Kadının beyanı esastır tartışmasını temsil eden boşanma davası duruşma salonu sahnesi

Kadının Beyanı Esastır Diye Bir Kanun Maddesi Var mı?

Hayır. “Kadının beyanı esastır” diyen bir hüküm 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da yer almaz; ispat yükünü ve delillerin değerlendirilmesini düzenleyen TMK, HMK ve CMK hükümleri de ispatı tarafın cinsiyetine bağlamaz. Kanaatimizce bu sözün mevzuattaki en yakın karşılığı, koruyucu tedbir kararı için şiddetin uygulandığına dair delil veya belge aranmayacağını söyleyen 6284 sayılı Kanun’un 8. maddesidir.

Bu madde bugün de yürürlüktedir ve şiddete uğradığını söyleyen kişinin koruma kararı almasını kolaylaştırır. Ceza davasında mağdurun anlatımı bir delildir ve hâkim onu diğer delillerle birlikte değerlendirir. Boşanma davasında ise eşin kendi anlatımı tek başına ispat sayılmaz; anlatılan olayın tanık, belge veya kayıtla desteklenmesi gerekir.

6284 sayılı Kanun’da koruma kararı için delil aranır mı?

Koruyucu tedbirlerde aranmaz. Kanunun 8. maddesinin üçüncü fıkrası bu konuda iki ayrı kural koyar: “Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir.”

Koruyucu tedbirler korunan kişiye yöneliktir. Barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, işyerinin değiştirilmesi ve evli kişiye ayrı yerleşim yeri belirlenmesi bu tedbirlerdendir (6284 sayılı Kanun md. 3 ve 4). Şiddet uygulayanın “müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması”, korunan kişiye yaklaşmaması ve korunan kişiyi iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi ise önleyici tedbirlerdir (md. 5). Kanun önleyici tedbirler için “delil aranmaz” demez; bu kararların geciktirilmeden verilmesini ve Kanunun amacını tehlikeye sokacak biçimde geciktirilmemesini emreder.

Koruyucu tedbirde delil aranmaması kadınlara özgü değildir. Kanunun 1. maddesi korunan kişileri şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları olarak sayar; şiddete uğrayan bir erkek de aile bireyi olarak 6284 sayılı Kanun’un tedbirlerini isteyebilir.

Hakkında tedbir kararı verilen kişi karara nasıl itiraz eder?

Uzaklaştırma kararı dâhil tedbir kararları ilk defasında en çok altı ay için verilebilir (md. 8). Tefhim, kararın ilgiliye yüzüne okunarak bildirilmesidir; tebliğ ise kararın resmî yolla gönderilmesidir. Kanunun 9. maddesine göre bu kararlara karşı “tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir” ve “İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.”

Zorlama hapsi, karara uyulmasını sağlamak için verilen kısa süreli hapistir. Kanunun 13. maddesine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, kararın gereklerine aykırı hareket ederse “fiili bir suç oluştursa bile” hâkim kararıyla “üç günden on güne kadar zorlama hapsine” tabi tutulur; her tekrarında bu süre “onbeş günden otuz güne kadardır” ve “zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.”

Uzaklaştırma kararı verilmesi şiddetin ispatlandığını gösterir mi?

Hayır. Tedbir kararı şiddet tehlikesine karşı geçici koruma sağlar; bir suçun işlendiğini tespit eden mahkûmiyet hükmü değildir. Anayasa’nın 38. maddesine göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

Boşanma davasında da tedbir kararının dayandığı olaylar kendiliğinden ispatlanmış sayılmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesine göre hâkim, boşanma davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, yani bu olayların yaşandığına içtenlikle ikna olmadıkça bunları ispatlanmış sayamaz ve kanıtları serbestçe takdir eder. Koruma kararı ve ekindeki tutanaklar boşanma dosyasına sunulduğunda hâkim bunları tanık anlatımları ve diğer delillerle birlikte değerlendirir.

Boşanma davasında eşin anlatımı tek başına yeterli olur mu?

Kural olarak hayır. Çekişmeli boşanma davasında her eş, dayandığı olayları ispatlamak zorundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi bu kuralı “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” diye koyar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi de ispat yükünü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa verir.

