Evlenmeden önce eşe yalan söylemek, Türk Medeni Kanunu’nda ayrıca sayılmış bir boşanma sebebi değildir. Yargıtay’a göre boşanma davasında yalnız evlilik birliği içinde gerçekleşen kusurlu davranışlar dikkate alınır; bu nedenle evlenmeden önce söylenen yalan kural olarak boşanmada kusur sayılmaz. Yalan kanunun saydığı yanılma veya aldatma hâllerinden birine giriyorsa evliliğin iptali istenebilir; iptal davası ise kısa bir süreye bağlıdır.
İçindekiler
Boşanma, geçerli olarak kurulmuş bir evliliği sona erdirir. Bu yazıda anlatılan iptal ise evliliğin, kurulurken eşlerden biri yanıldığı veya aldatıldığı için hâkim kararıyla ortadan kaldırılmasıdır. Hangi yolun açık olduğu, yalanın konusuna ve gerçeğin ne zaman öğrenildiğine göre belirlenir.
Evlenmeden önce söylenen yalan boşanma davasında kusur sayılır mı?
Evlenmeden önce söylenen yalan kural olarak boşanma davasında kusur sayılmaz ve tek başına boşanmaya yol açmaz; boşanma davasında evlilik birliği içinde gerçekleşen olaylar değerlendirilir. Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir (TMK 166/1). Kanun bu genel sebepte belirli davranışları tek tek saymaz; evlilik birliğinin temelinden sarsılması ise evlilik içindeki olaylara göre belirlenir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.06.2024 tarihli, 2023/5624 Esas ve 2024/4524 Karar sayılı kararıyla onanan dosyada ilk derece mahkemesi, yani davaya ilk bakan mahkeme, kadının evlenmeden önceki borç durumunu erkekten saklamasını kadının kusurları arasında saydı. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi bu vakıayı kusurlardan çıkarmadı, ancak fiziksel şiddet, hakaret ve tehdit nedeniyle erkeği ağır kusurlu buldu. Yargıtay onama kararında bu vakıayı ayrıca tartışmadı. 2. Hukuk Dairesi ise konuyu doğrudan ele aldığı 10.09.2025 tarihli, 2025/30 Esas ve 2025/7101 Karar sayılı kararında, kadının evlenmeden önce yaşını gizlemesinin ve çocuk yapabilecek durumda olduğunu söylemesinin boşanma davasında kusur olarak yüklenemeyeceğini, bu tür vakıaların ancak koşulları varsa nispi butlanla evliliğin iptali davasına konu olabileceğini belirtti.
Daire, oyçokluğuyla verdiği 28.11.2012 tarihli, 2012/8975 Esas ve 2012/28580 Karar sayılı kararında da tarafların ancak evlilik birliği içinde gerçekleşen kusurlu davranışlarının boşanma sebebi olacağını belirtti. Aynı kararda, evlenmeden önce bir rahatsızlığın eşten gizlenmesinin TMK 149 ve 150’deki iptal sebeplerini oluşturabileceği kabul edildi. Kanaatimizce yalanın evlilik içinde yeni beyanlarla sürdürülmesi veya evlilik içinde ortaya çıkan başka davranışlar ise boşanma davasında ayrıca değerlendirilebilir.
Boşanma davasında diğer eşin kusurunu ileri süren eş onu ispatlamak zorundadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 16.10.2024 tarihli, 2024/101 Esas ve 2024/7537 Karar sayılı kararında, tarafların evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda diğer tarafın kusurunu ispatla yükümlü olduğunu belirtti. Aynı kararda, hukuka aykırı elde edilen delilin bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesine dayanılarak hatırlatıldı ve şifre kırılarak elde edilen mesajların hükme esas alınamayacağı belirtildi. Bu nedenle evlilik öncesi yalanı gösteren resmî kayıtlar ve mesajlar iptal davasında, evlilik içindeki davranışlara ilişkin deliller ise boşanma davasında hukuka uygun yolla dosyaya konulmalıdır.
Evlenmeden önce söylenen yalan hangi durumlarda evliliğin iptaline yol açar?
Yalan, kanundaki yanılma veya aldatma hâllerinden birine giriyorsa evliliğin iptaline yol açar. Yanılma için TMK 149, aldatma için TMK 150 uygulanır. Evli olma ve akıl hastalığı için aşağıda anlatılan mutlak butlan hâlleri ayrıdır. Bunların dışında kalan ve iptal sebebine girmeyen bir yalan ise evlilikten önce söylendiği için boşanma davasında da kural olarak kusur sayılmaz.
