Boşanma sürecinde psikolojik destek almak, davada aleyhe kullanılabilecek bir zayıflık değildir. Terapiye gitmek kusur sayılmaz, velayetin kaybedilmesi sonucunu da kendiliğinden doğurmaz. Hukuken tartışılan konu, kişinin destek alıp almadığı değil, varsa bir rahatsızlığın çocuğun bakımına veya güvenliğine somut biçimde yansıyıp yansımadığıdır. Terapi kayıtlarının dosyaya girip giremeyeceği ise ayrı bir sorudur ve büyük ölçüde kaydın hangi yolla elde edildiğine bağlıdır.
İçindekiler
Boşanma sürecinde psikolojik destek almak davada aleyhe kullanılır mı?
Kural olarak hayır. Türk hukukunda terapi almayı, psikiyatriste başvurmayı veya ilaç kullanmayı olumsuz bir hukuki sonuca bağlayan bir hüküm yoktur. Aksine kanun koyucu, şiddete maruz kalan kişiler bakımından psikolojik desteği bir koruma aracı olarak düzenlemiştir.
Uygulamada karşılaşılan durum farklıdır. Karşı taraf, destek alındığını öğrendiğinde bunu çoğu zaman “ruhsal durumu yerinde değil” biçiminde bir iddiaya dönüştürmeye çalışır. Böyle bir iddianın dosyada sonuç doğurabilmesi için iki şeyin birlikte gerçekleşmesi gerekir. İddia, somut olgularla ortaya konulmalı ve bu olgular usulüne uygun elde edilmiş delillerle ispatlanmalıdır. “Terapiye gidiyor” cümlesi tek başına bunların hiçbirini karşılamaz.
Destek almaktan kaçınmanın da bir bedeli vardır. Boşanma süreci uzun sürer ve kişinin karar verme kapasitesini zorlar. Duruşmadaki beyanın tutarlılığı, protokol görüşmelerinde verilen kararların sağlıklı olması ve çocukla kurulan ilişkinin sürdürülebilmesi çoğu zaman kişinin ruhsal olarak ayakta kalabilmesine bağlıdır.
Terapiye gitmek kusur sayılır mı?
Sayılmaz. Boşanma davasında kusur, evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerin ihlalinden doğar. Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca eşler, birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdür; ayrıca birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Bir kişinin kendi sağlığı için uzman desteği alması bu yükümlülüklerden hiçbirine aykırılık oluşturmaz.
Kusur değerlendirmesine giren davranışlar bellidir ve boşanmada kusur sayılan davranışlar ayrı bir yazıda toplanmıştır. Tedavi görmek bu katalogda yer almaz. Buna karşılık bir rahatsızlığın tedavisinin bilerek reddedilmesi ve bunun sonucunda eşe ya da çocuğa zarar veren davranışların sürmesi, kusur tartışmasının konusu olabilir. Burada değerlendirilen şey tedavi değil, tedavi edilmeyen durumun yarattığı somut davranışlardır.
Aynı ayrım tazminat taleplerinde de geçerlidir. Eşin psikolojik destek alması, kendisine karşı maddi veya manevi tazminat istenmesini haklı kılan bir sebep oluşturmaz.
Ruh sağlığı velayet kararını hangi durumda etkiler?
Velayette ölçüt çocuğun yararıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi, velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişkisi düzenlenirken çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarının esas tutulacağını belirtir. Aynı Kanun’un 339. maddesi de ana ve babanın, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak karar alacağını düzenler.
Bu çerçevede mahkemenin sorduğu soru, ebeveynin bir tanısının bulunup bulunmadığı değildir. Mahkeme, çocuğun günlük bakımının aksayıp aksamadığını, çocuğun güvenliğinin tehlikeye girip girmediğini ve ebeveynin çocuğa yönelik sorumluluklarını fiilen yerine getirip getiremediğini araştırır. Tanı ile bu sonuçlar arasında kurulacak bağ, soyut bir varsayımla değil dosyadaki verilerle kurulmalıdır.
