Boşanma davalarında kusur belirlemesi yalnızca tarafların doğrudan davranışlarına dayanmaz. Yargıtay, eşler arasındaki koruma yükümlülüğünü de açık biçimde değerlendirir. Özellikle aile müdahalelerine karşı pasif kalan eş, ağır kusurlu sayılabilir. İncelenen kararda Yargıtay, eşini ailesine karşı korumayan tarafın evlilik birliğini zedelediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, yalnızca fiziksel veya sözlü şiddetin değil, sessiz kalmanın da hukuki sonuç doğurduğunu gösterir. Ayrıca karar, aleyhe bozma yasağı ve tazminat şartları açısından önemli ilkeler içerir. Bu yönüyle hem uygulamada hem de benzer davalarda güçlü bir emsal niteliği taşır. Bu karar, kusur değerlendirmesinde aile müdahalesinin sınırını açıkça çizer. Aşağıda kararın öne çıkan hukuki sonuçlarını ve uygulamadaki etkilerini net başlıklar altında inceliyoruz.
İçindekiler
Aile Müdahalesine Sessiz Kalmanın Hukuki Sonucu
Yargıtay bu kararda, boşanma davalarında kusur belirlemesi yapılırken eşlerin birbirine karşı koruma yükümlülüğünü ve aile müdahaleleri karşısındaki tutumunu değerlendirmiştir. Mahkeme, erkeğin kendi ailesi ile eşi arasındaki dengeyi kuramamasını ağır kusur saymıştır. Ayrıca ailesinin müdahalelerine sessiz kalmasını da boşanmada aleyhe değerlendirmiştir. Bu karar, sadece aktif şiddetin değil, pasif kalmanın da ciddi hukuki sonuç doğurduğunu açıkça göstermektedir. Bunun yanında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların somut olay içindeki davranışlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Aleyhe Bozma Yasağı ve Usuli Kazanılmış Hak
Kararın bir diğer önemli yönü ise usul hukukuna ilişkin “aleyhe bozma yasağı” kuralını vurgulamasıdır. İlk yerel mahkeme kararını sadece kadın tarafı temyiz ettiği için, Yargıtay bozması sonrası yapılan yargılamada kadına yeni kusurlar yüklenmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay, temyiz eden tarafın durumunun mahkemece daha kötü bir noktaya taşınamayacağını net bir şekilde ifade etmiştir. Bu ilke, tarafların haklarını ararken usul kurallarının ne kadar koruyucu olduğunu açıkça ortaya koyar.
Manevi Tazminat ve Kişilik Haklarına Saldırı
Yargıtay’a göre, bir eşin diğer eşi ailesinin müdahalelerine karşı savunmasız bırakması sadece evlilik birliğini sarsan bir davranış değildir. Bu tutum aynı zamanda karşı tarafın kişilik haklarına saldırı niteliği de taşımaktadır. Kararda, erkeğin ağır kusurlu olduğu tespit edildikten sonra kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi hatalı bulunmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca, boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olan tarafın, diğer tarafın mevcut ve beklenen menfaatlerine zarar verdiği kabul edilmiştir. Karar, tazminat miktarı belirlenirken kusurun ağırlığının temel ölçütlerden biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Yargıtay Kararının Uygulamadaki Genel Sonucu
Bu karar, ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerine, kusur tespiti yaparken sadece tarafların birbirine söyledikleri sözlere değil, genel koruma yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadıklarına da bakılması gerektiğini göstermektedir. Uygulamada aile müdahalesi nedeniyle açılan davalarda, sessiz kalan eşin bu tutumu ağır kusur olarak değerlendirilmektedir. Karar, eşini ailesine karşı korumayan tarafın maddi ve manevi tazminat ödemesi gerektiğini net biçimde göstermektedir. Bu yönüyle karar, benzer uyuşmazlıklarda doğrudan emsal alınabilecek niteliktedir.
İlgili Yargıtay Kararının Tam Metni
Aşağıda yer alan karar, boşanma davalarında kusur belirlemesi ve tazminat hakkı bakımından önemli ilkeler içermektedir. Kararın tam metni aşağıda sunulmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/356 E., 2020/1767 K., 03.03.2020
Bu karar, boşanma davalarında kusur belirlemesi, aile müdahaleleri karşısında eşin tutumu ve tazminat taleplerinin hangi şartlarda kabul edileceğini göstermesi bakımından önemli bir Yargıtay içtihadıdır.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri ile tedbir nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı-karşı davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Mahkemece verilen ilk kararda, davacı-karşı davalı erkeğin ailesi ve eşi arasındaki dengeyi kuramadığı ve eşine koruyucu davranmadığı, buna karşılık davalı-karşı davacı kadının da kıskanç tavırları olduğu, eşine başkaları yanında sinirli ve agresif davrandığı ve hakaret ettiği belirtilerek kadın ağır, erkek daha az kusurlu olduğu belirtilerek kadının davası reddedilmiş erkeğin davası kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Hükmün davalı-karşı davacı kadın tarafından temyiz edilmesi üzerine dairemizin 13.02.2018 tarihli kararı ile davalı-karşı davacı kadının ruhsal rahatsızlığı olduşu belirtildiğinden mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 56. maddesi uyarınca davalının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesi” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece verilen ilk hüküm sadece davalı- karşı davacı kadın tarafından temyiz edildiğinden, temyiz edenin aleyhine olacak şekilde mahkemece davalı-karşı davacı kadına yeni vakıalar kusur olarak eklenemez. Yine ilk karar ile erkeğe yüklenen kusurlu davranışlar davacı-karşı davalı erkek tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. O halde, ilk kararda kadına yüklenmediği halde bozma sonrası mahkemece davalı-karşı davacı kadının “Eşine ailesi yanında küçük düşürücü sözler söylemesi” vakıası kusur olarak yüklenemeyecek ve davacı-karşı davalı erkeğe ilk kararla yüklenen “Ailesinin evliliğe aşırı müdahalesi vakıası da” kesinleştiği için kusur olmaktan çıkarılamayacaktır. Gerçekleşen bu duruma göre davacı-karşı davalı erkek davalı-karşı davacı kadına göre daha fazla kusurlu olup mahkemece yapılan kusur belirlemesi doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya neden olan olaylarda davacı-karşı davalı erkek ağır kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir. Kadın, boşanma sonucu eşin maddi desteğinden yoksun kalacaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2. maddesi koşulları kadın yararına oluşmuştur. Bu durumda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı, hakkaniyet kuralları gözetilerek davalı-karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.03.2020
Bu Yargıtay Kararı Hangi Durumlarda Emsal Olabilir?
- Aile müdahalesine sessiz kalmanın kusur tespiti
- Temyiz aşamasında aleyhe bozma yasağının uygulanması
- Maddi ve manevi tazminat taleplerinin kusur oranına göre belirlenmesi
- Boşanmada kişilik haklarına saldırı ve tazminat şartları
