boşanmada tepki kusur sayılmaz Yargıtay kararı

Erkeğin fiziksel şiddetine karşı savunma niteliğindeki tepki kadına boşanma kusuru olarak yüklenemez

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararında, başka bir kadınla yaşayan, eşini ve çocuklarını terk eden ve eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğunu değerlendirmiştir. Kararın temel önemi, eşin ağır fiziksel şiddetine karşı ortaya çıkan savunma ve tepki niteliğindeki davranışın, otomatik olarak boşanmada kusur kabul edilemeyeceğini göstermesidir. Bu yönüyle karar, boşanma davasında kusur değerlendirmesi yapılırken olayların tek tek değil, bütünlük içinde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Karar özellikle çekişmeli boşanma davası bakımından, ceza dosyasındaki mahkûmiyet veya HAGB kararlarının aile mahkemesi yönünden her zaman aynı kusur sonucunu doğurmayacağını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Hukuk Genel Kurulu, erkeğin kendi ağır kusurlu davranışlarına dayanarak boşanma sonucu elde edemeyeceğini vurgulayan yaklaşımıyla kendi kusuruna dayanarak boşanma davası açılamayacağı ilkesini somutlaştırmıştır. Ayrıca kadın tarafından açılan bağımsız tedbir nafakası davası da, erkeğin evin ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaması nedeniyle ayrı yaşamada haklılık değerlendirmesiyle birlikte ele alınmıştır.

Bu karardan çıkarılacak temel sonuç

Eşin ağır fiziksel şiddetine karşı savunma ve tepki niteliğinde gerçekleşen davranış, somut olayın bütünlüğü içinde boşanmaya sebep olan kusur olarak kabul edilmeyebilir. Tam kusurlu eşin açtığı boşanma davasının kabul edilebilmesi için, davalı eşe az da olsa boşanmayı gerektiren kusurlu bir davranış yüklenebilmelidir.

Kararın uygulamadaki önemi

Bu karar, boşanma dosyalarında kusur tespitinin yalnızca ceza dosyasında verilen karar başlığına bakılarak yapılamayacağını göstermektedir. Özellikle fiziksel şiddet, sadakatsizlik, ortak konutu terk, çocukların ve evin ihtiyaçlarını karşılamama gibi vakıalar birlikte mevcutsa, mahkeme olayların zaman sırasını ve ağırlığını ayrıca değerlendirmelidir.

Kararın dava stratejisi bakımından önemi, “karşılıklı yaralama” şeklinde görünen olaylarda tarafların eşit veya karşılıklı kusurlu kabul edilmesinin her zaman doğru olmayabileceğidir. İlk haksız hareketin kimden geldiği, eylemin savunma veya tepki niteliğinde olup olmadığı ve boşanma davasının hangi vakıalara dayandırıldığı ayrı ayrı incelenmelidir. Bu nedenle ceza dosyasındaki tespitler aile mahkemesi bakımından önemli olmakla birlikte, boşanma kusuru yönünden tek başına mekanik bir sonuca götürmemelidir.

Bu karar hangi durumlarda tek başına yeterli olmayabilir?

Bu karar, her karşılıklı yaralama veya tartışma olayında otomatik olarak taraflardan birinin kusursuz kabul edileceği anlamına gelmez. Somut olayda belirleyici olan hususlar; erkeğin başka bir kadınla yaşaması, eşini ve çocuklarını terk etmesi, evin ihtiyaçlarını karşılamaması, ortak konuta gelerek eşine yumruk ve tekme ile fiziksel şiddet uygulaması ve kadının eyleminin bu şiddete karşı savunma/tepki niteliğinde görülmesidir.

Başka dosyalarda olayın gelişimi, tarafların delilleri, ceza dosyasındaki tespitler, tanık anlatımları, dava ve karşı dava tarihleri farklı olabilir. Bu nedenle karar, benzer olaylarda güçlü bir değerlendirme dayanağı oluşturabilir; ancak her dosyada kesin sonuç vaat etmez.


