Kişisel ilişki davası, yalnız velayeti taşımayan ebeveynin görüşme talebiyle sınırlı bir hukuki yol değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.02.2026 tarihli, 2025/9223 E., 2026/1859 K. sayılı kararı, velayeti kendisinde olan annenin de çocuk ile baba arasında daha yeterli bir kişisel ilişki kurulmasını istemekte hukuki yararının bulunduğunu kabul etmektedir. Bu yaklaşıma göre kişisel ilişki, ebeveynlerden birinin menfaati üzerinden değil, çocuğun anne ve babasıyla düzenli bağ kurma hakkı ve üstün yararı üzerinden değerlendirilir.
İçindekiler
Kararda taraflar daha önce anlaşmalı olarak boşanmış, ortak çocuğun velayeti anneye bırakılmış ve baba ile çocuk arasında hafta sonlarında yatılı görüşme kurulmamıştı. Anne, ara tatiller de dahil olmak üzere kişisel ilişkinin genişletilmesini istemiş, baba ise karşı dava ile velayetin kendisine verilmesini ve iştirak nafakasına hükmedilmesini talep etmişti. İlk derece mahkemesi annenin talebini kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise annenin bu yönde dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle asıl davayı reddetmişti. Yargıtay bu yaklaşımı benimsememiştir.
Bu inceleme, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.02.2026 tarihli, 2025/9223 E., 2026/1859 K. sayılı kararının tam metni esas alınarak hazırlanmıştır. Kararın tam metnine yukarıdaki okuyucu üzerinden ulaşılabilir.
Bölge Adliye Mahkemesi Neden Annenin Davasını Reddetmişti?
Dosyada iki ayrı mesele tartışılmıştır. İlk mesele, velayet hakkı annede bulunan ebeveynin, baba lehine daha geniş bir kişisel ilişki kurulmasını istemekte hukuki yararının bulunup bulunmadığıdır. İkinci mesele ise mevcut kişisel ilişki düzeninin çocuğun yaşı, gelişimi ve baba ile bağ kurma ihtiyacı bakımından yeterli olup olmadığıdır. Bölge Adliye Mahkemesi ilk meselede hukuki yarar görmeyince ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin olumlu kararını kaldırmış ve annenin davasını reddetmiştir. Yargıtay ise hukuki yararı kişisel ilişki kurumunun amacıyla birlikte ele almıştır.
Genel usul hukuku bakımından hukuki yarar bir dava şartıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 kapsamında davacının mahkemeden hukuki koruma istemekte korunmaya değer güncel bir yararının bulunması gerekir. Ancak aile hukukunda çocuğa ilişkin talepler değerlendirilirken bu ölçüt, çocuğun üstün yararı ve ebeveynlerin çocuğun gelişimine ilişkin sorumluluklarından kopuk şekilde yorumlanamaz. Yargıtay da somut olayda annenin, çocuğun baba ile yeterli kişisel ilişki kurmasına yönelik talebini hukuken korunmaya değer görmüştür.
Kararda hukuki yarar değerlendirilirken talebin görünürde hangi ebeveynin lehine olduğuna bakılmamıştır. Velayet hakkı annede olsa da anne, çocuğun diğer ebeveyniyle ilişkisini korumak ve geliştirmek bakımından sorumluluk taşımaya devam eder. Çocuk için daha yeterli bir görüşme düzeni istemesi, diğer ebeveyn adına hak ileri sürmek şeklinde değerlendirilemez. Anne bu talebiyle çocuğun aile bağının sağlıklı biçimde sürmesini istemektedir.
Bu Karardan Çıkarılacak Temel Sonuç
Velayeti kendisinde olan ebeveyn, çocuğun diğer ebeveynle kişisel ilişkisinin yetersiz olduğunu düşünüyorsa bu ilişkinin daha uygun biçimde yeniden düzenlenmesini talep edebilir. Böyle bir talep, sırf görünüşte diğer ebeveynin görüşme süresini artırdığı için hukuki yarardan yoksun sayılamaz. Kişisel ilişki davası değerlendirilirken belirleyici ölçüt çocuğun üstün yararı, gelişimi ve ebeveynleriyle sağlıklı bağ kurabilmesidir.
Kişisel İlişki Davası Bakımından Temel İlke
Bu davada belirleyici olan ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Türk Medeni Kanunu m. 182, boşanma veya ayrılık halinde kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarının esas alınmasını öngörür. Aynı Kanunun 323 ve 324. maddeleri kişisel ilişki isteme hakkını ve bu hakkın sınırlarını düzenler. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde kişisel ilişki, yalnız ebeveynin çocukla görüşme arzusu olarak değil, çocuğun güvenli ve gelişimine uygun aile bağlarını sürdürebilmesi bakımından ele alınmalıdır.
Bursa Maya Hukuk sitesindeki çocukla kişisel ilişki kurulması başlıklı genel rehberde de kişisel ilişkinin çocuğun yaşı, okul düzeni, sağlık durumu, mevcut bağın niteliği ve görüşmelerin uygulanabilirliği dikkate alınarak kurulması gerektiği açıklanmaktadır. İncelenen Yargıtay kararı bu genel çerçevenin özel bir usul sorusuna nasıl yansıdığını göstermektedir.