Bağın kurulduğu hâllerde sonuç ağır olabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 348. maddesi, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaması ya da bu önlemlerin yetersiz olacağının önceden anlaşılması kaydıyla, ana ve babanın hastalığı sebebiyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi hâlinde velayetin kaldırılmasına karar verileceğini düzenler. Maddedeki iki eşik birlikte aranır. Önce hastalığın velayet görevinin yerine getirilememesine yol açtığı, sonra da daha hafif önlemlerin yetersiz kaldığı ortaya konulmalıdır. Şartları ve uygulaması velayetin kaldırılması davası başlığı altında ayrıca açıklanmıştır.
Psikiyatrik tanı ya da tedavi tek başına velayet kaybına yol açar mı?
Hayır. Velayet uyuşmazlıklarında mahkemeden beklenen, iddia edilen olumsuz etkinin gerçekten var olup olmadığını araştırmaktır. Bu araştırma yapılmadan yalnızca bir sağlık kaydına dayanılarak velayetin el değiştirmesi, çocuğun yararının somut olarak değerlendirilmediği anlamına gelir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.01.2021 tarihli, 2020/6360 E., 2021/431 K. sayılı kararında, alınan sosyal inceleme raporunda çocukların anne yanında kalmalarının fiziksel, sosyal, kültürel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyeceğinin ispatlanamadığı belirtilmiş; çocukların yargılama boyunca anne yanında yaşadıkları ve alıştıkları ortamdan ayrılmalarının öngörülemeyeceği gözetilerek velayetin anneye bırakılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Karar, ebeveynin durumuna ilişkin iddianın çocuk üzerindeki etkisinin ispat edilmesi gerektiğini gösterir.
Çocuğun mevcut yaşam düzeninin korunması da aynı yönde işler. Çocuk fiilen bir ebeveynin yanında düzenli bir hayat sürüyorsa, bu düzeni bozacak bir değişiklik için ileri sürülen sebebin çocuğa gerçekten zarar verdiğinin gösterilmesi beklenir. Velayet uyuşmazlığının genel çerçevesi için velayet davası sayfasına bakılabilir.
Terapi ve sağlık kayıtları gizli midir?
Gizlidir. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 23. maddesi uyarınca sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen hâller dışında hiçbir şekilde açıklanamaz. Aynı Yönetmeliğin 21. maddesi hastanın mahremiyetine saygı gösterilmesini esas kabul eder ve tedaviyle ilgisi olmayan kişilerin müdahale sırasında bulunmamasını ve şahsi ile aile hayatına müdahale edilmemesini bu esasın gereği sayar.
Kişisel verilerin korunması mevzuatı bakımından da sağlık bilgileri ayrı bir rejime tabidir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesi sağlık verilerini özel nitelikli kişisel veri sayar ve bunların işlenmesini kural olarak yasaklar. Maddenin 7499 sayılı Kanun’la değiştirilen ve 1 Haziran 2024’te yürürlüğe giren hâlinde işlemeye izin veren sebepler sınırlı olarak sayılmıştır; açık rıza, kanunlarda açıkça öngörülme, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunluluk ve tıbbi teşhis, tedavi ile bakım hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla sır saklama yükümlülüğü altındaki kişilerce işlenme bunlar arasındadır.
Gizliliğin ihlali ceza hukuku bakımından da sonuç doğurur. Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi uyarınca kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Eşin tedavi kayıtlarını izinsiz biçimde alması, bu hükmün kapsamına girebilecek bir eylemdir.
Diğer eş terapi kayıtlarını mahkemeye sunabilir mi?
Kendi başına ele geçirdiği kayıtları sunamaz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin ikinci fıkrası, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağını açıkça düzenler. Eşin bilgisayarından indirilen rapor, çantasından alınan reçete veya hastane kaydına başkasının kimliğiyle ulaşılarak elde edilen belge bu yasağın içinde kalır.
Delilin içeriğinin doğru olması sonucu değiştirmez. Değerlendirme, belgenin gerçekliği üzerinden değil elde ediliş biçimi üzerinden yapılır. Aynı ölçüt dijital kayıtlar bakımından da geçerlidir; WhatsApp mesajlarının delil değeri tartışması da bu çizgide yürür.
