Türkiye’de bir evde boş aile fotoğrafı kartlarını kuşaklar hâlinde inceleyen anonim kişi

Torunun Açtığı Soybağının Reddi Davasında Bir Yıllık Sürenin Dedenin Ölümüyle Başlaması Hakkında Yargıtay Kararı

Nüfus kaydında baba olarak görünen kişinin gerçek baba olmadığı iddiası, çoğu zaman o kaydın sahibi hayattayken değil, aradan kuşaklar geçtikten sonra gündeme gelir. Aile içinde yıllarca konuşulan bir sır, bir mirasın paylaşımı ya da geç yapılan bir DNA testi, torunları dedelerinin gerçekten dedeleri olup olmadığını sorgulamaya yöneltebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.06.2026 tarihli, E. 2026/4203, K. 2026/6984 sayılı kararı, böyle bir talebin hangi davayla ve hangi süre içinde ileri sürülebileceğini gösteriyor. Daire, torunun soybağının reddi davası açma hakkını tanımakla birlikte, bu hakkın nüfustaki dedenin ölümünün öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılması gerektiğini ve somut olayda bu sürenin çoktan dolduğunu belirledi.

Uyuşmazlıkta üç kuşak bulunuyor. Davayı açan torundur; soybağı tartışılan kişi ise torunun 1951 doğumlu ve dava tarihinde hayatta olmayan babasıdır. Nüfusta bu kişinin babası olarak görünen ve 1991’de ölen erkek, davacının kayıtlı dedesidir. Türk Medeni Kanunu bu erkeği “koca”, davacıyı ise “kocanın altsoyu” olarak adlandırır; anlatımı kolaylaştırmak için yazıda “dede” ve “torun” ifadeleri tercih edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2026/4203, K. 2026/6984, 23.06.2026

Belge hazirlaniyor…

Torun, Nüfustaki Dedesinin Gerçek Dede Olmadığını İleri Sürdü

Davacı, babasının biyolojik babasının nüfusta görünen erkek değil, başka bir kişi olduğunu ileri sürerek bu durumun tespitini istedi. Kumluca 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla yaptığı yargılamada talebi babalık davası olarak değerlendirdi. Türk Medeni Kanunu’nun 301. maddesi babalık davası açma hakkını yalnız anne ile çocuğa tanıdığından mahkeme, torunun bu davayı açamayacağı sonucuna vardı ve davayı reddetti. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi de istinaf başvurusunu esastan reddedince dosya, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay’ın önüne geldi.

Davacının Babası Evlilik İçinde Doğduğu İçin Dava Soybağının Reddi Sayıldı

Yargıtay incelemesine davanın adından değil, nüfus kaydındaki bağın nasıl kurulduğundan başladı. Kayıtlara göre davacının babası 1 Eylül 1951’de doğmuştu; annesi ise nüfusta baba görünen erkekle 1 Mayıs 1949’dan beri evliydi. Evlilik devam ederken doğan çocuğun babası kanunen annenin kocası sayıldığından, ortada düzeltilmesi gereken basit bir kayıt hatası değil, evlilik karinesine dayanan ve hukuken geçerli biçimde kurulmuş bir soybağı bulunuyordu.

Böyle bir bağ yürürlükteyken başka bir erkeğin baba olduğu tespit edilemez; önce mevcut bağın soybağının reddi davasıyla ortadan kaldırılması gerekir. Olayları ortaya koymak taraflara, bu olaylara uygun hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkime ait olduğundan Daire, ilk derece mahkemesinin babalık davası yaklaşımını benimsemedi ve talebin gerçek niteliğini soybağının reddi olarak belirledi. Babalık davası ancak çocuk ile başka bir erkek arasında hukuki bir bağ bulunmadığında işlev görebilir.

Aynı ayrım, nüfustaki her baba kaydı için yapılmalıdır. Kayıt bir tanıma beyanına dayanıyorsa tanımanın iptali davası, baştan gerçeğe aykırı bir bildirimle oluşturulmuşsa nüfus kaydının düzeltilmesi gündeme gelir. İzlenecek yolu biyolojik gerçeğe ilişkin iddia değil, kaydın hukuki dayanağı belirler.