Mevcut Görüşme Düzeni Neden Yetersiz Bulundu?
Yargıtay, kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daireye göre çocuk ile ayrı yaşayan ebeveyn arasındaki düzenli ilişki hem çocuk hem de ebeveyn bakımından korunması gereken bir bağdır. Kişisel ilişki ancak çocuğun üstün yararı gerektiriyorsa kısıtlanabilir veya kaldırılabilir.
Kararda mevcut düzenin, çocuğun yaşı dikkate alındığında baba ile yeterli bağ kurmaya ve babalık duygularının tatminine elverişli olmadığı değerlendirilmiştir. Daire, yalnız hukuki yarar bulunduğunu söylemekle yetinmemiş, dosyadaki mevcut kişisel ilişki süresinin de yetersiz olduğunu belirlemiştir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin annenin davasını reddeden kararı bozulmuştur.
Karara göre anne, çocuk ile baba arasında yeterli düzeyde kişisel ilişki kurulması için dava açmakta her zaman hukuki yarara sahiptir. Buna göre velayet sahibi ebeveyn, çocuğun diğer ebeveynle ilişkisini güçlendirmek için dava açtığında talebi usulden reddedilmemelidir.
Kararın Uygulamadaki Önemi
Anlaşmalı boşanmadan yıllar sonra çocuk büyümüş, görüşme takvimi ise aynı kalmışsa bu karar doğrudan uygulanabilir. Tarafların boşanma sırasında kabul ettiği görüşme düzeni, çocuğun yaşı, okul programı ve sosyal ihtiyaçları değiştikçe aynı şekilde sürdürülmek zorunda değildir. Kişisel ilişki kararları çocuğun güncel üstün yararı gözetilerek yeniden değerlendirilebilir.
Tarafların ilk düzenlemeyi bir anlaşmalı boşanma protokolü içinde kararlaştırmış olması da sonraki değişiklik ihtimalini ortadan kaldırmaz. Protokolde belirlenen kişisel ilişki, karar tarihindeki şartlara göre uygun olsa bile yıllar sonra yetersiz veya uygulanamaz hale gelebilir. Böyle bir durumda kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebi, önceki anlaşmanın ihlali olarak değil çocuğun güncel ihtiyaçlarının değerlendirilmesi olarak ele alınmalıdır.
Karar aynı zamanda velayet sahibi ebeveynin süreçteki rolünü de netleştirmektedir. Velayet hakkı, diğer ebeveynle bağı gereksiz biçimde sınırlandırma yetkisi vermez. Buna karşılık velayet sahibi ebeveyn, çocuğun diğer ebeveyniyle daha sağlıklı ve yeterli ilişki kurabilmesi için yargısal düzenleme isteme hakkına da sahiptir. Bu yönüyle karar, kişisel ilişkiyi ebeveynler arası bir hak mücadelesinden çok çocuk odaklı bir kurum olarak konumlandırmaktadır.
Kararın Sınırları
Karar, velayet sahibi ebeveynin açacağı her kişisel ilişki davasının mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Yargıtay somut olayda hukuki yararın bulunduğunu kabul etmiş ve mevcut görüşme düzenini çocuğun yaşı ve gelişimi bakımından yetersiz görmüştür. Başka bir dosyada mevcut ilişki yeterli olabilir; talep edilen yeni takvim çocuğun okul düzenini bozabilir veya güvenlik bakımından farklı riskler doğurabilir. Kararın hukuki yarara ilişkin yaklaşımı ile somut kişisel ilişki süresinin nasıl belirleneceği ayrı sorulardır.
Ayrıca karar, velayetin değiştirilmesi talebinin hangi şartlarda kabul edileceğine ilişkin genel bir ölçüt koymamaktadır. Babanın karşı dava ile ileri sürdüğü velayet talebinin reddi, bozmanın gerekçesini oluşturmamıştır. Bu nedenle karar, velayet değişikliği konusunda doğrudan emsal olarak kullanılmamalıdır.
Velayet koşullarının sonradan değişmesi halinde gündeme gelebilecek ayrı değerlendirmeler için velayetin değiştirilmesi davası hakkındaki genel rehber incelenebilir. Bu iki dava türü aynı çocukla ilgili olsa da taleplerin hukuki amacı ve incelenecek şartlar aynı değildir.
Kararın Dayandığı Hükümler Hâlâ Yürürlükte mi?
Karar tarihi sonrasında yapılan güncel mevzuat kontrolünde, kişisel ilişki bakımından esas alınan Türk Medeni Kanunu m. 182 ile m. 323 ve m. 324 hükümlerinin bu kararın temel yaklaşımını ortadan kaldıracak şekilde değiştirildiğine dair bir düzenleme tespit edilmemiştir. Hukuki yararın dava şartı olduğuna ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 hükmü de yürürlüktedir.
