Ziynetlerin davalı eşin babası tarafından alındığının ileri sürülmesi, davalı eş hakkındaki talebin yalnız bu nedenle pasif husumet yokluğundan reddedilmesi için yeterli değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.06.2026 tarihli, E. 2026/222, K. 2026/6130 sayılı kararında Daire; tarafların davalı erkeğin babasıyla ilişkilerini, altınların davalı erkeğin uhdesinde bulunduğu yönündeki iddiayı ve baba ile oğul arasındaki menfaat birliğini birlikte değerlendirmiştir.
İçindekiler
Yargıtay, somut olay bakımından hayatın olağan akışına göre davalı erkeğin de ziynetlerden sorumlu kabul edilmesi ve kendisine husumet yöneltilebilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle davalı eş hakkındaki ziynet talebinin esası incelenmeden husumet yokluğu gerekçesiyle reddedilmesini doğru bulmamış ve Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur. Ancak bozma, ziynet alacağının davalı eş yönünden kesin olarak kabul edildiği veya belirli bir miktarın ödenmesine karar verildiği anlamına gelmez.
Bu inceleme, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kararının tam metni esas alınarak hazırlanmıştır. Kararın olay örgüsü, gerekçesi ve hüküm sonucu yukarıda yer verilecek PDF üzerinden birlikte incelenebilir.
Uyuşmazlık davalı eş yönünden nasıl ortaya çıktı?
Davacı kadın, düğünde ve kınada takılan ziynetlerin muhafaza edileceği söylenerek kayınbabası tarafından rızası dışında ve baskıyla elinden alındığını ileri sürmüştür. Ziynetlerin her iki davalıdan aynen iadesini, mümkün olmazsa bedelinin ödenmesini istemiş; ayrıca bazı çeyiz eşyalarının davalı eşte kaldığını belirtmiştir. Davalılar ise kayınbaba tarafından alındığı ileri sürülen ziynetler bakımından davalı eşe husumet yöneltilemeyeceğini savunmuştur.
İlk yargılama sürecinde ziynet talebi kısmen kabul edilmişken, Bölge Adliye Mahkemesi kayınbabanın muhafaza amacıyla aldığı ileri sürülen ziynetler yönünden davalı eşe husumet yöneltilemeyeceği görüşünü benimsemiştir. Dosya ilk derece mahkemesine döndükten sonra davalı eş hakkındaki ziynet talebi pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmiş; bu sonuç sonraki istinaf incelemesinde korunmuştur. Davacı kadın da temyizde özellikle davalı eş yönünden husumet yokluğu nedeniyle ret kararı verilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay eşe neden husumet yöneltilebileceğini kabul etti?
Dairenin bozma gerekçesi, ziynetleri fiilen aldığı ileri sürülen kişinin kayınbaba olmasıyla sınırlı bir değerlendirme yapılmaması gerektiğine dayanır. Kararda, dava konusu altınların davalı erkeğin babası tarafından alındığı ileri sürülse bile tarafların bu kişiyle ilişkileri dikkate alındığında altınların davalı erkeğin uhdesinde bulunduğunun iddia edildiği belirtilmiştir.
Yargıtay bununla yetinmemiş; davalı erkeğin babasıyla menfaat birliği içinde olduğunu ve hayatın olağan akışına göre ziynetlerden erkeğin de sorumlu kabul edilmesi gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Bu değerlendirmeden hareketle davalı eşe husumet yöneltilebileceğini kabul etmiş, mahkemenin bütün delilleri toplayarak ziynet talebinin esası hakkında karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.
Kararın ayırt edici tarafı burada ortaya çıkar. Daire yalnızca “ziynetleri üçüncü kişi aldı” savunmasının araştırılmasını istememiş; somut olayda baba ile davalı eş arasındaki menfaat birliğini ve ziynetlerin davalı erkeğin uhdesinde bulunduğuna ilişkin iddiayı, eşe karşı talebin yöneltilebilmesi bakımından yeterli görmüştür. Karar metni, bu ilişkinin hangi tekil delillerle kurulduğunu ayrıca sıralamadığından aynı sonucun başka dosyalara yalnız akrabalık bağına dayanılarak taşınması doğru olmaz.