Kanuna göre eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelik konusunda yanılarak evlenen eş, iptal davası açabilir (TMK 149). Yanılmanın önemli bir niteliğe ilişkin olması yetmez; bu niteliğin eşte bulunmaması, birlikte yaşamayı davacı için çekilmez kılmalıdır.
Kanun aldatmayı iki hâlde iptal sebebi sayar (TMK 150). İlki, eşin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olunmasıdır. İkincisi, davacının veya çocukları ve torunları gibi altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın davacıdan gizlenmesidir.
Örneğin bir kişi, eşinin evlenmeden önce kendisine bulaşabilecek ağır bir hastalığı bildiği hâlde sakladığını öğrenirse TMK 150 kapsamında iptal davası açabilir. Örnek varsayımsaldır ve sonuç, hastalığın gerçek etkisine ilişkin delillere bağlıdır.
Eşlerden birinin evlenme sırasında başka biriyle evli olması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması ise iptal sebebi değil, mutlak butlan sebebidir (TMK 145). Mutlak butlan, iptal davasından ayrı bir geçersizlik davasıdır ve bu hâllerde sonuç, durumun gizlenip gizlenmediğine bağlı değildir. Mutlak butlan davasını Cumhuriyet savcısı kendiliğinden açar; ilgisi olan herkes de bu davayı açabilir (TMK 146).
Gerçeği öğrendikten sonra dava için ne kadar süre vardır?
İptal davası, iptal sebebinin öğrenildiği tarihten başlayarak altı ay içinde ve her hâlde evlenmeden itibaren beş yıl dolmadan açılmalıdır. Kanun bu süreyi hak düşürücü süre olarak adlandırır; süre dolunca iptal davası açma hakkı sona erer (TMK 152).
Altı aylık süre, yalanın söylendiği gün değil, eşin gerçeği öğrendiği gün başlar. Örneğin evlenmeden üç yıl sonra eşinin ağır bir hastalığı bilerek sakladığını öğrenen kişi, öğrenmeden itibaren altı ay içinde iptal davası açabilir. Evlenmenin üzerinden beş yıl geçmişse öğrenme tarihi ne olursa olsun iptal davası açma hakkı sona ermiştir.
Boşanma davasında böyle bir süre yoktur. TMK 166’da evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılacak boşanma davası için ayrıca bir dava açma süresi öngörülmemiştir. Ancak iptal süresinin kaçırılması, aynı yalanı boşanma davasında kusur hâline getirmez; boşanma davası evlilik içindeki olaylara dayanılarak açılır.
Sağlık, borç veya önceki evlilik hakkındaki yalan farklı mı değerlendirilir?
TMK 150’nin sağlıkla ilgili hükmü, ağır tehlike oluşturan hastalığın gizlenmesini kapsar. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturmayan bir sağlık sorunu TMK 150 kapsamına girmez; bu sorun TMK 149’daki önemli nitelik yanılmasının şartlarını karşılıyorsa yanılma sebebiyle iptal istenebilir.
Önceki evlilikte sonuç, o evliliğin evlenme sırasında sürüp sürmediğine göre değişir. Eş evlenme sırasında hâlâ başka biriyle evliyse sonuç mutlak butlandır (TMK 145). Sona ermiş bir önceki evliliğin veya o evlilikten doğan çocuğun saklanması ise borç, meslek, eğitim ve gelir hakkındaki yalanlar gibi, TMK 149’daki önemli nitelik yanılmasının şartlarını karşılıyorsa iptal sebebi olabilir.
Bu şartlar karşılanmıyorsa ya da iptal süresi geçmişse yukarıda anlatılan Yargıtay kararlarındaki kural uygulanır; boşanma davasında yalnız evlilik içinde gerçekleşen ve kusur sayılan davranışlar değerlendirilir.
Evlilik iptal edilirse eşler bakımından ne değişir?
Evlilik, iptal kararı verilene kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Kanuna göre geçersiz bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer (TMK 156).
Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı konularında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır (TMK 158). Bu nedenle yalan sebebiyle iptal yoluna gidilmesi, tazminat ve nafaka taleplerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Yalan söyleyen eşten tazminat ve nafaka istenebilir mi?