Karardan sonra yayımlanan Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.06.2026 tarihli 2026/270 E., 2026/5700 K. sayılı kararında da kişisel ilişki süresinin çocuğun üstün yararı ve babalık duygusunun tatmini bakımından yeterli olması gerektiği yönünde benzer yaklaşım sürdürülmüştür. Daha yeni bu karar, incelenen kararın hukuki yarara ilişkin özel tespitini tekrar etmez. Yine de kişisel ilişki süresinin çocuk odaklı belirlenmesi gerektiği yönündeki çizgiyle uyumludur.
Sıkça Sorulan Sorular
Evet. İncelenen Yargıtay kararına göre velayet sahibi anne, çocuk ile baba arasında yeterli düzeyde kişisel ilişki kurulmasını istemekte hukuki yarara sahiptir. Talep yine çocuğun üstün yararı esas alınarak değerlendirilir.
Çünkü kişisel ilişki yalnız velayet sahibi olmayan ebeveynin menfaatine hizmet eden bir kurum değildir. Çocuğun anne ve babasıyla düzenli ve sağlıklı bağ kurabilmesi de korunması gereken bir menfaattir.
Hayır. Mahkeme mevcut düzeni, çocuğun yaşını, okul ve sağlık durumunu, yerleşim koşullarını ve önerilen yeni takvimin çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını inceler.
Evet. Çocuğun yaşı ve yaşam koşulları değiştiğinde önceki takvim yetersiz veya uygulanamaz hale gelebilir. Yeni koşullar çerçevesinde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi istenebilir.
Yargıtay, annenin dava açmakta hukuki yararı bulunduğunu ve mevcut kişisel ilişki süresinin çocuğun yaşı ile gelişimi bakımından yetersiz olduğunu değerlendirdiği için Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur.
Hayır. Kararın bozma gerekçesi annenin kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine yönelik asıl davasıyla ilgilidir. Baba tarafından açılan velayetin değiştirilmesi talebi bu kararın temel hukuki sonucu değildir.
Temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Görüşme süresinin ve şeklinin çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, eğitsel ve sosyal gelişimine uygun olması gerekir.
Her zaman gerekmez. Mevcut karar yeterli olduğu halde uygulanmıyorsa önce kararın nasıl yerine getirileceğine bakılır; çocuk teslimi ve kişisel ilişki uygulaması bu aşamada devreye girer.
Hukuki yarar genel olarak bir dava şartıdır. Ancak çocuğa ilişkin kişisel ilişki uyuşmazlıklarında bu şart, çocuğun üstün yararı ve aile bağlarının korunması amacıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Güncel mevzuat kontrolünde kararın dayandığı temel hükümleri ortadan kaldıran bir değişiklik tespit edilmemiştir. Daha yeni Yargıtay kararlarında da kişisel ilişkinin çocuğun üstün yararı ve ebeveynle sağlıklı bağ kurma ihtiyacı gözetilerek belirlenmesi yaklaşımı sürmektedir.
Avukat Görüşü
Bu karar uygulamada kolayca yanlış yorumlanabilir. Velayet sahibi ebeveynin, diğer ebeveyn lehine görünen her talep için otomatik olarak dava açabileceği düşünülmemelidir. Yargıtay bu sonuca, annenin talebi çocuğun görüşme düzenini yeterli ve gelişimine uygun hale getirmeye yöneldiği için ulaşmıştır. Dava dilekçesinde yalnız daha fazla gün talep etmek yerine mevcut takvimin neden yetersiz hale geldiği, çocuğun yaşı ve günlük yaşamı üzerindeki etkisi ile önerilen yeni düzenin neden daha uygun olduğu somutlaştırılmalıdır.
Dosya stratejisi bakımından önceki kişisel ilişki kararının tam içeriği, çocuğun güncel okul ve sosyal yaşam düzeni, görüşmelerin fiilen nasıl uygulandığı ve tarafların yerleşim koşulları birlikte incelenmelidir. Talep edilen yeni düzen ayrıca açık, infaz edilebilir ve çocuğun günlük hayatıyla uyumlu olmalıdır. Özellikle tatil dönemleri, teslim saatleri ve yatılı görüşmenin süresi belirsiz bırakılırsa yeni karar ileride ayrı uyuşmazlıklar doğurabilir.
Kararın uygulanmaması ile görüşme takviminin yetersiz kalması farklı sorunlardır. Karar yeterli olduğu halde uygulanmıyorsa mesele yeni bir takvim kurmaktan önce kararın yerine getirilmesine ilişkin süreç olabilir. Böyle bir durumda çocuk teslimine muhalefet suçu ayrıca değerlendirilir.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.02.2026 tarihli 2025/9223 E., 2026/1859 K. sayılı kararının hukuki değerlendirmesini ve kararın güncel mevzuat içindeki yerini açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. İnceleme, belirli bir uyuşmazlık bakımından hukuki görüş veya sonuç garantisi içermez. Kişisel ilişki taleplerinde çocuğun yaşı, sağlık ve eğitim durumu, mevcut görüşme düzeni, ebeveynler arasındaki koşullar ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirilir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
