır (CMK 253/19). Şikâyetten vazgeçerken kişisel haklardan da vazgeçildiği ayrıca açıklanırsa hukuk mahkemesinde dava açma imkânı kalmaz (TCK 73/7). Bu yüzden uzlaşma veya vazgeçme beyanından önce zararın kapsamı belgelenmelidir.

Yaralanan kişinin kendi davranışı zararın doğmasında veya artmasında etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir ya da tamamen kaldırabilir (TBK 52). Hukuk hâkimi, kusurun değerlendirilmesinde ceza hâkiminin kararıyla ve beraat kararıyla bağlı değildir (TBK 74). Tazminat istemi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılda ve her hâlde fiilden başlayarak on yılda zamanaşımına uğrar; fiil ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı öngörülen bir suç oluşturuyorsa o süre uygulanır (TBK 72).

Taksirle yaralamaya ilişkin Yargıtay kararları

“…5237 sayılı TCK’nın 89/5. maddesi gereğince aynı Kanun’un 89/1. madde kapsamı dışında kalan yaralanmaların bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde takibinin şikâyete tabi olmadığı nazara alındığında, sanığa yüklenen suçun 5237 sayılı TCK’nın 89/2. maddesi kapsamında kaldığı ve şikâyete tabi olduğu…”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/8645, K. 2026/3199, T. 01.04.2026

“…5237 sayılı TCK’nın 22/6. maddesinin uygulanabilmesi için, taksirli hareket sonucu neden olunan neticenin, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerektiği…”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2020/11284, K. 2024/6804, T. 27.11.2024

Sıkça Sorulan Sorular

Şikâyete bağlı hâllerde bu mümkün olmayabilir. Yargıtay, 2026/4549 karar sayılı kararında soruşturmada şikâyetçi olmadığını bildiren mağdurun kovuşturmada şikâyetçi olmasını şikâyetten vazgeçmeden vazgeçme saymış ve bu beyanın hukuki sonuç doğurmadığını kabul etmiştir. Yaralanma temel hâl dışında kalıyor ve bilinçli taksirle gerçekleşmişse şikâyet aranmadığı için soruşturma zaten sürer.

Karşı tarafın da yaralanmanızda kusuru varsa ceza alabilir; sizin de kusurlu olmanız onun kusurunu ortadan kaldırmaz. Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesine göre taksirli suçta ceza failin kendi kusuruna göre belirlenir.

Yargıtay, 2026/3717 karar sayılı kararında şikâyet hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve on beş yaşından büyük kişilerin bu hakkı tek başına kullanabileceğini kabul etmiştir. Bu nedenle on altı yaşındaki çocuğun kendi şikâyet veya vazgeçme beyanı dikkate alınır; aynı kararda on beş yaşından küçük çocuk için şikâyet hakkı kanuni temsilci olan velayet sahibi babaya ait sayılmıştır.

Tedavinin uzamasıyla doğan zarar, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan bir zarar sayılıyorsa isteyebilirsiniz. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi uzlaşmadan sonra tazminat davası açılmasını bu iki tür zarar dışında yasaklar. Belgede hangi zararların karşılandığının açıkça yazılması bu ayrımı kolaylaştırır.

Avukat Görüşü

Taksirle yaralama dosyasında önce kazanın tarihi ve yaralanan kişinin faili öğrendiği tarih ayrı ayrı belirlenmelidir. Kaza 25 Aralık 2025’ten önceyse eski ceza sınırlarının uygulanması gerekir; altı aylık şikâyet süresi ise öğrenme gününden işler. Kolluk veya savcılıktaki ilk ifadede şikâyet konusunda verilen beyan sonradan geri alınamayabilir. Bu nedenle şikâyetçi olmama beyanı, yaralanmanın derecesi belli olmadan ve sonuçları düşünülmeden verilmemelidir.

Uzlaştırmacının teklifine yedi gün içinde cevap verilmesi gerekir. Teklif kabul edilmeden önce tedavi giderleri, çalışılamayan günler ve süren tedavi belgelenmeli, edimin hangi zararları karşıladığı belgeye açıkça yazdırılmalıdır. Kusur raporuna itiraz edilecekse raporun dayandığı tutanak, kamera kaydı ve keşif bulgularıyla hangi noktada çeliştiği somut olarak gösterilmelidir.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kullanılan kanun hükümleri yazının güncellendiği tarihte resmî metinden kontrol edilmiştir; mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.

Son Güncelleme 22.10.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Yukarı Çık