Yargıtay Torunun Dava Hakkını Tanıdı

Türk Medeni Kanunu’nun 291. maddesi, soybağının reddi davasını yalnız koca, anne ve çocukla sınırlı tutmaz. Koca kendi dava süresi dolmadan ölmüş, gaipliğine karar verilmiş veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmişse kocanın altsoyu, anası, babası ve baba olduğunu iddia eden kişi de bu davayı açabilir. Davacı, nüfustaki dedesinin torunu olarak bu kişiler arasında yer aldığından Daire, ilk derece mahkemesinin “dava hakkı yoktur” gerekçesini isabetli bulmadı.

Ne var ki dava hakkının tanınması, davanın kabul edileceği anlamına gelmiyordu. Dava hakkı kimin dava açabileceğini, hak düşürücü süre ise bu hakkın hangi tarihe kadar kullanılabileceğini belirler. Somut olayda sonucu belirleyen de bu ikinci soru oldu.

Bir Yıllık Süre Dedenin Ölümünün Öğrenilmesiyle Başladı

291. madde, torun gibi diğer ilgililere tanıdığı dava hakkını bir yıllık süreye bağlar ve bu sürenin doğumun ve kocanın ölümünün öğrenilmesiyle başlayacağını açıkça belirtir. Nüfusta dede görünen erkek 25 Mayıs 1991’de ölmüş, torun ise davayı ancak 10 Mayıs 2024’te, yani ölümden yaklaşık 33 yıl sonra açmıştı. Daire bu tarihler karşısında davanın bir yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığına karar verdi.

Davacının gerçeği sonradan öğrenmiş olması da sonucu değiştirmedi. Dede davayı kendisi açsaydı, süre onun baba olmadığını öğrendiği tarihte işlemeye başlayacaktı. Maddenin son fıkrası kocanın davasına ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağını öngördüğünden, aynı ölçütün toruna da uygulanması gerektiği savunulabilirdi. Yargıtay bu yorumu kabul etmedi. Daireye göre kıyasa ancak kanunda açık bir düzenleme bulunmadığında başvurulabilir; torunun süresi ve bu sürenin başlangıç anı ise maddenin ilk fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir.

Süre dolmuş olduğundan mahkemenin DNA incelemesine başvurmasına ya da gerçek babanın kim olduğunu araştırmasına gerek kalmadı. Hak düşürücü süre mahkemece kendiliğinden gözetilir ve süre geçtikten sonra biyolojik bağa ilişkin deliller ne kadar güçlü olursa olsun davanın esasına girilmez.

Kanun Neden Süreyi Biyolojik Gerçeğin Öğrenilmesine Bağlamıyor?

Karar ilk bakışta biyolojik gerçeği arayan bir kişiye kapıyı kapatıyor gibi görünebilir. Daire de gerekçesinde, Anayasa Mahkemesinin 25.06.2009 tarihli, E. 2008/30, K. 2009/96 sayılı kararına atıfla, genetik kökeni kendisine ait olmayan çocuğu reddetme hakkının kişinin en temel haklarından biri olduğunu hatırlatıyor.

Buna karşılık soybağı, yalnız iki kişi arasındaki biyolojik bir ilişki değil; miras, nafaka ve nüfus kayıtları gibi pek çok hukuki sonuca bağlanan bir statüdür. Kocanın ölümünden sonra açılan davalarda süreyi biyolojik gerçeğin öğrenildiği ana bağlamak, onlarca yıl önce kurulmuş aile ilişkilerini ve bunlara dayanan hakları süresiz biçimde tartışmaya açık bırakabilirdi. Kanunun diğer ilgililer için belirli ve dışarıdan tespit edilebilen bir başlangıç anı seçmesi, soybağının istikrarını ve hukuki güvenliği koruma amacıyla açıklanabilir.

Yargıtay Kararı Bozmadı, Gerekçesini Değiştirdi

Yeniden yargılama yapılmasını gerektiren bir eksiklik bulunmadığından Daire dosyayı ilk derece mahkemesine geri göndermedi. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin dördüncü fıkrasına dayanarak Bölge Adliye Mahkemesinin kararını kaldırdı; ilk derece mahkemesinin ret hükmünü ise gerekçesini hak düşürücü süre olarak değiştirerek düzeltip onadı.