Hukuka aykırı delil sunmanın ayrıca bir maliyeti vardır. Belge dosyadan dışlanmakla kalmaz; sunan taraf hakkında suç duyurusunda bulunulabilir ve bu davranış kusur değerlendirmesinde kendi aleyhine sonuç doğurabilir.
Mahkeme terapi kayıtlarını doğrudan isteyebilir mi?
İsteyebilir, ancak bu yol da sınırsız değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221. maddesinin birinci fıkrasına göre mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar verirse belgenin ibrazını emreder. Hastane kayıtları ve uzman dosyaları bu kapsamda talep edilebilir.
Maddenin üçüncü fıkrası ise bu yetkiyi dengeler. Belgeyi ibraz zorunda olanlar, tanıklıktan çekinmeye ilişkin hükümlere göre belgeyi ibrazdan veya bu konudaki tanıklıktan çekinebilir. Sır saklama yükümlülüğü altındaki bir sağlık çalışanı, mahkemenin müzekkeresi karşısında çekinme hakkını kullanabilir.
Talebin kabul edilebilmesi için ispat zorunluluğunun gösterilmesi gerekir. “Karşı tarafın bütün sağlık kayıtları getirtilsin” biçimindeki genel bir istem bu şartı karşılamaz. Hangi vakıanın ispatı için hangi döneme ait hangi kaydın gerektiği somut olarak açıklanmalıdır. Aksi hâlde talep, uyuşmazlıkla ilgisi kurulmamış bir araştırma niteliği taşır.
Terapist mahkemede tanık olarak dinlenebilir mi?
Dinlenebilir, fakat çekinme hakkı vardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 249. maddesi uyarınca kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebilir. Sağlık hizmeti sırasında öğrenilen bilgiler de bu korumadan yararlanır.
Çekinme hakkı mutlak değildir. Aynı madde, sır sahibi tarafından sırrın açıklanmasına izin verilmesi hâlinde bu kimselerin tanıklıktan çekinemeyeceğini düzenler. Yani izni verecek olan kişi, hakkında kayıt tutulan hastadır. Karşı eşin talebi veya mahkemenin genel nitelikli bir müzekkeresi bu izin yerine geçmez.
Uygulamada bu, tedavi gören tarafa bir tercih hakkı bırakır. Kendi lehine olduğunu düşündüğü hâllerde kayıtların açıklanmasına izin verebilir; aksi hâlde gizliliğin korunmasını isteyebilir. Tercihin dosya bütününde nasıl bir izlenim bırakacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Mahkeme uzmanı ile özel terapist aynı kişi olabilir mi?
Olmamalıdır. İkisinin görevi, muhatabı ve yükümlülükleri birbirinden ayrıdır. Özel terapist, danışanıyla arasındaki güven ilişkisi içinde çalışır ve sır saklama yükümlülüğü altındadır. Aile mahkemesi uzmanı ise mahkeme adına inceleme yapar ve bulgularını mahkemeye bildirir.
Bu ayrımın kanuni dayanağı vardır. 4787 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca her aile mahkemesine birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı atanır; bu uzmanlar mahkemece istenen konularda araştırma ve inceleme yaparak sonucunu bildirir. İncelemenin kapsamı ve raporun hükme etkisi velayet davasında sosyal inceleme raporu başlığı altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Aynı kişinin hem danışmanlık verip hem mahkemeye rapor sunması, iki rolün gereklerini aynı anda karşılayamaz. Bir tarafla önceden terapi ilişkisi kurmuş bir uzmanın aynı dosyada mahkeme adına inceleme yapması hâlinde, raporun tarafsızlığına yönelik itiraz gündeme gelir.
Çocuğun terapiye götürülmesi için diğer ebeveynin onayı gerekir mi?