İlgili Yargıtay kararının tam metni

Aşağıda yer alan karar, boşanmada savunma niteliğindeki tepkinin kusur sayılıp sayılmayacağı bakımından önemli ilkeler içermektedir. Kararın tam metni aşağıda sunulmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/382 E., 2024/244 K., 15.05.2024

Bu karar, tam kusurlu eşin açtığı boşanma davasında davalı eşe yüklenen tek vakıanın savunma ve tepki niteliğinde olup olmadığının nasıl değerlendirileceği bakımından önem taşımaktadır. Hukuk Genel Kurulu, somut olayda kadının tırnakla yaralama eylemini, erkeğin tekme ve yumrukla fiziksel şiddetine karşı savunma/tepki niteliğinde görmüş ve kadına boşanmayı gerektiren kusur yüklenemeyeceği sonucuna varmıştır.

Taraflar arasında birleştirilerek görülen bağımsız tedbir nafakası ile boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl dava olan bağımsız tedbir nafakası davasının kabulüne birleşen boşanma davasının ise reddine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; tarafların bağımsız tedbir nafakası davasına yönelik istinaf başvurularının miktar yönünden kesinlik sınırı altında kaldığı gerekçesiyle reddine, birleşen boşanma davasının reddine yönelik davalı-birleşen davacı erkek eş vekilinin istinaf başvurusun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı-birleşen davalı kadın eş vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı-birleşen davalı kadın eş vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. ASIL DAVA

  1. Davacı kadın eş vekili dava dilekçesinde; tarafların 05.10.2016 tarihinde resmî olarak evlendiklerini, bu evlilikten üç çocuklarının dünyaya geldiğini, davalının başka bir kadın ile birlikte yaşadığını, çocukların ve evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, tır şoförü olarak çalışan davalının aylık 3.000,00 ilâ 4.000,00 TL arasında gelir elde ettiğini, müvekkilinin ise ev hanımı olduğunu ve hiçbir gelirinin bulunmadığını ileri sürerek Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 197 nci maddesi uyarınca kadın yararına 500,00 TL, çocuklar yararına 1.200,00 TL tedbir nafakası ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
  2. Davalı erkek eş cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, kirada oturduğunu ve asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiğini, bu doğrultuda evinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını zaten karşılamakta olduğunu, mahkemece ekonomik durumu gözetilerek nafaka hususunda karar verilmesini savunmuştur.

