Mal paylaşımı davalarında birden fazla taşınmaz için alacak istenebilir. Dava dilekçesinde hangi taşınmaz için ne kadar istendiği gösterilmezse, mahkemenin hangi talebi ne ölçüde kabul ettiği de belirsizleşir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.06.2026 tarihli, E. 2025/4717, K. 2026/6407 sayılı kararında böyle bir dosyada bölge adliye mahkemesi kararını kaldırdı ve ilk derece mahkemesi kararını bozdu.
İçindekiler
Daire dört eksikliğe dikkat çekti. Mahkeme her taşınmaz için istenen tutarı davacıya açıklattırmamış, yalnız bir taşınmaz için kısmen kabul ettiği davayı hükümde tam kabul olarak yazmış, katkı payı alacağını belirlenen değerden farklı bir taşınmaz değeriyle hesaplamış ve belirsiz alacak davasında davacıya talebini tam olarak belirlemesi için süre vermemişti.
Mahkeme yalnız bir taşınmazda katkı bulduğu hâlde davayı tam kabul etmişti
Davacı erkek, 11.09.2018 tarihinde açtığı davada iki taşınmaz nedeniyle mal rejiminin tasfiyesini istedi. Dava dilekçesinde hangi alacak kalemi için ne kadar istendiği açıklanmamıştı. Mahkeme, taşınmazlardan yalnız biri olan 9 numaralı bağımsız bölümde erkeğin katkısı bulunduğunu kabul etti ve davayı bu taşınmaz yönünden kısmen kabul etti. Kararın sonuç kısmında, yani hüküm fıkrasında ise davanın tamamen kabulüne karar verildiği yazıldı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunu esastan reddetti. Temyiz aşamasında davacı tarafta erkeğin mirasçısı yer alıyordu ve karar her iki tarafça temyiz edildi. Yargıtay her iki tarafın itirazlarını kısmen yerinde buldu; bölge adliye mahkemesi kararını kaldırdı ve ilk derece mahkemesi kararını bozdu.
Her taşınmaz için ne istendiği davacıya açıklattırılmalıydı
Kadın tarafın itirazı üzerine Daire, davacının taleplerinin açık olmadığını ve mahkemenin bunu açıklattırmadığını tespit etti. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesi hâkime, belirsiz veya çelişkili gördüğü konularda taraflardan açıklama isteme görevi verir. Daireye göre mahkeme önce bu ödevi yerine getirmeli ve davacıdan her alacak kalemi için ne kadar istediğini ayrı ayrı açıklamasını istemeliydi. Davacı açıklama yapmazsa her kalem için eşit tutarda alacak istendiği kabul edilir. Karar “alacak kalemi” ifadesini kullanıyor; bu dosyada talepler iki ayrı taşınmaza dayandığı için açıklamanın taşınmaz bazında da yapılması gerekir.
Eşit dağılım kabulü, taşınmazların yarı yarıya paylaşılacağı veya davacının her taşınmaza aynı oranda katkı yaptığı anlamına gelmez. Yalnızca dilekçedeki toplam talebin kalemlere nasıl bölüneceğini belirler. Dağılımın bilinmesi gerekir; çünkü Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesine göre hâkim talep sonucuyla bağlıdır ve istenenden fazlasına karar veremez. Bir taşınmaz için istenen tutar belli değilse, o taşınmaz için hükmedilen alacağın talebi aşıp aşmadığı da denetlenemez.
Kısmen kabul edilen dava hükümde tam kabul gibi yazılamaz
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin ikinci fıkrası, taleplerden her biri hakkında verilen hükmün, taraflara yüklenen borçların ve tanınan hakların sıra numarası altında, açık ve tereddüt uyandırmayacak biçimde yazılmasını ister. Bu dosyada mahkeme davayı yalnız bir taşınmaz yönünden kısmen kabul ettiği hâlde, iki taşınmaza ilişkin talepler hakkında ayrı ayrı hüküm kurmamıştı. Daire, her talep için ayrı hüküm kurulması gerekirken davanın tam kabulüne karar verilmesini hatalı buldu.
Mal rejimi davalarında bir talebin hiç incelenmemesi de benzer bir bozma sebebidir; mal rejimi tasfiyesinde kira geliri talebinin incelenmemesine ilişkin Yargıtay kararı bu duruma bir örnektir. İncelenen dosyadaki sorun ise taleplerin hiç ele alınmaması değil, varılan sonucun hükümde yanlış ve toptan yazılmasıdır.