Cevap velayetin kimde olduğuna göre değişir. Velayet tek başına bir ebeveyne bırakılmışsa, çocuğun bakımına ilişkin kararları Türk Medeni Kanunu’nun 339. maddesi çerçevesinde o ebeveyn alır; çocuğun terapiye başlaması için diğer tarafın onayı aranmaz. Ortak velayette ise çocuğa ilişkin önemli kararlar birlikte alınır ve süreklilik taşıyan bir tedaviye başlanması bu nitelikte bir karardır.
Onayın aranmaması, diğer ebeveynin sürecin tamamen dışında kalması anlamına gelmez. Çocuğun tedavi gördüğünün gizlenmesi, görüşme düzeninin sürdürülebilirliğini zorlaştırır ve dosyada güven sorununa yol açabilir. Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin düzenlemenin sağlıklı işlemesi, iki tarafın da çocuğun durumunu bilmesine bağlıdır.
Taraflar anlaşamazsa karar mahkemeye kalır. Çocuğun tedaviye ihtiyacı bulunduğu hâlde bir ebeveynin buna direnmesi, çocuğun yararına aykırı bir tutum olarak değerlendirilebilir ve velayetin değiştirilmesi talebinin dayanaklarından biri hâline gelebilir. Tersi de geçerlidir; çocuğun ihtiyacı yokken sırf dosyada rapor üretmek amacıyla terapiye yönlendirilmesi, yönlendiren tarafın aleyhine sonuç doğurur.
Çocuğun terapi gideri nafakaya dâhil midir?
Dâhildir. Türk Medeni Kanunu’nun 327. maddesi, çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağını düzenler. Psikolojik destek gideri de çocuğun korunmasına yönelik bir masraftır.
Boşanma kararıyla birlikte bu yükümlülük iştirak nafakası biçimini alır. Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi, velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğunu belirtir. Anlaşmalı boşanmada bu giderlerin protokolde nasıl düzenlendiği ise çocuğun sağlık ve eğitim giderleri başlığı altında ele alınmıştır.
Tedavi ihtiyacı hüküm kurulduktan sonra ortaya çıkmışsa mevcut nafaka yetersiz kalabilir. Düzenli ve süreklilik gösteren bir terapi gideri, nafakanın artırılması istemine dayanak oluşturabilir. Şartları ve usulü nafaka artırım davası sayfasında açıklanmıştır. Talebin sonuç vermesi için giderin belgelendirilmesi ve yükümlünün ödeme gücüyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Psikolojik şiddete uğrayan eş terapi kayıtlarını nasıl kullanabilir?
Kişi kendi kayıtlarını kendisi sunabilir. Hukuka aykırı delil yasağı, başkasının verisini izinsiz ele geçirmeye ilişkindir; kişinin kendi tedavi sürecine ait belgeyi dosyaya koyması bu yasağın kapsamına girmez. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesinde sayılan işleme sebepleri arasında bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunluluk hâli de yer alır.
Bu belgelerin ispat gücü sınırlıdır. Bir psikolog raporu, danışanın anlattıklarının kayda geçirilmiş hâlini içerir; olayın gerçekten yaşandığını bağımsız biçimde doğrulamaz. Rapor, anlatılan olayların kişide yarattığı etkiyi gösterir. Olayın kendisi tanık anlatımı, mesaj kaydı, kolluk tutanağı veya başvuru kayıtları gibi başka delillerle ortaya konulmalıdır.
İki delil bir araya geldiğinde anlam kazanır. Süregelen aşağılama, tehdit veya kontrol davranışlarının tanıkla ispatlandığı bir dosyada, aynı dönemde alınan destek kayıtları bu davranışların yarattığı etkiyi somutlaştırır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanan davalarda bu bütünlük, kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde etkili olur.
Şiddet varsa çift terapisi veya arabuluculuk gündeme gelir mi?
Arabuluculuk bakımından kanun açıktır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrası, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığını belirtir. Bu hüküm, taraflar arasındaki güç dengesizliğinin müzakereyi baştan bozduğu kabulüne dayanır.
