Aile konutu, malik eşin tapuda tek başına tasarruf edebildiği sıradan bir taşınmaz gibi değerlendirilemez. Malik olmayan eşin açık rızası alınmadan yapılan devir, Türk Medenî Kanunu’nun 194. maddesindeki aile konutu koruması nedeniyle hükümsüz sayılabilir. Taşınmazın devirden sonra boşaltılması ve eşlerin başka bir davada boşanması ise korumanın hangi anda sona ereceği konusunda iki ayrı soru doğurur.
İçindekiler
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.01.2026 tarihli, E. 2025/4484, K. 2026/359 sayılı kararında bu iki gelişmeyi birbirinden ayırdı. Daire, rızasız devre dayanılarak yapılan tahliyenin taşınmazın aile konutu niteliğini ortadan kaldırmadığını kabul etti. Buna karşılık dava sürerken boşanma kararının kesinleşmesiyle aile konutu davasının konusuz kaldığını ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin haklılık durumuna göre belirlenmesi gerektiğini belirtti.
İlk Derece Mahkemesi Neden Davayı Konusuz Saydı?
Malik eş, aile konutu olan taşınmazı diğer eşin açık rızasını almadan tapuda üçüncü kişiye devretmiş; rızası alınmayan eş de aile konutuna dayanarak tapu iptali ve tescil davası açmıştı. Davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakan ilk derece mahkemesi, taşınmazın satıştan sonra ve dava tarihinden önce tahliye edildiğini ve boş durduğunu tespit etti. Mahkeme bu nedenle taşınmazın dava tarihi itibarıyla aile konutu niteliğini yitirdiğini kabul ederek davanın konusuz kaldığına ve karar verilmesine yer olmadığına hükmetti.
Davacı eşin istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince esastan reddedildi. Temyizdeki ilk soru, evin boşaltılmasının aile konutu korumasını da bitirip bitirmediğiydi.
Rızasız Satışa Dayanan Tahliye Aile Konutu Korumasını Sona Erdirmedi
Türk Medenî Kanunu’nun 194. maddesine göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Yargıtay, dosya kapsamından taşınmazın aile konutu olduğunu ve malik eşin devri diğer eşin açık rızası olmadan yaptığını tespit ederek devir işlemini hükümsüz saydı.
Daireye göre hükümsüz bir işleme dayanılarak taşınmazın tahliye ettirilmesi, aile konutu niteliğini ortadan kaldırmaz; bu nedenle davanın kabulü gerekirken tahliye gerekçesiyle konusuzluk kararı verilmesi doğru değildi. Kararda yazılmamakla birlikte, tahliye korumayı kendiliğinden sona erdirseydi, rızasız devirden yararlanan taraf taşınmazı boşalttırarak hükümsüz işlemin sonucunu fiilen kalıcı hâle getirebilirdi.
Şerh bulunmayan aile konutunun rızasız satışı konusundaki başka bir kararda ilk alıcı ile tapu siciline güvenen sonraki devralan arasındaki ayrım ele alınmıştır; genel koşullar için aile konutu şerhi ile tapu iptali ve tescil davası açıklaması incelenebilir. Bu dosyada ise Yargıtay üçüncü kişinin iyi niyetine ilişkin bir değerlendirme yapmadı; karar rıza yokluğu ile tahliyenin sonucuna odaklandı.
Boşanmanın Kesinleşmesi Davayı Konusuz Bıraktı
Tahliye gerekçesini doğru bulmayan Daire, yargılama sırasında ortaya çıkan başka bir gelişmeyi de dikkate aldı. UYAP kayıtlarından, taraflar arasındaki boşanma davasında boşanmalarına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği anlaşıldı. Aile konutu koruması evlilik birliği devam ettiği sürece uygulanır. Boşanma hükmünün kesinleşmesiyle evlilik sona erdiğinden taşınmaz aile konutu niteliğini kaybetti ve Türk Medenî Kanunu’nun 194. maddesine dayanan dava konusuz kaldı.
Yargıtay, tahliye tartışması bulunmayan bir dosyada da aynı sonuca ulaşmıştır; o kararı boşanma kesinleştikten sonra aile konutu davasının akıbeti üzerine yazdığımız incelemede ele aldık.
Bozma Kararı Neden Satışın İptal Edileceği Anlamına Gelmez?
Daire bir yandan tahliye gerekçesiyle davanın konusuz sayılamayacağını, öte yandan boşanma kesinleştiği için davanın konusuz kaldığını söyledi. Bu iki tespit birbirini dışlamaz. İlki dava açıldığı günkü durumu, ikincisi mahkemenin karar vereceği andaki durumu anlatır.
