Adliye koridorunda birlikte yürüyen anne ve çocuk

Babasıyla İletişimi Bulunmayan Çocuğa Annesinin Bekârlık Soyadının Verilmesi Hakkında Yargıtay Kararı

Boşanmadan sonra velayeti kendisine bırakılan anne, çocuğun babadan gelen soyadı yerine annesinin bekârlık soyadını taşımasını mahkemeden isteyebilir. Böyle bir davada mahkeme, annenin velayet hakkının çocuğun soyadını belirlemeyi de kapsayıp kapsamadığını ve soyadı değişikliğinin çocuğun üstün yararına, yani çocuğun yararlarının öncelikle korunması ilkesine uygun olup olmadığını değerlendirir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 27.02.2024 tarihli, E. 2024/95, K. 2024/1241 sayılı kararında bu iki soruyu birlikte cevaplamıştır. Annenin talebini önce davaya ilk bakan mahkeme olan İlk Derece Mahkemesi, ardından bu karara yapılan itirazı inceleyen bölge adliye mahkemesi reddetmişti. Yargıtay ise çocuğun doğumundan beri babası ve babasının ailesiyle iletişimi bulunmadığını gösteren tanık anlatımlarına dayanarak davanın kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle bölge adliye mahkemesinin kararını ortadan kaldırmış, yani geçersiz kılmış; İlk Derece Mahkemesinin ret kararını da bozmuş, yani hukuka aykırı bularak yeniden karar verilmek üzere geri göndermiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/95, K. 2024/1241, 27.02.2024

Belge hazırlanıyor…

Anne soyadı değişikliğini hangi olaylara dayandırdı?

Dava, tarafların boşanmasından ve ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesinden sonra açılmıştır. Kadın tarafın vekili dava dilekçesinde babanın, çocuğun doğumundan bir hafta sonra evi terk ettiğini, o günden sonra çocuğunu görmediğini, onunla ilgilenmediğini ve nafaka ödemediğini ileri sürmüştür. Vekil ayrıca soyadlarının farklı olması yüzünden annenin günlük işlemlerde sorun yaşadığını, anaokuluna başlayan çocuğun da sosyal ortamlarda aynı sorunla karşılaşacağını belirterek çocuğun soyadının annenin bekârlık soyadıyla değiştirilmesini istemiştir. Karara göre davalılar cevap dilekçesi vermemiştir.

İlk Derece Mahkemesi davayı reddetmiştir. İlk Derece Mahkemesine göre ana ve babanın velayet hakkı kapsamında çocuğa soyadı koyma yetkisi yoktur; çocuğun soyadını soybağı belirler ve Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesi karşısında bu soyadının velayete dayanılarak değiştirilmesi mümkün değildir. İlk Derece Mahkemesi, boşanma nedeniyle velayetin anneye verilmesini haklı neden saymamış ve soyadı değişikliğinin çocuğun evlilik içinde doğmakla kazandığı statüye ve üstün yararına zarar vereceğini kabul etmiştir.

Kadın tarafın vekili bu karara karşı istinaf yoluna, yani bölge adliye mahkemesine başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesi, annenin soyadı değişikliğinde çocuğun üstün yararı bulunduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle başvuruyu esastan, yani uyuşmazlığın kendisini inceleyerek reddetmiştir. Bu karar oy çokluğuyla, yani heyetteki hâkimlerin tamamının değil çoğunluğunun görüşüyle verilmiştir. Kadın tarafın vekili bunun üzerine temyiz yoluna, yani Yargıtay’a başvurmuş; babanın çocuk doğduktan sonra onu bir kez bile görmeye gelmediğini ve çocuğun üstün yararının ispatlandığını ileri sürmüştür.

Yargıtay velayet hakkı ile çocuğun soyadı arasında nasıl bir bağ kurdu?

Yargıtay, İlk Derece Mahkemesinin görüşünü benimsememiştir. Karara göre velayet hakkı kapsamında çocuğun soyadını belirleme hakkı da yer alır ve velayet sahibi annenin çocuğun soyadının kendi soyadıyla değiştirilmesi yönündeki talebi bu yetkinin kullanılmasıyla ilgilidir. Yargıtay bu yetkiyi sınırsız da görmemiş ve kararda “Sadece velâyet hakkına sahip olmak, velâyet hakkına sahip davacı anneye bekarlık soyadını çocuğuna kendiliğinden verme hakkını kazandırmaz.” demiştir. Yetkinin kullanılması çocuğun üstün yararına aykırı olmamalıdır.

Yargıtay, anne ile babanın durumunun bu değerlendirmede hangi ölçüde dikkate alınacağını da belirtmiş ve “Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.” demiştir.

Yargıtay ilgili hukuk arasında Anayasa Mahkemesinin 8.12.2011 tarihli, E. 2010/119, K. 2011/165 sayılı kararını da saymıştır. Anayasa Mahkemesi bu kararda, Soyadı Kanunu’ndaki “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” hükmünü iptal etmiş ve “Çocuğun soyadını seçme hakkı, velayet hakkı kapsamında yer alır.” demiştir.

Tanık anlatımları neden davanın kabulünü gerektirdi?