Çift terapisi için kanunda benzer bir yasak bulunmaz; değerlendirme mesleki ve fiilî bir zemine oturur. Şiddetin sürdüğü bir ilişkide tarafların aynı odada konuşturulması, şiddete maruz kalan tarafın güvenliğini doğrudan etkiler. Görüşmede söylenenler ilişki dışına taşındığında sonuçları ağır olabilir.
Bu durumda yapılması gereken, önce koruma tedbirlerini devreye sokmaktır. Tedbirin nasıl alınacağı ve süresi uzaklaştırma kararı başlığı altında açıklanmıştır. Destek ihtiyacı varsa bu, ortak bir görüşme yerine tarafların ayrı ayrı alacağı destekle karşılanır.
6284 sayılı Kanun kapsamında psikolojik destek nasıl alınır?
Bu destek bir tedbir kararına bağlanabilir. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 3. maddesi, mülki amir tarafından verilebilecek koruyucu tedbirler arasında psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesini sayar. Başvuru için dava açılmış olması gerekmez.
Kanun, şiddet uygulayan taraf yönünden de bir tedbir öngörür. Aynı Kanun’un 5. maddesi uyarınca hâkim, şiddet uygulayanın bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurmasına ve tedavisinin sağlanmasına karar verebilir. Bağımlılık hâlinde hastaneye yatmayı da kapsayan tedavi, ayrı bir bent olarak düzenlenmiştir.
Tedbir kapsamında alınan desteğin dosyada nasıl görüneceği ayrıca düşünülmelidir. Karar, şiddet iddiasının resmî bir kayda bağlandığını gösterir; buna karşılık tedbir kararı tek başına şiddetin ispatlandığı anlamına gelmez. Boşanma davasındaki kusur değerlendirmesi, tedbir dosyasından bağımsız olarak kendi delilleriyle yapılır.
Eşin akıl hastalığı ile psikolojik destek ihtiyacı aynı şey midir?
Değildir ve bu iki durum farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesi, eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi koşuluyla bu eşin boşanma davası açabileceğini düzenler.
Maddedeki üç şart birlikte aranır. Akıl hastalığının varlığı, ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespiti gerekir. Özel bir uzmandan alınan görüş bu raporun yerine geçmez. Davanın işleyişi akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası sayfasında ayrıntılı biçimde anlatılmıştır.
Boşanma sürecinde alınan psikolojik destek ise bu maddenin konusu değildir. Kaygı, uyku düzeninin bozulması veya sürece bağlı bunaltı sebebiyle uzmana başvurmak, 165. maddedeki tabloyla hiçbir noktada örtüşmez. İki durumun aynı başlık altında tartışılması, dosyada sık karşılaşılan bir nitelendirme hatasıdır.
Eşin tedaviyi reddetmesi boşanma sebebi oluşturur mu?
Tedaviyi reddetmek kendi başına bir boşanma sebebi olarak kanunda sayılmamıştır. Değerlendirme, reddin sonucunda ortaya çıkan davranışlar üzerinden yapılır. Tedavi edilmeyen bir bağımlılık ya da öfke kontrolü sorunu eve, eşe veya çocuğa yansıyorsa, tartışılan şey artık tedavi değil o davranışların kendisidir.
Bu davranışlar ortak hayatı çekilmez hâle getirecek ağırlıktaysa, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanan dava gündeme gelir. Kusurun kime ve ne ölçüde yükleneceği, tarafların bu tabloyu düzeltmek için ne yaptığına da bakılarak belirlenir. Destek alınmasını sürekli engelleyen veya tedaviye gitmeyi aile içinde baskı aracına dönüştüren tarafın tutumu da bu değerlendirmeye girer.
Şiddet söz konusuysa kanun ayrı bir yol gösterir. 6284 sayılı Kanun uyarınca şiddet uygulayanın bir sağlık kuruluşuna başvurması ve tedavisinin sağlanması hâkim kararıyla zorunlu kılınabilir. Tedavinin gönüllü olarak kabul edilmemesi, korunan kişi bakımından başka bir tedbirin alınmasına engel oluşturmaz.
Psikolojik destek almak dava açma sürelerini etkiler mi?