Diğer eşin şiddet uyguladığını, hakaret ettiğini veya aldattığını ileri süren eş, kadın da olsa erkek de olsa bu olayları tanık, yazışma, sağlık kaydı veya tutanak gibi delillerle desteklemelidir. Tarafların bu konudaki ikrarı, yani olayı kabul etmesi de hâkimi bağlamaz (TMK md. 184); diğer eşin olayı kabul etmesi bile hâkimin kendi kanaatini oluşturmasının yerine geçmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 17.02.2026 tarihli kararında, erkeğin cinsel şiddet uyguladığı yönündeki olaya ilişkin tanık anlatımlarını yer ve zaman unsuru içermeyen soyut beyanlar olarak değerlendirdi ve bu olayı erkeğe kusur olarak yüklemedi, yani boşanmada erkeği bu olaydan sorumlu tutmadı. Daire erkeği boşanmaya yol açan diğer olaylar nedeniyle yine tam kusurlu buldu. Ancak bu davranışlar kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı için kadın yararına verilen manevi tazminatı, yani kişilik hakkı zedelenen eşe ödenen parayı bozdu; başka bir deyişle hukuka aykırı bularak ortadan kaldırdı.

Ceza davasında mağdurun beyanıyla mahkûmiyet kararı verilebilir mi?

Verilebilir; hâkim mağdurun anlatımını diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir ve suçun şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispat edilmesini arar. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesine göre hâkim kararını yalnız duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırır ve bu delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe takdir eder. Aynı maddeye göre suç, hukuka uygun elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Mağdurun anlatımı da bu delillerden biridir. Suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmazsa mahkeme beraat kararı verir (CMK md. 223).

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 01.04.2026 tarihli kararında, çocukken akrabası tarafından cinsel istismara uğradığını yaklaşık beş yıl sonra anlatan mağdurun beyanlarını yer, zaman ve diyalog ayrıntılarıyla istikrarlı buldu. Kurul adli raporların da bu tespitleri desteklediğini belirtti. Dosyada ilk derece mahkemesi, yani davaya ilk bakan ağır ceza mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararından sonra “bozma ilamına direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir”. Kurul “İlk Derece Mahkemesinin sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olduğuna ilişkin kabulü ile direnme gerekçesinin isabetli olduğu” sonucuna vardı. Karar oy çokluğuyla, yani kurul üyelerinin bir kısmının karşı görüşüne rağmen verildi.

Buna karşılık Yargıtay 9. Ceza Dairesi 13.01.2026 tarihli kararında, çocuğun cinsel istismarı suçundan verilen mahkûmiyete karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden bölge adliye mahkemesi kararını bozdu. Bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını istinaf yoluyla, yani ikinci kez inceleyen mahkemedir; esastan ret, bu mahkemenin ilk derece kararını yerinde bulmasıdır. Daire, mağdurenin aşamalardaki soyut ve çelişkili beyanları dışında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı için sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini belirtti; bu karar da oy çokluğuyla verildi. İki karar birlikte okunduğunda, kanaatimizce sonucu beyanı verenin cinsiyeti değil, beyanın tutarlılığı, ayrıntısı ve dosyadaki diğer bulgularla uyumu belirler.

Kadın ve erkek için ispat kuralları farklı mı?

İspat yükü ve delillerin değerlendirilmesi bakımından fark yoktur. TMK md. 6 ispat yükünü “taraflardan her biri” için koyar; HMK md. 190 ve CMK md. 217 de ispat yükünü veya delil değerlendirmesini tarafın cinsiyetine bağlamaz. TMK md. 6 ve HMK md. 190 kanunda aksine hüküm bulunan hâlleri saklı tutar; kanaatimizce 6284 sayılı Kanun’un koruyucu tedbirde delil aramaması da böyle bir özel kuraldır.

Kanunda kadınlar yönünden konan özel kurallar başka bir konuya ilişkindir. 6284 sayılı Kanun, kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları bu şiddetten koruyan özel tedbirlerin ayrımcılık olarak yorumlanamayacağını söyler (md. 1). Tutuklama için CMK’nın 100. maddesi kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeni arar. Aynı madde, kadına karşı işlenen kasten yaralama suçunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri varsa tutuklama nedeninin var sayılabileceğini öngörür. Kanaatimizce bu kurallar korumanın hızını ve tutuklama değerlendirmesini etkiler; boşanma veya mahkûmiyet kararı için gereken ispatı hafifletmez.

Gerçeğe aykırı şikâyetin hukuki sonucu nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesi iftira suçunu düzenler. Bu suç, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunan ya da basın ve yayın yoluyla isnatta bulunan kişinin, başkasının o fiili işlemediğini bildiği halde ona hukuka aykırı bir fiil isnat etmesiyle oluşur. İsnadın amacı, o kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamaktır. Suçun temel hâlinin cezası bir yıldan dört yıla kadar hapistir; fiilin maddi eser ve delilleri uydurulmuşsa ceza yarı oranında artırılır. Kanun şikâyet edenin isnadın gerçeğe aykırı olduğunu bilmesini aradığı için ispatlanamayan her şikâyet iftira sayılmaz.