Daire bu nedenle bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddeden kararını kaldırdı ve ilk derece mahkemesi kararını bozdu. Bozma, satışın iptal edilip evin yeniden malik eş adına tescil edileceği anlamına gelmez. İlk derece mahkemesi de sonuçta karar verilmesine yer olmadığına hükmetmişti. Hata, konusuzluğun yanlış olaya bağlanmasıydı; yargılama gideri ile vekâlet ücreti de haklılık durumu gözetilerek belirlenmemişti.
Yargılama Giderleri ve Vekâlet Ücreti Haklılık Durumuna Göre Belirlenir
Bir dava sonradan konusuz kalsa da dava tarihindeki haklılık durumu gider hükmünü belirler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 331. maddesinin birinci fıkrası, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde hâkimin, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama giderlerine hükmedeceğini düzenler. Yargıtay aynı ölçütün vekâlet ücreti için de uygulanmasını istedi. Daire, tahliye gerekçesiyle davanın kabulü gerektiğini açıkça yazdığından bu değerlendirmenin davacı eş lehine sonuçlanması beklenebilir; ancak bu değerlendirmeyi bozmadan sonra ilk derece mahkemesi yapacaktır.
Talep edilmeyen aile konutu şerhi ve vekâlet ücreti hakkındaki başka bir kararda ise davacı, hiç istemediği bir talep reddedildiği için gereksiz yere yargılama gideri ve karşı vekâlet ücretiyle karşılaşmıştı. İncelenen dosyada talep vardır; sorun, sonradan kesinleşen boşanma nedeniyle bu talep hakkında esastan karar kurulamaz hâle gelmesidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hayır. Ev, diğer eşin açık rızası alınmadan devredildiyse bu devre dayanarak evin boşaltılması aile konutu niteliğini tek başına bitirmez.
Kararın verilmesi tek başına yeterli değildir. İncelenen dosyada belirleyici olan, boşanma hükmünün aile konutu davası devam ederken kesinleşmesidir; evlilik hukuken kesinleşmeyle sona ermiştir.
Talep yalnız aile konutu korumasına dayanıyorsa mahkeme davayı ne kabul eder ne de reddeder; esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeder.
Hayır. Dava açıldığı gün haklı olan eş, dava sonradan konusuz kaldı diye giderlere ve karşı tarafın vekâlet ücretine katlanmak zorunda bırakılmaz; paylaştırma o günkü haklılık durumuna göre yapılır.
Hayır. İncelenen kararda tartışma açık rızanın bulunmaması ve tahliyenin etkisi üzerindedir. Şerhin yokluğu, devir zinciri ve üçüncü kişinin hukuki konumu başka dosyalarda ayrıca incelenir; bu karardan bütün üçüncü kişiler için tek bir sonuç çıkarılamaz.
Hayır. Karar, Türk Medenî Kanunu’nun 194. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil talebinin akıbetine ilişkindir. Mal rejiminin tasfiyesi, muvazaa veya başka bağımsız hukuki sebeplere dayanan talepler bu dosyada karara bağlanmamıştır.
Avukat Görüşü
Aile konutuna dayalı tapu iptali ve tescil davasında yalnız tapu kaydına ve taşınmazın bugünkü kullanımına bakmak yeterli değildir. Devir tarihinde taşınmazın aile konutu olup olmadığı, malik olmayan eşin açık rıza verip vermediği, tahliyenin hangi hukuki işleme dayanılarak gerçekleştiği ve boşanma hükmünün kesinleşme tarihi ayrı ayrı belgelenmelidir. Tahliye, eşlerin kendi tercihiyle evden ayrılması değil de rızasız devrin sonucuysa, bu bağlantı dilekçede ve delil listesinde açıkça kurulmalıdır.
Dava devam ederken boşanma hükmü kesinleşirse tapu iptali ve tescil talebinin artık kabul edilemeyeceği hesaba katılmalıdır. Buna karşılık davacı, dava açıldığı tarihte haklı olduğunu yargılama gideri ve vekâlet ücreti yönünden ileri sürmelidir. Kesinleşme belgesi, tapu kayıtları, devir işlemine ilişkin belgeler ve açık rıza bulunmadığını gösteren dosya kapsamı birlikte sunulmalıdır.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.01.2026 tarihli, E. 2025/4484, K. 2026/359 sayılı kararı üzerine genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Taşınmazın kullanım biçimi, devir zinciri, talepler ve evliliğin hukuki durumu her dosyada ayrıca incelenir. Türk Medenî Kanunu’nun 194. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 331. maddesi 2 Ekim 2026 itibarıyla kontrol edilmiş, yazıda anılan bu hükümlerde değişiklik görülmemiştir. Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