Etkilemez. Boşanma sebeplerine bağlanan hak düşürücü süreler, kişinin ruhsal durumuna göre uzamaz veya durmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi, zina sebebiyle davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkının düşeceğini düzenler. Benzer süreler başka özel boşanma sebepleri bakımından da öngörülmüştür.
Yargılama içindeki süreler için de durum aynıdır. Cevap dilekçesi, delil bildirme, rapora itiraz ve kanun yoluna başvuru süreleri kendi kurallarına göre işler. Duruşmaya katılamayacak durumda olunması hâlinde yapılması gereken, süreyi kendiliğinden geçirmek değil mazereti belgelendirerek mahkemeye bildirmektir.
Sürecin ağırlığı bu nedenle takvimle birlikte yönetilmelidir. Kişi kendini toparlamayı beklerken hak düşürücü sürenin dolması, o sebebe dayanma imkânını tamamen ortadan kaldırır. Dava açma kararı verilemeyecek bir dönemden geçiliyorsa bile sürelerin ne zaman dolacağı önceden tespit edilmelidir.
Boşanma sürecinde psikolojik destek nereden alınabilir?
Destek, kamu hizmetleri ile özel hizmetler arasında bölünmüş durumdadır. Şiddet iddiası bulunan dosyalarda 6284 sayılı Kanun kapsamındaki rehberlik ve danışmanlık hizmeti mülki amir kararıyla sağlanabilir. Bakanlık bünyesinde iller ve bazı ilçelerde faaliyet gösteren şiddet önleme ve izleme merkezleri başvuruların yönlendirildiği yapılardır.
Şiddet boyutu taşımayan hâllerde başvuru yolu farklıdır. Devlet hastaneleri ile eğitim ve araştırma hastanelerinin psikiyatri poliklinikleri, toplum ruh sağlığı merkezleri ve üniversitelerin uygulama birimleri kamu tarafındaki seçeneklerdir. Özel tarafta klinik psikologlar, psikiyatristler ve aile danışma merkezleri bulunur.
Çocuk bakımından seçim daha dikkatli yapılmalıdır. Çocuğun görüşeceği uzmanın çocuk ve ergen alanında çalışıyor olması, sürecin çocuğun yaşına uygun yürütülmesini sağlar. Uzmanın tarafların ikisiyle de ilişki kurmaması gereken bir konumda bulunması ise dosyada tarafsızlık tartışması doğmasını önler.
Süreç boyunca belgeler nasıl yönetilmelidir?
Kayıtların kimin elinde olduğu, davanın gidişatını beklenenden fazla etkiler. Ortak kullanılan bilgisayarda, bulut hesabında veya evde duran dosyalarda tutulan sağlık belgeleri, ayrılık sürecinde karşı tarafın eline geçebilir. Belgenin hukuka aykırı elde edildiğinin sonradan ileri sürülmesi mümkün olsa da bu tartışma zaman ve emek gerektirir.
- Sağlık kayıtları ortak hesaplardan çıkarılır, parolalar ayrılık kararının ardından yenilenir.
- Uzmana başvuru tarihleri, seans sıklığı ve varsa raporlar kendi arşivinde düzenli tutulur.
- Çocuğa ilişkin tedavi kayıtları, tedaviyi hangi ebeveynin hangi gerekçeyle başlattığını gösterecek biçimde saklanır.
- Destek alındığı bilgisi, dosyada sunulmasına karar verilmediği sürece görüşme ve yazışmalarda paylaşılmaz.
- Kayıtların dosyaya girmesi istendiğinde, hangi vakıanın ispatı için sunulduğu dilekçede açıkça yazılır.
Kayıtların sunulup sunulmayacağına dosyanın bütünü görülerek karar verilir. Lehe olduğu düşünülen bir rapor, aynı dosyada karşı tarafa da bir dayanak sağlayabilir. Bu nedenle sunma kararı, tek bir belgenin içeriğine değil davadaki iddia ve savunmanın tamamına bakılarak verilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Terapiye gitmek tek başına velayet kaybı sebebi değildir. Mahkeme, ebeveynin bir tanısı bulunup bulunmadığına değil, çocuğun bakımının ve güvenliğinin fiilen aksayıp aksamadığına bakar. Bu etkinin dosyada somut olarak ortaya konulması gerekir.