Katkı payı alacağı belirlenen rayiç değerle hesaplanmalıydı
Erkeğin mirasçısının itirazları hesaba ilişkindi. Yargıtay, 9 numaralı bağımsız bölümde katkı bulunduğuna dair kabulü yerinde buldu; hata, hesapta kullanılan taşınmaz değerindeydi. Katkı payı alacağı, taşınmazın dava tarihindeki (11.09.2018) rayiç değeri ile belirlenen katkı oranı çarpılarak hesaplanmalıydı. Bu değer 362.438,28 TL olarak belirlenmişken mahkeme hesabı 326.438,00 TL üzerinden yapmıştı.
Katkı payı alacağı ile edinilmiş mallara katılma rejimindeki katılma alacağı farklı alacaklardır ve değerleme tarihleri de farklıdır. Katılma alacağında karar tarihine en yakın değer esas alınırken, bu karardaki katkı payı alacağında dava tarihindeki değer kullanılmıştır. Bu nedenle dava tarihindeki değerin esas alınması bütün mal rejimi alacaklarına genel kural olarak uygulanamaz. Davanın genel işleyişi için mal paylaşımı davasının nasıl açıldığını ve mal rejiminin tasfiyesini anlatan rehbere bakılabilir.
Belirsiz alacak davasında davacıya talebini tam olarak belirlemesi için süre verilmeliydi
Dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştı; yani davacı başlangıçta alacağın tam tutarını bilemediği için geçici bir tutar göstermişti. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinin ikinci fıkrasına göre alacağın miktarı tam ve kesin olarak belirlenebilir hâle geldiğinde hâkim, tahkikat (delillerin toplanıp incelendiği aşama) sona ermeden davacıya kendiliğinden süre vermelidir. Davacı bu sürede talebinin tam tutarını bildirir. Mahkeme bu süreyi vermeden karar kurduğu için bu eksiklik de bozma sebebi oldu.
Belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. madde, 31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırıldı. Kanunun geçiş hükmüne göre madde, kaldırıldığı tarihten önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. İncelenen dava 2018’de açıldığı için bozmadan sonraki yargılamada da 107. madde uygulanacaktır. 31.07.2026 ve sonrasında açılan davalarda ise kendiliğinden süre verilmesine ilişkin bu kurala dayanılamaz.
İki tarafın itirazları neden kısmen kabul edildi?
Daire, karşı karşıya duran iki tarafın itirazlarını farklı noktalarda kısmen yerinde buldu. Kanaatimizce bu sonuç çelişkili değildir, çünkü her bozma sebebi tarafların ayrı bir hakkını korur. Davacı, alacağının doğru taşınmaz değeri üzerinden hesaplanmasını ve talebini tam olarak belirleme imkânını elde eder. Davalı da hangi taşınmaz için ne kadar borçlu olduğunu açıkça görür ve istenenden fazlasına mahkûm edilmez. Yargıtay kesin bir alacak tutarı belirlemedi; alacak bozmadan sonra ilk derece mahkemesinde yeniden hesaplanacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Açılabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110. maddesine göre davacı, aynı davalıya karşı aralarında bağlantı bulunmasa bile birden fazla asıl talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bu durumda her talep için ne istendiği ve mahkemenin her biri hakkında ne karar verdiği ayrı ayrı belli olmalıdır.
Hayır. Katılma alacağı, edinilmiş mallara katılma rejiminde Türk Medeni Kanunu’nun 231-236. maddelerine göre hesaplanır. Katkı payı alacağı ise özellikle 01.01.2002’den önce, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallara diğer eşin yaptığı katkı için gündeme gelir.
Bu davalarda 107. maddedeki süre kuralı uygulanmaz. 7589 sayılı Kanunla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesine eklenen dördüncü fıkraya göre, alacağın yalnız bir kısmı dava edilmişse talep aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikatın sonuna kadar artırılabilir.
Avukat Görüşü
Birden fazla taşınmaz için mal rejimi davası açılırken dilekçede her taşınmaz için istenen tutar ayrı satırlarda gösterilmelidir. Bilirkişinin belirlediği taşınmaz değeri ile hükümde hesaba alınan değer ayrıca karşılaştırılmalıdır. Hüküm tebliğ edildiğinde de her taşınmaz için gerekçede varılan sonuçla hüküm fıkrasının örtüşüp örtüşmediği kontrol edilmeli, uyumsuzluk varsa kanun yolu başvurusunda açıkça gösterilmelidir.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.06.2026 tarihli, E. 2025/4717, K. 2026/6407 sayılı kararı hakkında genel bilgi verir; kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Davanın açılış tarihi, alacak türü ve dosyadaki işlemler her davada ayrıca incelenir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun resmî metni ve 7589 sayılı Kanunla yapılan değişiklik 05.10.2026 itibarıyla dikkate alınmıştır. Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