Yargıtay bu ölçüyü dosyaya uygularken iddiaları ve tanık anlatımlarını birlikte değerlendirmiştir. Tanık anlatımlarından, çocuğun doğumundan itibaren çocuk ile baba ve babanın ailesi arasında iletişim bulunmadığı anlaşılmıştır. Yargıtay’a göre bu durumda soyadı değişikliğinin çocuğun üstün yararına uygun olduğu ispatlanmıştır; davanın kabulü gerekirken reddedilmesi doğru değildir.

Hüküm fıkrasına göre Yargıtay, istinaf başvurusunu esastan reddeden bölge adliye mahkemesi kararını davacı yararına ortadan kaldırmış ve İlk Derece Mahkemesinin kararını davacı yararına bozmuştur. Dosya İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Karar oy birliğiyle verilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi aynı sonuca 15.06.2026 tarihli, E. 2026/3826, K. 2026/6588 sayılı kararında da varmış; çocuğun soyadının annesinin bekârlık soyadıyla değiştirilmesi için açılan davada, toplanan delillerin ve tanık beyanlarının değişikliğin çocuğun üstün yararına olduğunu gösterdiğini belirterek ret kararını bozmuştur. O kararda tanıkların ne anlattığı yer almaz. Kanaatimizce incelenen karar, sonucu belirleyen olguyu açıkça göstermesiyle ayrılır; bu olgu çocuğun doğumundan beri babası ve babasının ailesiyle iletişiminin bulunmamasıdır.

Bu karar her boşanmış anneye çocuğuna kendi soyadını verme imkânı tanır mı?

Hayır. Yargıtay velayetin anneye verilmiş olmasını tek başına yeterli görmemiş ve kararda “Boşanma sonrası velâyet hakkına sahip davacı anne çocuğun üstün yararı varsa çocuğa kendi bekarlık soyadının verilmesini isteyebilir.” demiştir. Bu dosyada Yargıtay iddiaları ve tanık anlatımlarını birlikte göz önünde tutmuş, gerekçesinde ise çocuğun doğumundan beri babası ve babasının ailesiyle iletişiminin bulunmamasını ayrıca vurgulamıştır.

Kanaatimizce kararın katkısı, velayetin çocuğa soyadı verme yetkisi sağlamadığını kabul eden İlk Derece Mahkemesi yaklaşımını reddetmesi ve velayet hakkını annenin talebinin dayanağı olarak görmesidir. Bununla birlikte karar, babasıyla düzenli iletişimi bulunan bir çocuk için aynı sonucun çıkıp çıkmayacağı konusunda bir ölçü koymaz. Davanın kime karşı açılacağı, babanın davaya katılması ve kararın nüfus kaydına işlenmesi gibi isim değiştirme davası sürecine ilişkin konular da kararda tartışılmamıştır.

Sıkça Sorulan Sorular

Hayır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 128. maddesine göre süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, dava dilekçesindeki vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bu nedenle anne, çocuğun üstün yararını gösteren olguları yine delille ispatlamak zorundadır; incelenen dosyada da davalılar cevap vermediği hâlde dava İlk Derece Mahkemesinde reddedilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesine göre Yargıtay, “Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması” gibi sebeplerle temyiz olunan kararı bozar. İncelenen dosyada da dava iki aşamada reddedilmiş, Yargıtay ise dosyadaki iddia ve tanık anlatımlarına göre üstün yararın ispatlandığını belirterek bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırmış ve İlk Derece Mahkemesinin ret kararını bozmuştur.

Bu güçlük dava dilekçesinde anlatılabilir; incelenen dosyada da anne, anaokuluna başlayan çocuğun sosyal ortamlarda soyadı farkı nedeniyle sorun yaşayacağını ileri sürmüştür. Yargıtay ise sonucu dosyadaki iddia ve tanık anlatımlarını birlikte değerlendirerek kurmuş, gerekçesinde çocuk ile baba ve babanın ailesi arasında iletişim bulunmadığını ayrıca belirtmiştir.

Avukat Görüşü

Velayet sahibi anne bu tür bir talepte bulunacaksa dava dilekçesinde çocuk ile baba ve babanın ailesi arasındaki ilişkiyi tarihleriyle anlatmalıdır. Babanın evden ne zaman ayrıldığı, çocuğu en son ne zaman gördüğü ve bayram, doğum günü veya hastalık gibi dönemlerde arayıp aramadığı ayrı ayrı yazılmalıdır. Tanıklar bu olayları doğrudan gören kişilerden seçilmeli ve neyi kendi gözleriyle gördüklerini anlatabilmelidir.

Talep yalnız annenin isteğine veya eski eşle yaşanan anlaşmazlığa dayandırılmamalıdır. Dava ilk derecede ve istinafta reddedilse bile temyiz dilekçesinde hangi tanık anlatımının çocuğun üstün yararını gösterdiği ve alt mahkemelerin bu anlatımı nasıl değerlendirmediği somut olarak yazılmalıdır.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.02.2024 tarihli, E. 2024/95, K. 2024/1241 sayılı kararı hakkında genel bilgi verir; kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Yazıda anılan kanun hükümleri ve Anayasa Mahkemesi kararı 08.11.2026 tarihinde resmî metinden kontrol edilmiştir; mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.

Yukarı Çık