Bozma kararı ziynet alacağının kabul edildiği anlamına gelir mi?
Hayır. Yargıtay’ın bozduğu husus, davalı eş hakkındaki talebin pasif husumet yokluğu gerekçesiyle esası incelenmeden reddedilmiş olmasıdır. Daire, davalı eşin ziynet bedelini ödemesine doğrudan hükmetmemiş ve ziynet alacağının miktarı hakkında nihai bir karar vermemiştir.
Bozma üzerine yapılması gereken, ilgili delillerin toplanması ve ziynet talebinin esası hakkında yeniden değerlendirme yapılmasıdır. Nitekim Yargıtay, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla bu karar, “kayınbaba aldıysa eş her durumda borçludur” biçiminde koşulsuz bir sorumluluk kuralı olarak okunmamalıdır.
Ziynet alacağında ispat yükü bu kararda nasıl açıklandı?
Yargıtay, bozma gerekçesine geçmeden önce ziynet alacağı davalarındaki ispat sırasını da açıklamıştır. Buna göre davacı kadın önce talep ettiği ziynetlerin cins, sayı, nitelik ve miktar bakımından varlığını kanıtlamalıdır. Bundan sonra ziynetlerin evlilik birliği içinde kendisinden alındığını ve geri verilmediğini; böyle bir alma iddiası yoksa evden ayrılırken yanında götürmesinin mümkün olmadığını ispatlaması gerekir.
Davacı, varlığını kanıtladığı ziynetlerin kendi himayesinden çıkarak davalı erkeğin himayesine girdiğini şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatladığında ispat yükünün yönü değişir. Bu aşamada davalı erkek, ziynetleri iade etmekle yükümlü olmadığını ortaya koymalıdır. Dairenin bu açıklaması, husumet tartışmasının yanında alacağın esası incelenirken uygulanacak ispat çerçevesini de göstermektedir.
Düğün takılarının aidiyeti, ziynetlerin varlığının ve iade edilmediğinin ispatı gibi daha genel konular için ziynet davalarına ilişkin genel açıklamalar ayrıca incelenebilir. Bu karar ise özellikle ziynetleri kayınbabanın aldığı ileri sürülen bir dosyada davalı eş hakkındaki talebin husumet yokluğundan reddedilip reddedilemeyeceğine ilişkindir.
Eş kendi ziynetini mal rejimi sona ermeden geri isteyebilir mi?
Evet. Yargıtay kararında, evlilik birliğinin ve edinilmiş mallara katılma rejiminin devam etmesinin eşlerin kendi malvarlığı değerleri üzerindeki yönetim, yararlanma ve tasarruf özgürlüğünü ortadan kaldırmadığı açıklanmıştır. Daire bu çerçevede Türk Medenî Kanunu’nun 193, 220, 223/1 ve 226. maddelerine dayanmıştır.
TMK m. 226 uyarınca her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alabilir. Bu nedenle ziynetlerin iadesinin istenmesi, mal rejiminin tasfiyesinin tamamlanmasını beklemek zorunda değildir; eş, diğer eşte bulunan malını tasfiye davasıyla birlikte veya tasfiyeden önce geri isteyebilir.
Ziynet alacağı ile edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacakların aynı talep olmadığına ilişkin daha geniş ayrım için mal paylaşımı davası başlıklı içerik incelenebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2026/222, K. 2026/6130 sayılı kararına göre, ziynetlerin kayınbaba tarafından alındığının ileri sürülmesi davalı eş hakkındaki talebin tek başına pasif husumet yokluğundan reddedilmesi için yeterli değildir.
Hayır. Yargıtay, davalı eş hakkındaki talebin husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesini bozdu. Ziynet alacağının miktarı veya davalı eşin nihai ödeme yükümlülüğü hakkında doğrudan hüküm kurmadı.
Daire; tarafların davalı erkeğin babasıyla ilişkilerini, altınların davalı erkeğin uhdesinde bulunduğu yönündeki iddiayı ve baba ile oğul arasındaki menfaat birliğini dikkate aldı. Hayatın olağan akışına göre davalı erkeğin de ziynetlerden sorumlu kabul edilmesi gerektiğini belirtti.