II. BİRLEŞEN DAVA

  1. Davacı-birleşen davalı erkek vekili dava dilekçesinde; kadın eşin müvekkilinin evlilikten önceki ilişkisi nedeniyle sorun çıkarttığını, bu durum nedeniyle kıskançlık krizlerine girdiğini, eşine ağza alınmayacak küfürler ettiğini, defalarca yüzüne tükürdüğünü, yaşanan olumsuzluklar karşısında müvekkilinin daha önce sevdiği kız ile tekrar görüşmeye başladığını öğrenen kadın eşin hakaret, tehdit ve küfürlerine devam ettiğini, eşini zor durumda bırakmak amacıyla asılsız ihbar ve şikâyetlerde bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, davalının Suriye vatandaşı olduğunu ve ortak çocukları Suriye’ye götürme ihtimali bulunduğunu belirterek yargılama aşamasında tedbiren, sonrasında ise hükmen velâyetlerin babaya verilmesini talep etmiştir.
  2. Davalı-birleşen davacı kadın vekili cevap dilekçesinde; davacı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, eşine fiziksel şiddet uyguladığını, telefonuna “Nezir” ismi ile kaydettiği bir kadınla eşini aldattığını, bu nedenle tarafların ayrı yaşadıklarını, erkeğin bu kadınla yaşamaya devam ettiğini, ne var ki müvekkilinin çocukları nedeni ile boşanmayı istemediğini, mahkeme aksi kanaate ise velâyetlerin anneye verilmesini ve ayrıca müvekkili yararına 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 03.11.2021 tarihli ve 2019/35 Esas, 2021/805 Karar sayılı kararı ile; tarafların 05.10.2016 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten üç çocuklarının dünyaya geldiği, erkeğin resmî nikâhlı eşi dışında başka bir kadını sevdiği ve fiilen onun yanında yaşadığı, bu kadın nedeniyle davacıyı ve çocuklarını bırakıp gittiği, böyle olunca kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu gerekçesi ile kadın eşin açmış olduğu 4721 sayılı Kanun’un 197 nci maddesine dayalı bağımsız tedbir nafakası istemine yönelik asıl davanın kısmen kabulüne, kadın yararına 500,00 TL, her bir çocuk yararına 300,00’er TL tedbir nafakası ödenmesine; erkek eşin açmış olduğu birleşen boşanma davası bakımından ise; tarafların ayrı yaşamalarına neden olan en son olayın erkeğin bir başka kadınla yaşamasının kadın tarafından öğrenilmesi üzerine yaşandığı, olayla ilgili Nusaybin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/291 Esas ve 2019/727 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde erkeğin ilişkisinin ortaya çıkması üzerine taraflar arasında çıkan tartışmanın şiddetlenerek kavgaya dönüştüğü, erkeğin eşini yumruk ve tekme ile darp ettiği, kadının da çıkan kavgada elleriyle karşılık vererek el ve tırnaklarıyla eşini ağzından yaraladığı gerekçesiyle eşler hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 86/3-a maddesinin uygulandığı, erkeğin 150 gün karşılığı adli para cezası ile kadının 90 gün karşılığı adli para cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararı verildiği, verilen kararın kesinleştiği, erkeğin eşini ve çocuklarını haksız yere terk etmiş olduğu, anılan ceza mahkemesi ilâmına göre de yaralama fiiline konu ilk haksız hareketin erkekten kaynaklandığı, hâlihazırda başkasıyla gayri resmî bir evlilik hayatı kuran ve bu kadından çocukları olan erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu, kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispat edilemediği, erkek tarafından sunulan ses kaydının ise hukuka aykırı delil niteliğinde olup hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle birleşen boşanma davasının reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.04.2022 tarihli ve 2022/421 Esas, 2022/431 Karar sayılı kararı ile; kadının istinaf talebinin incelenmesinde asıl dava olan bağımsız tedbir nafakası davasında çocuklar yararına hükmedilen nafaka miktarlarının az olduğuna ilişkin itirazda bulunulduğu, aynı şekilde erkeğin de hükmedilen nafakaların fazla olduğu yönünde itirazının olduğu, ne var ki kabul-ret oranına göre hükmedilen nafakaların istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle asıl davaya yönelik istinaf dilekçelerinin reddine, erkeğin birleşen boşanma davasının reddine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde ise; erkeğin başka bir kadınla birlikte yaşadığının sabit olduğu, ancak tarafların yargılandığı ceza dosyasına bakıldığında eşlerin karşılıklı olarak kasten yaralama suçundan ceza aldıkları ve hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, dolayısıyla kadının da bu yaralama nedeniyle kusurlu olduğu, böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu ve boşanmaya karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle birleşen boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 500,00’er TL iştirak, kadın yararına TMK’nın 169 uncu maddesi uyarınca 500,00 TL tedbir nafakası ile 40.000,00 TL maddi, 35.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı

  1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “…Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar, taraflar arasında yaşanan son tartışmada davacı -davalı kadının da davalı-davacı erkeğe fiziksel şiddet uyguladığı, bunun dosya içerisinde bulunan ceza dosyası ile de sabit olduğu belirtilerek bu vakıa kadına kusur olarak yüklenilmiş ve erkeğin birleşen boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; olayın örgüsü içerisinde davacı-davalı kadının Suriye ülkesi vatandaşı olduğu, Türkiye’ye gelerek davalı-davacı ile evlendiği, bu evliliğinden ergin olmayan üç çocuğunun bulunduğu, davalı davacı erkeğin ise başkasını sevdiğini, o kadınla yaşamak istediğini beyan ederek müşterek konutu terk ettiği ve birlikte olduğu kadın ve ondan olan iki çocuğuyla birlikte yaşamaya başladığı, dosyada yer alan Nusaybin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/291-727 E.K. Sayılı kesinleşen ceza mahkemesi kararından da anlaşılacağı üzere taraflar arasında erkeğin sadakatsizliği nedeniyle çıkan tartışmada ilk olarak davalı -davacı erkeğin davacı -davalı kadını tekme ve yumruk atmak suretiyle yaraladığı, kadının da çıkan kavgada elleriyle karşılık vererek el ve tırnaklarıyla erkeği ağzından (adli rapora göre dudağının iç tarafından) yaraladığı, ilk eylemin erkekten geldiği, bu nedenle kadının cezasında 1/2 oranında haksız tahrik indirimi uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bölge adliye mahkemesince kadına kusur olarak yüklenen bu vakıanın, tarafların içinde bulundukları mevcut durum ve fiziksel yapıları da dikkate alındığında erkeğin daha ağır nitelikteki (tekme ve yumruk) fiziksel şiddetine tepki niteliğinde olduğu, bu nedenle bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Davalı-davacı erkeğin temyiz yasa yoluna başvurmaması nedeniyle davacı-davalı kadına başka bir vakıanın kusur olarak yüklenmesi de mümkün bulunmamaktadır. Hal böyle olunca boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olan davalı-davacı erkeğin açmış olduğu birleşen boşanma davasının reddi gerekirken, bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf talebinin kabulüne karar verilerek, yazılı şekilde boşanmaya karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…”
    gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar bozma ilâmında kadına yüklenen vakıanın “tepki niteliğinde” davranış olması nedeniyle kusur olarak yüklenemeyeceğine işaret edilmişse de, ceza dosyasının incelenmesinde kadın eş yararına şahsi cezasızlık sebepleri uygulanmadığı (TCK md. 25, 27), tahrik hükümlerinin (TCK md. 29) uygulanması suretiyle cezada indirime gidildiği, böyle olunca haksız tahrik hükümleri uygulanmak suretiyle de olsa kadın yönünden ceza tayin edildiği, dolayısıyla kadının bu eyleminin hukuka aykırılığının tespit edildiği, diğer yandan ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararının hukuk hâkimini bağlayacağı da (TBK md. 74) dikkate alındığında kadının eyleminin tepki sınırlarını aştığı gerekçesiyle direnme karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı-birleşen davalı vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesinin hatalı yapıldığını, boşanmaya sebep olan olaylarda müvekkilinden kaynaklanan kusurlu bir davranışın bulunmadığını ileri sürerek birleşen boşanma davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanıp ispatlanmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı-birleşen davacı erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166 ncı maddesi.