Alamaz. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 23. maddesi uyarınca sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanunun izin verdiği hâller dışında açıklanamaz. İzinsiz ele geçirme Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi kapsamında suç oluşturabilir.
Zorunda değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 249. maddesi, kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklıktan çekinme hakkı tanır. Bu hak, sır sahibinin açıklamaya izin vermesi hâlinde kullanılamaz.
Sayılmaz. Kusur, evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerin ihlalinden doğar. İlaç kullanmak bu yükümlülüklerden hiçbirine aykırılık oluşturmaz.
Velayet tek başına sizdeyse çocuğun bakımına ilişkin kararı siz alırsınız, ayrıca onay aranmaz. Ortak velayet varsa süreklilik taşıyan bir tedaviye başlanması birlikte karar verilmesi gereken konulardandır.
Eklenebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 327. maddesi çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderleri ana ve babaya yükler. Gider hüküm kurulduktan sonra doğmuşsa nafakanın artırılması istenebilir.
Tek başına ispatlamaz. Rapor, anlatılan olayların kişide yarattığı etkiyi gösterir; olayın gerçekleştiğini bağımsız biçimde doğrulamaz. Olayın tanık, mesaj kaydı veya resmî kayıt gibi başka delillerle ortaya konulması gerekir.
Hayır. 6325 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ikinci fıkrası, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığını açıkça belirtir.
Gerekmez. 6284 sayılı Kanun’un 3. maddesi, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesini mülki amir tarafından verilebilecek koruyucu tedbirler arasında sayar.
Avukat Görüşü
Boşanma dosyalarında en sık karşılaştığımız yanlış inanç, destek almanın gizlenmesi gereken bir zayıflık olduğudur. Bu inanç iki yönden zarar verir. Kişi ihtiyacı olan desteği almaktan kaçınır ve süreci daha kötü yönetir; ayrıca destek aldığı sonradan duyulduğunda, gizlemiş olmanın kendisi bir şeyin saklandığı izlenimini yaratır. Oysa hukuk düzeni tedaviyi yaptırıma bağlamaz, bazı hâllerde bizzat öngörür.
Karşı tarafın ruh sağlığına yönelik iddialar bakımından da ölçü nettir. “Psikolojik sorunları var” cümlesi bir vakıa değildir; mahkemeyi ilgilendiren şey, çocuğun bakımında somut bir aksama yaşanıp yaşanmadığıdır. Böyle bir aksama gerçekten varsa bunun okul kayıtları, sağlık geçmişi, görüşme düzeninin nasıl işlediği ve tanık anlatımlarıyla gösterilmesi gerekir. Aksama yoksa, karşı tarafın tedavi görüyor olması dosyaya bir katkı sağlamaz ve iddiayı ileri sürenin ölçüsüzlüğü olarak okunabilir.
Kayıtların ele geçirilmesi konusunda ise uyarı yapmak gerekir. Eşin telefonundan, bilgisayarından veya evde duran dosyalarından alınan sağlık belgeleri dosyaya girse bile hükme esas alınamaz. Bunun ötesinde, belgeyi elde eden taraf hakkında ceza soruşturması başlatılabilir ve bu davranış kusur değerlendirmesinde kendi aleyhine döner. Amaç karşı tarafın rahatsızlığını göstermek değil, çocuğun durumuna ilişkin somut bir olguyu ortaya koymaksa, bunun hukuka uygun yolu mahkemeden inceleme ve belge talebinde bulunmaktır.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Sağlık kayıtlarının dosyada kullanılması, velayet düzenlemesi ve koruma tedbirleri her dosyanın kendi delil durumuna göre farklı sonuç verir. Somut bir uyuşmazlıkta adım atmadan önce dosyanın kendi özellikleri değerlendirilmelidir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