İstenebilir, ancak yalan tek başına maddi ve manevi tazminat veya nafaka hakkı doğurmaz. Kanuna göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf da kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteyebilir (TMK 174). Bu nedenle evlilik öncesi yalan, boşanma davasındaki tazminat taleplerinde de kural olarak kusur sayılmaz. Evlilik iptal edilirse tazminat ve nafaka hakkında boşanma hükümleri uygulandığından (TMK 158), kanaatimizce aldatılan eşin kişilik hakkı zedelenmişse manevi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenmişse maddi tazminat istenebilir.
Yalan, iptal davasında kusur dağılımını değiştirdiği ölçüde yoksulluk nafakası talebini de etkileyebilir. Kanuna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebilir (TMK 175). Kanaatimizce iptal davasında yalan söyleyen eşin kusuru daha ağır bulunursa onun yoksulluk nafakası talebi bu şart yüzünden reddedilebilir.
Evliliğin iptali sebeplerine ilişkin Yargıtay kararları
“…Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenen kişi (TMK m. 149/2) veya kendisinin veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenen kişi (TMK m. 150/2) evlenmenin nisbi butlan ile iptalini isteyebilir. İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer (TMK m. 152).…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2017/1023, K. 2018/10252, T. 01.10.2018
“…Evlenme akdinin geçerli olabilmesi için tarafların iç iradesi ile dış iradeleri arasında uyumsuzluk bulunmamalıdır. İrade sakatlığı kavramı ise tarafların iç iradeleri ile dış iradeleri arasında oluşan uyumsuzluğu ifade etmektedir. 4721 sayılı Kanun, nisbi butlanla evliliğin iptali davalarında irade sakatlığı hâllerini; yanılma (TMK m. 149), aldatma (TMK m. 150) ve korkutma (TMK m. 151) madde kenar başlıkları altında sınırlı olarak saymıştır.…”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2294, K. 2020/671, T. 23.09.2020
Sıkça Sorulan Sorular
Boşanma davasında bu kabul, yalanı kural olarak eşin kusuru hâline getirmez; çünkü boşanmada evlenmeden önceki davranışlar değil, evlilik içindeki olaylar değerlendirilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/7537 Karar sayılı kararına göre taraflar boşanma sebebi olarak ileri sürülen maddi olayları kabul ederse başka kanıt aranmayabilir; bu kural evlilik içindeki olaylar için geçerlidir ve bu olayların boşanmayı gerektirip gerektirmediğini yine hâkim takdir eder. Yalan yanılma veya aldatma şartlarını karşılıyorsa eşin kabulü, evliliğin iptali davasında delil olarak değerlendirilebilir.
Açabilirsiniz. Evlenmeden önce söylediğiniz yalan kural olarak boşanma davasında size kusur olarak yüklenmez. Ancak evlilik içindeki davranışlarınız nedeniyle kusurunuz daha ağırsa Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin ikinci fıkrasına göre davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı vardır; itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evliliğin devamında davalı eş ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya yine karar verilebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 157. maddesine göre iptal edilen evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılır. Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
Sürdürebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 159. maddesine göre evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez, ancak mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilir. Dava sonunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçı olamaz ve daha önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde girmez. Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesine göre mahkeme evliliğin iptaline karar verirse mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Bu nedenle tasfiyede dava tarihinden önce edinilen mallar esas alınır; iptal davası reddedilirse bu sonuç doğmaz.
Avukat Görüşü
Bu dosyalarda ilk iş, gerçeğin hangi gün ve hangi yolla öğrenildiğini belgeyle göstermektir. İptal davası öğrenmeden itibaren altı ayla sınırlı olduğundan öğrenme tarihini gösteren mesaj, yazı veya kayıt sürenin hesabında doğrudan kullanılır. Bu nedenle hangi davanın açılacağı gecikmeden belirlenmelidir.
İkinci olarak gizlenen bilginin evlenmeden önce var olduğu ve diğer eşin evlenmeden önce gerçeğe aykırı bir beyanda bulunduğu ya da bilgiyi sakladığı ayrı ayrı delillendirilmelidir. Nüfus, adli sicil, icra veya sağlık kayıtları gibi belgeler bu olguları gösterebilir; bunların hukuka uygun yolla, gerekirse mahkeme aracılığıyla dosyaya getirtilmesi gerekir. Eşin telefonuna veya hesabına izinsiz girilerek elde edilen kayıtlar ise dosyaya konulmamalıdır.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Yazıda anılan kanun hükümleri 14.10.2026 tarihli hâliyle anlatılmıştır; mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir.