6284 sayılı Kanun da gerçeğe aykırı beyana ayrı bir sonuç bağlar. Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilirse, Kanun kapsamında yapılan geçici maddi yardımlar bu kişiden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre geri tahsil edilir (md. 17).

Tanık ve mağdur beyanının değerlendirilmesine ilişkin Yargıtay kararları

“…Her ne kadar davalı erkeğe ” cinsel şiddet uyguladığı” vakıası kusur olarak yüklenmiş ise de dosyanın yapılan incelemesinden bu kusura ilişkin tanık beyanlarının yer ve zaman unsuru içermeyen soyut beyan ve izahlardan ibaret olup, iddiayı ispata elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu vakıa erkeğe kusur olarak yüklenemez.…”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/7361, K. 2026/1811, T. 17.02.2026

“…Olayın intikal şekli ve zamanı, tanıklar …, … ile katılan mağdurenin annesi olan…’in anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair katılan mağdurenin aşamalardaki soyut ve çelişkili beyanları dışında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyet hükmü kurulması karşısında söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.…”

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2025/8125, K. 2026/368, T. 13.01.2026

“…Katılan mağdur, maruz kaldığı sanığın eylemlerini aşamalarda yazılı ve sözlü olarak yer, zaman, çevresel koşullar ve taraflar arasındaki diyalog ve etkileşimlere ilişkin ayrıntılara yer vererek istikrarlı biçimde anlatmış, kayıt altına alınan beyanlarındaki genel tutum ve davranışları samimi bulunmuş ve adli raporlar da bu tespitleri desteklemiştir.…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/470, K. 2026/200, T. 01.04.2026

Sıkça Sorulan Sorular

TCK 267’ye göre iftira, “işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat” edilmesiyle oluşur; kanaatimizce gerçek bir olaydan şikâyetçi olduktan sonra vazgeçmek bu unsuru doğurmaz. Vazgeçmenin ceza dosyasına etkisi ise TCK 73’te düzenlenir: “Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür”.

Hâkim beyanı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesi uyarınca vicdani kanaatiyle değerlendirir. Kanaatimizce ifadeler arasındaki fark beyanın delil değerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; Yargıtay Ceza Genel Kurulu 18.09.2024 tarihli kararında mağdurenin beyanlarının tüm aşamalarda ana hatlarıyla uyumlu olmasını, raporlar ve tanık anlatımlarıyla birlikte suçun sabit kabul edilmesinde dikkate almıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise 13.01.2026 tarihli ve oy çokluğuyla verilen kararında, “katılan mağdurenin aşamalardaki soyut ve çelişkili beyanları dışında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı” gerekçesiyle beraat gerektiğini belirtmiştir.

Soruşturması şikâyete bağlı suçlarda Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesine göre şikâyet, zamanaşımı süresini aşmamak koşuluyla fiili ve failin kim olduğunu öğrendiğiniz günden itibaren altı ay içinde yapılmalıdır; hakaret suçunda bu süre fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı da geçemez. Süre geçerse soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 01.04.2026 tarihli kararında, cinsel istismar suçlarında şikâyetin hemen yapılmamış olmasının tek başına mağdur beyanının güvenilirliğini ortadan kaldırmadığını, tehdit edilen ve olayı yaklaşık beş yıl sonra anlatabilen çocuk mağdurun dosyasında belirtmiştir.

TCK 271’e göre “İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden” kişi suç uydurma suçundan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır.

Avukat Görüşü

Şiddet gördüğünü söyleyen kişi de şiddet uyguladığı ileri sürülen kişi de koruma başvurusunu boşanma ve ceza dosyasından ayrı düşünmelidir. Koruyucu tedbir için delil aranmaz, uzaklaştırma gibi önleyici tedbirler de geciktirilmeden verilir; ancak aynı olaylar boşanma davasında kusur, ceza dosyasında suç olarak ileri sürülecekse her olayın tarihi, yeri, varsa tanığı, sağlık kaydı ve yazışmaları ilk günden düzenli tutulmalıdır. Kanaatimizce Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yer ve zaman içermeyen tanık anlatımlarını ispata elverişli bulmadığı karar, bu kaydın neden gerekli olduğunu gösterir.

Hakkında tedbir kararı verilen kişi için ilk iş, iki haftalık itiraz süresini kaçırmamaktır. İtiraz dilekçesinde olayların neden gerçeğe aykırı olduğu, bunu destekleyen belge ve tanıklarla birlikte anlatılmalı; karar kaldırılana kadar tedbire uyulmalıdır.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kullanılan kanun hükümleri yazının güncellendiği tarihte resmî metinden kontrol edilmiştir; mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.

Yukarı Çık