2. Değerlendirme

  1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
  2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun’un “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları;
    “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
    Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.
  3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.
  4. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
  5. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
  6. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (4721 sayılı Kanun md. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (TMK md. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların TMK’nın 166/2 nci maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir. Diğer bir ifadeyle; davacının ağır kusurlu olduğu durumlarda, az kusurlu davalının boşanmak istememesi tek başına hâkimin davayı reddetmesini gerektirmez, az kusurlu eşin karşı çıkmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, ayrıca eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığının anlaşılması karşısında hâkim boşanma kararı vermelidir.
  7. Eldeki davaya gelince; İlk Derece Mahkemesince boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu, kadın eşin ise kusurlu bir davranışının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada tarafların karşılıklı olarak yargılandıkları ceza dosyası gözetilerek kadının işlemiş olduğu suç nedeniyle az da olsa kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiştir. Özel Daire ise kadına kusur olarak yüklenen vakıanın, erkeğin daha ağır olan fiziksel şiddetine karşı tepki niteliğinde olduğu, bu nedenle belirtilen vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
  8. Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; 05.10.2016 tarihinde evlenen ve bu evlilikten üç çocukları bulunan taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Bu sonuç tamamen erkek eşin tutum ve davranışlarından kaynaklanmıştır. Zira kesinleşen olaylara göre boşanma talep eden erkek; başka bir kadınla gayri resmî evlilik hayatı kurmuş, bu sebeple de eşini ve çocuklarını terk etmiştir. Bu olaylar neticesinde boşanmayı kabul etmeyen kadın tarafından; 23.01.2019 tarihinde davalının başka bir kadın ile birlikte yaşadığı, çocukların ve evin ihtiyaçlarını karşılamadığı ileri sürülerek bağımsız tedbir nafakası davası açılmış, bu davaya karşılık erkek eş de 17.06.2019 tarihinde boşanma davası açmıştır. Her iki dava tarihi arasında gerçekleştiği anlaşılan ve Bölge Adliye Mahkemesince direnmeye esas alınan ceza dosyasının incelenmesinde ise; olay tarihinde tarafların resmî nikahlı evli oldukları, fiilen bir başka kadınla yaşayan erkeğin 05.05.2019 tarihinde ortak konuta geldiği, kıskançlık nedeniyle eşlerin tartışmaya başladıkları, tartışmanın şiddetlenerek kavgaya dönüştüğü, erkeğin eşini yumruk ve tekme ile darp ettiği, buna karşılık kadının kendini savunmaya çalıştığı ve bu sırada tırnağıyla eşini yaraladığı, ne var ki ilk haksız hareketin başka bir kadınla nikahsız yaşamaya başlayan ve eşine vuran erkekten geldiği anlaşıldığından kadın yararına haksız tahrik indirimi uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
  9. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olay değerlendirildiğinde; resmî nikahlı eşini ve üç çocuğunu terk ederek başka bir kadınla yaşamaya başlayan, evinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamayan, bu nedenle eşini bağımsız tedbir nafakası davası açmak zorunda bırakan, açılan davanın yargılaması devam ederken 05.05.2019 tarihinde ortak konuta gelerek sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemi nedeniyle çıkan tartışmada eşini yumruk ve tekme ile darp eden, yaşanılan bu darp olayından sonra 17.06.2019 tarihinde boşanma davası açan ve belirtilen ceza dosyasına delil olarak dayanan erkeğin bu kusurlu davranışları karşısında, eşinin tekme ve yumruğuna karşı gerçekleştirdiği anlaşılan “tırnakla yaralama” eylemi nedeniyle boşanmaya sebep olan olaylarda az da olsa kusurlu olduğu kabul edilerek münhasıran bu eylemi nedeniyle boşanmaya karar verilmiş olması somut olay bazında isabetli bulunmamıştır. Gerçekten de savunma iç güdüsü ile hareket eden kadının belirtilen eyleminin, kendini savunma ve tepki niteliğinde davranış olduğu hususu tereddütsüz olup bu hâliyle boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin tam kusurlu olduğu, kadın eşin boşanmayı gerektiren kusurlu bir davranışının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.
  10. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
  11. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca direnme kararını veren Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.


Bu karar hangi durumlarda emsal olabilir?

  • Eşlerden birinin başka bir kadınla veya erkekle fiilen birlikte yaşamaya başlaması ve resmi eşini terk etmesi durumlarında.
  • Tam kusurlu olduğu ileri sürülen eşin TMK 166 kapsamında boşanma davası açtığı uyuşmazlıklarda.
  • Ceza dosyasında karşılıklı yaralama tespiti bulunmasına rağmen, boşanma kusuru bakımından olayın bütünlüğünün tartışıldığı dosyalarda.
  • İlk haksız hareketin fiziksel şiddet uygulayan eşten geldiği ve diğer eşin davranışının savunma/tepki niteliğinde olduğu olaylarda.
  • Bağımsız tedbir nafakası davası ile sonradan açılan boşanma davasının birlikte değerlendirildiği dosyalarda.
  • HAGB veya ceza mahkemesi kararının aile mahkemesindeki kusur değerlendirmesine etkisinin tartışıldığı boşanma davalarında.

Sıkça sorulan sorular

Scroll to Top