Kararda bu ifade, davalı erkek ile ziynetleri aldığı ileri sürülen babası arasındaki ilişkinin husumet değerlendirmesinde dikkate alınmasını anlatmaktadır. Daire bu somut ilişkiyi, davalı eşin uyuşmazlığın dışında tutulmaması için gerekçelerden biri olarak kullanmıştır.
Yargıtay kararına göre bütün deliller toplanmalı ve davalı eş hakkındaki ziynet talebinin esası değerlendirilmelidir. Daire, bozma nedeniyle diğer temyiz itirazlarını şimdilik incelememiştir.
Önce talep edilen ziynetlerin cins, sayı, nitelik ve miktar bakımından varlığı kanıtlanmalıdır. Ardından ziynetlerin kendisinden alındığı ve iade edilmediği veya evden ayrılırken yanında götürmesinin mümkün olmadığı ispatlanmalıdır.
Yargıtay’ın karardaki açıklamasına göre kadın, ziynetlerin kendi himayesinden çıkıp erkeğin himayesine girdiğini şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatladığında, erkek eş ziynetleri iade etmekle yükümlü olmadığını ispatlamalıdır.
Evet. Kararda, evliliğin ve edinilmiş mallara katılma rejiminin devam etmesinin eşin diğer eşte bulunan malını geri istemesine engel olmadığı açıklanmıştır.
Hayır. Kararda ziynetlerin kişisel mal niteliğine ilişkin genel açıklamalar bulunmakla birlikte temyizdeki belirleyici sorun, davalı eş hakkındaki ziynet talebinin pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilip reddedilemeyeceğidir.
Hayır. Bu karar böyle genel bir kural koymamaktadır. Somut dosyada kayınbaba da davalıdır; ancak Yargıtay’ın incelediği temyiz sorunu, davalı eş hakkındaki ziynet talebinin husumet yokluğu gerekçesiyle reddedilmesidir.
Avukat Görüşü
Bu kararda yanlış yorumlanmaya en açık nokta, ziynetleri fiilen alan kişi ile talebin yöneltilebileceği kişinin her durumda aynı kişi olduğunun varsayılmasıdır. Yargıtay, somut olayda kayınbabanın ziynetleri aldığı iddiasını davalı eşi uyuşmazlığın dışında bırakmak için yeterli görmemiş; baba ile eş arasındaki menfaat birliğini ve ziynetlerin eşin uhdesinde bulunduğuna ilişkin iddiayı belirleyici kabul etmiştir.
Davacı açısından yalnız akrabalık ilişkisini göstermek yerine, davalı eşin ziynetlerle bağlantısını kuran somut vakıaların dilekçede açık biçimde ortaya konulması daha sağlıklı bir yöntemdir. Davalı açısından ise savunmayı yalnız “ziynetleri ben almadım” cümlesine dayandırmak bu karar karşısında yeterli olmayabilir. Buna rağmen husumetin yöneltilebilmesi ile alacağın nihai olarak kabul edilmesi birbirinden ayrılmalıdır; bozma sonrasında esasa ilişkin ispat ve sorumluluk değerlendirmesi devam edecektir.
Benzer uyuşmazlıklarda bu kararın güncelliği ve aynı yönde ya da farklı yönde daha yeni kararlar bulunup bulunmadığı Yargıtay Emsal Karar Arama sistemi üzerinden ayrıca kontrol edilmelidir.
Bilgilendirme Notu
Bu içerik, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.06.2026 tarihli, E. 2026/222, K. 2026/6130 sayılı kararı esas alınarak genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebileceğinden, somut bir uyuşmazlık güncel düzenlemeler ve dosyadaki vakıa ile deliller dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.
Av. Arb. M. Fatih Yavaş, Bursa Maya Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatıdır. Bursa'da başta aile hukuku ve boşanma davaları olmak üzere velayet, nafaka, mal paylaşımı, soybağı, miras, icra, gayrimenkul, ceza ve ticaret hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere dava ve icra takipleri, hukuki danışmanlık ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik avukatlık hizmeti sunmaktadır. Her dosyayı kendi hukuki ve fiili özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, müvekkillerine sürecin her aşamasında özenli, şeffaf ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