Böylece davanın sonucu aynı kalsa da ret sebebi köklü biçimde değişti. Torun, dava açamayacağı için değil, sahip olduğu hakkı süresinde kullanmadığı için kaybetti. Bu nedenle karar, torunların soybağının reddi davası açamayacağı yönünde bir emsal olarak gösterilemez.

Karar Her Torunun Dava Açabileceği Anlamına Gelmez

Kararın tanıdığı dava hakkı koşulsuz değildir. Torun ancak dede kendi dava süresi dolmadan ölmüş, gaipliğine karar verilmiş veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmişse 291. maddeye dayanabilir. Somut dosyada bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca tartışılmadığından karar, bu konuda yol gösterici değildir. Koşullar mevcut olsa bile doğumun ve ilgili olayın öğrenilmesinden itibaren işleyen bir yıllık süreye uyulması gerekir.

Karar ayrıca soybağının reddi davasında kimlerin davalı gösterileceğini tartışmıyor ve biyolojik babanın kim olduğuna ilişkin herhangi bir tespit içermiyor.

Sıkça Sorulan Sorular

Koşulları varsa edebilir. Dede kendi dava süresi dolmadan ölmüş, gaipliğine karar verilmiş veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmişse torun, Türk Medeni Kanunu’nun 291. maddesine göre soybağının reddi davası açabilir.

Bir yıldır. Bu süre, doğumun ve dedenin ölümü, gaipliği ya da ayırt etme gücünü kaybetmesi olgusunun öğrenilmesiyle işlemeye başlar.

Hayır. Yargıtay, kocanın davasında geçerli olan öğrenme ölçütünün torun için kıyasen uygulanamayacağını belirtti.

Hayır, hak düşürücü süredir. Taraflar ileri sürmese bile mahkeme bu süreyi kendiliğinden dikkate alır.

Evlilik içinde doğan çocuğun babası kanunen annenin kocasıdır. Bu bağ kaldırılmadan başka bir erkekle soybağı kurulamayacağından önce soybağının reddi davası açılmalıdır.

Hayır. Süre geçmişse mahkeme biyolojik bağı araştırmadan davayı reddeder.

Hayır. Ret sonucunu korudu, yalnız gerekçeyi değiştirerek kararı düzeltip onadı.

Avukat Görüşü

Nüfus kaydındaki babalığa itiraz edilmeden önce kaydın hangi hukuki temele dayandığı belgelerle ortaya konulmalıdır. Tam tekmil nüfus kayıt örneği, doğum tarihi ve annenin evlenme tarihi birlikte incelendiğinde bağın evlilikten mi, tanımadan mı yoksa gerçeğe aykırı bir bildirimden mi kaynaklandığı anlaşılır; doğru dava türü ancak bu tespitten sonra seçilebilir.

Dava torun, kocanın anne ve babası ya da biyolojik baba olduğunu iddia eden kişi tarafından açılacaksa, kocanın ölüm, gaiplik veya ayırt etme gücü kaybı tarihi ile davacının bu olayı ne zaman öğrendiği dilekçede açıkça gösterilmelidir. Öğrenme tarihi tartışmalıysa mirasçılık belgesi, tebligatlar ve diğer resmî kayıtlar en baştan dosyaya sunulmalıdır. Ölüm üzerinden onlarca yıl geçmiş ve sürenin neden dolmadığı somut delillerle açıklanamıyorsa davanın süre yönünden reddedilme ihtimali yüksektir; yargılama giderleri ve karşı vekâlet ücreti riski de bu gözle değerlendirilmelidir.

Davalı taraf açısından ise karar, dava hakkı itirazından çok süre itirazını öne çıkarıyor. Davacı gerçekten kocanın torunuysa “dava hakkı yoktur” savunması sonuç vermeyebilir; asıl tartışılması gereken, bir yıllık sürenin hangi tarihte işlemeye başladığıdır.

Bilgilendirme Notu

Bu içerik, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.06.2026 tarihli, E. 2026/4203, K. 2026/6984 sayılı kararı üzerine genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Soybağının kuruluş biçimi, dava hakkı ve hak düşürücü sürenin başlangıcı her dosyanın kendi kayıtlarıyla incelenir. Mevzuat ile yargı uygulaması değişebilir.

Son Güncelleme 27.09.2026

Av. Arb. M. Fatih Yavaş

Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Baro Bursa Barosu
Scroll to Top